پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
Sunday 21 July 2019 - الأحد 16 ذو القعدة 1440 - يکشنبه 30 4 1398
 
 
 
  • İBRETLİ ÖYKÜLER   
  • 2010.07.05 21:28:27  
  • CountVisit : 129   
  • Sendtofriend
  •  
  •  
  • 1- Ham Öğüt!

    Bir gün İmam Seccad (a.s), Mina’da Hasan-i Basri’nin halka mev’ize (öğüt) ettiğini görünce ona şöyle buyurdular:
    “Ey Hasan! Sus da senden bir soru sorayım! Acaba işin sonunda kendin ile Allah arasındaki olan bu halinden razı olacak mısın?”
    Hasan-ı Basri, "Hayır! Razı olmayacağım."dedi.
    İmam Seccad (a.s)- “Acaba istediğin hal ve duruma ulaşmak için bu durumunu değiştirmeyi düşünüyor musun?” dedi.
    Hasan-i Basri bu sözü duyunca başını önüne eğdi, sonra şöyle dedi:
    “Bu durumu değiştirmek için her defasında kendimle aht ediyorum, ama maalesef böyle olmuyor, sadece sözde baki kalıyor (pratiğe geçmiyor).”
    İmam Seccad (a.s)- “Acaba Hz. Muhammed (s.a.a)’den sonra, seninle tanışlığı (akrabalığı) olan bir peygamberin geleceğini ümit ediyor musun?”diye sordu.
    Hasan-i Basri, "Hayır."dedi.
    İmam Seccad (a.s), “Acaba bu dünyadan başka diğer bir dünyanın da olup orada iyi işler yapacağına ümitli misin?”diye sordu.
    Hasan-i Basrî, "Hayır!"dedi.
    İmam Seccad (a.s), “Acaba eğer bir kimsenin az bir aklı da olmuş olursa, senin kendinden razı olduğun miktarda kendisinden razı olur mu? Oysa ki diğer bir peygamberin geleceğine ve başka bir dünyanın da olup orada iyi amaller yapmakla meşgul olacağına ümidin de yoktur! Bu halinle halka öğüt mü veriyorsun?”dedi.
    İmam Seccad (a.s) onun yanından uzaklaşınca, Hasan-i Basri; “Bu şahıs kim idi?” dedi. "Ali bin Hüseyn (Seccad) idi." dediklerinde; “Bunlar (Ehl-i Beyt) ilim ve hikmet kaynağıdır” dedi.
    Artık ondan sonra Hasan-i Basri’nin halka öğüt verdiğini kimse görmedi.[1]
    ____________________
    [1]- Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 116.
    _________________
     
     
    2- Peygamber (s.a.a)’in Hadisini Alaya Almanın Sonucu

    İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur:
    “İnsan halkla ne yapacağını bilmiyor! Eğer Peygamber (s.a.a)’den duyduğumuz bazı meseleleri onlara söylemiş olursak alay edebilirler, diğer taraftan da bu gerçekleri saklamayı istemiyoruz!”
    Zamret bin Ma’bed, "Siz duyduğunuz şeyleri söyleyin. "dedi.
    İmam (a.s), “Allah’ın düşmanını tabuta bırakıp kabristana götürdüklerinde ne söylediğini biliyor musunuz?” diye sordu.
    Zamret, "Hayır."dedi.
    İmam (a.s), “Allah’ın düşmanı onu götüren kimselere şöyle der:
    “Acaba duymuyor musunuz? Beni aldatan, beni bu duruma düşüren ve beni kurtarmayan Allah’ın düşmanını size şikayet ediyorum. Benimle dost olarak beni hor-hakir eden dostlardan, kendilerini himaye ettiğim beni zelil eden evlatlarımdan ve servetimi onun güzelliği için harcadığım fakat başkalarının oraya yerleştiği evimden şikayetim vardır! Bana acıyın! Bu kadar acele etmeyin!”dedi.
    Zamret, "Eğer bu kadar güzel konuşabiliyorsa, hareket edip onu taşıyanların da boynuna binebilir!"dedi.
    İmam (a.s)- “Allah’ım! Eğer Zamret, Peygamber’in sözlerini alaya alıyorsa ondan intikam al!”diye beddua etti.
    Zamret, kırk gün yaşadıktan sonra hayatını kaybetti. Onun cenazesi yanında olan kölesi, onun defin işlerinden sonra İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın huzuruna gelip Hazretin kenarında oturdu.
    İmam (a.s),“Nereden geliyorsun?”dedi.
    Köle, "Zamret’in cenazesinin defninden dönüyorum. Onun üzerine toprak döktüklerinde, hayatı zamanındaki kesin olarak tanıdığım sesini ondan duydum, şöyle diyordu:
    “Ey Zamret! Bugün, sahip olduğun her dost seni hor-hakir etti, sonuçta ebedi evin olan cehenneme yöneldin!”
    İmam (a.s)- “Allah’tan afiyet (kurtuluş) diliyorum. Zira Peygamber’in hadisini alayya alanın cezası işte budur.”[1]
    _________________
    1- Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 142
    _________________
     
     
    3- Helal Rızkı Talep Etmek Sadakadır

    İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
    “Ali bin Hüseyn (İmam Seccad) (a.s) sabahın erken vakitleri rızk elde etmek için evden dışarı çıktı. Bir adam: "Yebne Resulillah (Ey Resulullah’ın torunu)! Nere gidiyorsunuz? diye sordu.
    İmam (a.s)- “Aileme sadaka vermek için evden dışarı çıktım.”dedi.
    Adam, "Ailenize nasıl sadaka veriyorsunuz?"diye sordu.
    İmam, “Kim helal yoldan bir rızk elde ederse (ve onu ailesi için harcarsa) Allah katında onun için sadaka sayılır!”diye sordu.[1]
    ___________________
    1- Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 67
    _________________
     
    4- İmam (a.s)’ın Ka’be’nin Kenarındaki Münacatı

    Tavus-u Yemani şöyle diyor:
    Ali bin Hüseyin (a.s)’ın akşamdan sahur vaktine kadar Ka’be’nin etrafında tavaf ettiğini gördüm. İbadetle meşguldü, hacılar evlerine gittiğinde ve orası sakinleşince göğe bakıp şöyle dedi:
    “Allah’ım! Yıldızlar ufuklarında kayboldular, halkın gözleri uykuya daldı, senin rahmet kapıların, dergahına muhtaç olanların hepsinin yüzüne açıktır. Bana acıman, beni affetmen ve kıyamet günü mahşer sahrasında ceddim Muhammed’in çehresini (yüzünü) bana göstermen için senin azametli dergahına yönelmişim.” Sonra sızlar ve ağlar bir halde şöyle dua ettiler:
    “Allah’ım! İzzet ve celaline ant olsun ki, günah işlemekle sana muhalefet etmeyi kast etmedim, senin hakkında şüphe ettiğimden veya azabına cahil olduğumdan veyahut cezalandırmana itiraz ettiğimden dolayı sana isyan etmedim. Sadece nefsim beni aldatmıştır, senin (günahlarımı) açığa vurmaman da bu işi yapmak için bana yardım etmiştir.”
    (Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 81)
    _________________
     
     
     
    5- Ahiret Yolculuğu İçin Azık!

    Zühri şöyle diyor:
    Karanlık ve soğuk bir gecede, Ali bin Hüseyin’i bir miktar yiyecek omzuna alıp giderken gördüm. "Ey Resulullah’ın torunu! Bu nedir? Nereye götürüyorsun?"diye sordum.
    İmam (a.s),“Ey Zühri! Ben yolcuyum, bu da yol azığıdır; (yolculuk anında eli boş ve azıksız kalmamam için) götürüp emniyetli bir yere bırakmak istiyorum!”dedi.
    Zohri, "Ey Resulullah’ın torunu! Bu, benim kölemdir, müsaade edin bu yükü o götürsün ve istediğiniz yere ulaştırsın."dedi.
    İmam (a.s), “Allah aşkına, bırak kendim kendi yükümü götüreyim, sen kendi yoluna devam et, benimle işin olmasın!”dedi.
    Zohri bir kaç gün sonra İmam (a.s)’ı görüp şöyle dedi:
    “Ey Resulullah’ın torunu! Ben o gece hakkında konuştuğunuz yolculuktan bir eser görmedim.”
    İmam (a.s),“Ahret yolculuğunu diyordum, ölüm yolculuğunu kastetmiştim, onun için hazırlanıyordum!” dedi.
    Daha sonra İmam (a.s), o gece muhtaçların evine o azığı götürmekten hedefinin ne olduğunu izah edip şöyle buyurdu:
    “Ölüm için hazırlanmak; haramlardan uzak durmak ve hayır işler yapmakla gerçekleşir.”
    (Bihar’ul-Envar, c. 46, s. 65)
    _________________
     
     
    6- Örnek Tavır

    İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın akrabalarından biri, İmam (a.s)’ın karşısında durarak Hazrete çirkin sözler söyledi. İmam (a.s) onun cevabını vermedi. Adam İmam (a.s)’ın yanından uzaklaşınca Hazret yarenlerine dönerek şöyle buyurdular:
    “Bu adamın sözlerini duydunuz, şimdi benimle birlikte onun yanına gelmenizi ve benim ana karşı vereceğim cevabı da duymanızı istiyorum.”
    İmam (a.s)’ın yarenleri cevaben şöyle arz ettiler:
    “Biz hazırız, zaten onun cevabını burada vermenizi istiyorduk, biz de edebildiğimiz kadar ona diyeceğimizi diyeceğiz.”
    Daha sonra İmam (a.s) ayakkabısını giyerek yola koyuldu; yol esnasında şu ayeti okuyorlardı:“Onlar öfkelerini yenir ve insanların suçlarını affederler. Allah iyi iş yapanları sever.” [1]
    Ravi diyor ki, biz İmam (a.s)’ın bu ayeti okumasıyla ona ağır bir söz söylemeyeceğini anladık, o adamın evine geldiğimizde İmam (a.s) onu çağırmaları için şöyle buyurdular:
    “Ona deyin ki, Ali bin Hüseyin’in seninle işi vardır.”
    O adam İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın kendisine yapmış olduğu küstahlığın cevabını vermeye geldiğini zannederek kendini savunmak için hazırlıklı bir halde evden dışarı çıktı. Ama İmam (a.s) onunla göz göze gelince şöyle buyurdular:
    “Ey kardeş! Az önce benim yanıma geldin, ağzına geleni bana söyledin, eğer söylediğin o çirkin şeyler bende var ise ben istiğfar ediyor, Allah’tan beni affetmesini istiyorum; ama eğer söylediğin sözler bende yoksa Allah Teala seni affetsin.”
    Ravi diyor ki: O şahıs, İmam (a.s)’ın bu sözlerini duyunca, İmam (a.s)’a doğru ilerleyip O’nun anlından öperek şöyle dedi “Evet, sizler benim o sözlerimden uzaksınız. Ben söylediğim o sözlere daha layığım.” [2]
    _______________
    [1] Âl- i İmran/134
    [2] - Bihar, c. 46, s. 54.
    _________________
     
     
    7- İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) ve İbadetin Önemi

    Hz. Ali (a.s)’ın kızı Fatıma, bir gün İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın, çok ibadet etmesinden dolayı güçsüz ve zayıf bir duruma düşmüş mübarek bedenini görünce, hemen Cabir’in yanına gelerek şöyle dedi:
    “Cabir! Ey Resulullah’ın sahabesi! Bizim sizin üzerinizde bir takım haklarımız vardır; onlardan biri şudur ki; eğer bizlerden birisinin çok ibadet etmekle kendisini tehlikeye düşürdüğünü gördüğünüzde canını koruması için onu uyarmanızdır. Şimdi kardeşimin yadigarı olan Ali bin Hüseyin (a.s), çok ibadet etmekle kendisini zayıf bir duruma düşürmüş, onun alın ve dizleri nasır bağlamıştır.”
    Cabir bu söz üzerine, dördüncü İmam (a.s)’ın evine doğru hareket etti. Kapının önünde, Beni Haşim’den olan diğer çocuklarla oynayan bir çocuk gördü. Cabir bu çocuğun yürümesine dikkatlice baktı, kendine; “Bu yürüyüş Hz. Peygamber’in yürüyüşünün aynısıdır” dedi. Daha sonra çocuğa; “Evladım ismin nedir?” diye sordu.
    O çocuk: “Ben Ali bin Hüseyin’in oğlu Muhammed’im” dedi.
    Cabir bu sözü ondan duyunca şiddetle ağlayarak şöyle dedi: “Babam sana feda olsun! Yakına gel.”
    İmam Muhammed Bakır (a.s), Cabir’in yanına geldi: Cabir İmam Muhammed Bakır (a.s)’ın gömleğinin düğmelerini açarak elini Hazretin göğsüne bıraktı ve öperek şöyle dedi:
    “Ben Hz. Peygamber (s.a.a)’in selamını sana iletiyorum, Resulullah bana seni görünce böyle davranmamı emretmişti.”
    Daha sonra; “Değerli babandan, benim için izin al” dedi.
    İmam Bakır (a.s) da, babasının yanına giderek yaşlı adamın hareketleriyle söylediği sözünü babasına nakletti:
    İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) şöyle buyurdular:
    “Oğlum! O Cabir’dir; söyle içeri gelsin.”
    Cabir içeri girdiğinde İmam (a.s)’ı mihrapta, çok ibadet etmesi neticesinde bedeninin ezik ve güçsüz bir duruma düştüğünü gördü. İmam (a.s) Cabir’e saygı için ayağa kalktı, onun hal ve hatırını sorarak kendi yanına oturttu.
    Cabir şöyle arz etti: “Ey Peygamber’in oğlu! Allah Teala cenneti siz ve dostlarınız, cehennemi ise düşmanlarınız için yaratmış olduğunu bildiğiniz halde, ibadet etmede bunca çaba ve zahmetin sebebi nedir?
    İmam (a.s) şöyle buyurdular:
    “Allah Teala Kur’ân’da Hz. Peygamber’e hitaben, “Senin günahlarının hepsini affetmişiz” buyurmasına rağmen yine de ceddim Resulullah’ın -anam babam ona feda olsun- ayakları şişecek bir şekilde ibadet ettiğini görmedin mi? Hz. Peygamber’e; “Siz bu makama sahip olmanıza rağmen yine böylesine ibadet mi ediyorsunuz? dediklerinde Hazret şöyle buyurdular: “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?”
    Cabir, sözlerinin İmam (a.s)’a tesir etmeyeceğini ve O Hazreti bu meşakkatli tavırdan alı koymayacağını anlayınca şöyle arz etti:
    “Ey peygamber’in oğlu! O halde en azından canını koru. Çünkü siz öyle bir ailedensiniz ki, bela ve sıkıntılar o aile vasıtasıyla def olur, rahmet yağmuru onların vücudu bereketiyle nazil olur.”
    İmam (a.s) Cabir’in sözlerini dinledikten sonra şöyle buyurdular:
    “Ey Cabir! Ben babalarıma kavuşana dek, onların tuttukları yol ve amellerden vazgeçmeyeceğim.”
    Cabir İmam (a.s)’ın bu sözünü duyunca şöyle dedi:
    “Allah’a and olsun ki, Hz. Peygamber’in evlatları arasında, Yusuf peygamberden başka Ali bin Hüseyin gibi bir kimseyi göremiyorum. Allah’a and olsun ki, yüce şahsiyetin evlatları, Hz. Yusuf’un evlatlarından daha iyiler, bunun evlatları arasında, yeryüzünün zulümle dolduğu bir sırada adaletle dolduracak olan bir kimse (Hz. Mehdi) vardır.”[8]
    (Bihar, c. 46, s. 60)
    _________________
     
     
    8- Nasıl Dua Etmeli?

    Bir kimse İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın huzurunda iken şöyle bir dua etti:
    “Allah’ım! Beni yaratıklarından hiçbirine muhtaç etme!”
    İmam (a.s) adamın böyle bir dua ettiğini görünce şöyle buyurdular:
    “Kesinlikle böyle bir dua etme! Çünkü başkasına muhtaç olmayacak hiçbir kimse yoktur; herkesin bir birine ihtiyacı vardır. Ama dua ederken şöyle de:
    “Allah’ım! Beni kötü kullarına muhtaç etme.”
    (Bihar, c. 48, s. 135)
    _________________
     
     
    9- İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın, Oğluna Tavsiyeleri

    İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s), oğlu İmam Muhammed Bakır (a.s)’a şöyle buyurdular:
    “Oğulcağızım! Beş kimseyle arkadaş olmaktan sakın:
    1- Yalancıyla arkadaş olmaktan sakın. Zira o (insanı aldatan bir) seraba benzer; uzağı yakın yakını da uzak olarak sana gösterir.
    2- Laubali ve günahkar kimseyle arkadaş olmaktan sakın. Çünkü o seni, bir lokmaya veya ondan daha az bir menfaate satar.
    3- Cimriyle arkadaş olmaktan sakın. Zira o, kendisine ihtiyaç duyduğun bir zamanda malını senden esirger.
    4- Ahmakla arkadaş olmaktan sakın. Çünkü o, sana yarar vermek isterken ahmaklığından dolayı zarar verir.
    5- Akrabasıyla ilişkiyi kesenle arkadaş olmaktan sakın. Zira ben Kur’ân’ın üç yerinde[1] akrabasıyla ilişkiyi keseni melun (lanet edilmiş) olarak zikredilmiş gördüm.”[2]
    __________________
    [1]- Muhammed/2, Ra’d/25, Bakara/27.
    [2] - Bihar, c. 74, s. 196 ve 208; c. 78, s. 137 (Az bir farklılıkla)
    _________________
     
     
     
    10- İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s), Hz. Ali (a.s)’ın İbadetinden Söz Ediyor

    İmam Bakır (a.s)’ın değerli babası İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s), ibadette hiç kimsenin erişemediği bir makama erişmişti. İmam (a.s)’ın, geceleri çok ibadet ettiğinden dolayı renginin sarardığını, gözlerinin kızarmış olduğunu, alnının nasır bağladığını, ayaklarının şiştiğini gören oğlu İmam Bakır (a.s) kendisini tutamayıp ağlamaya başladı.
    İmam Bakır (a.s) buyuruyor ki:
    “Ben babamın o haline üzüldüğümden dolayı ağladım, babam ise düşünceye dalmıştı, az sonra beni fark ederek şöyle buyurdular: ‘Ey yavrum! Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s)’ın ibadetinin yazılı olduğu o kitaplardan birisini bana getir.’ Ben o kitabı babama verdim, o kitaptan biraz okudular, daha sonra dayanamayıp onu yere bırakarak şöyle buyurdular: “Kim Ali bin Ebu Talib (a.s)’ın ibadetine güç yetirebilir.” [1]
    _____________________
    [1] - Bihar, c. 46, s. 75.
    _________________
     
     
    11- Efendice Bir Tavır

    İmam Seccad (a.s)’ın bir cariyesi vardı, bir gün Hazretin namaza hazırlanması için İmam Seccad (a.s)’ın eline su döküyordu. Cariye yorulduğundan dolayı ibrik elinden düşerek İmam’ın başını yaraladı. İmam (a.s) başını kaldırıp cariyeye baktı.
    Cariye: “Ve’l- kazimin’el- ğayz” (öfkelerini sindirenler) dedi.
    İmam (a.s): “Ben öfkemi sindirdim” buyurdu.
    Cariye: “Ve’l- afine an’in- nas” (İnsanların suçundan geçenler) dedi.
    İmam (a.s): “Ben seni affettim” buyurdu.
    Cariye: “Vellah’u yuhibb’ul- muhsinin”[1] (Allah güzel iş yapanları sever) dedi.
    İmam (a.s) : “Git, artık sen Allah yolunda serbest ve özgürsün.” buyurdular.[2]
    _________________
    [1] - Âl- i İmran/33.
    [2] - Bihar, c. 46, s. 68; c. 69, s. 348; c. 71, s. 398, 413, c. 80, s. 329
    _________________
     
     
    12- Onu Mekke Ve Mina Tanıyor

    Hişam bin Abdulmelik (Abbasi halifelerinin onuncusu) hac merasimine katılıp Allah’ın evini tavaf etmekle meşgul olduğu bir sırada, Hacer’ül- Esved’e elini sürmek istediğinde halkın izdihamından dolayı eli ona yetişmedi.
    Daha sonra Hişam için oraya bir minber bıraktılar; o da Şam halkı etrafını sardığı halde minberin üzerinden tavaf edenleri seyretmekle meşgul oldu. Bu sırada Hişam’ın gözü Ali bin Hüseyin (a.s)’a ilişti. İmam (a.s) ihram bağladığı ve alnının nasırı gözüktüğü bir halde gelerek tavafa başladı. Hacer’ül- Esved’e ulaştığında, halk onun heybet ve azametini görerek saygı için ona yol verdiler. İmam (a.s) da kolaylıkla Hacer’ül- Esved’i istilam etti (ona elini sürdü).
    Hişam, İmam (a.s)’ın azamet ve halk arasındaki ihtiramını kendi gözleriyle gördüğünden dolayı çok rahatsız oldu. Şamlı birisi Hişam’a dönerek: “Ey Emir’el- Müminin! Bu şahıs kimdir?” diye sordu.
    Hişam, Şam halkının İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ı tanımamaları ve ona rağbet etmemeleri için, tanıdığı halde tanımıyorum dedi.
    Orada bulunan Ferazdak, hiç çekinmeden: “Ben onu çok iyi tanıyorum” dedi.
    Onun bu sözü üzerine Şamlı adam ona dönerek: “Ey Eba Faris! O şahıs kimdir?” diye sordu.
    Ferazdak tam bir şecaatle İmam (a.s) hakkında güzel bir şiir inşat etti. O şiirin birkaç beytinin manası şöyledir:
    Bu öyle bir şahıstır ki, Mekke toprağı onun ayak izini tanıyor.
    Ka’be evi, haremin dışı ve içi de onu tanıyor.
    Bu, Allah’ın en iyi kullarının oğludur.
    Bu, Allah’tan korkan, tertemiz ve Allah’ın yeryüzündeki nişanesidir.
    Bu, öyle bir kimsedir ki, seçkin Ahmed (s.a.a) onun babasıdır.
    Rabbim sürekli ona salat ve selam etmektedir.
    Eğer Rükün (Hacer’ül- Esved), kimin ona el sürdüğünü bilmiş olsaydı,
    Mutlaka yere kapanıp onun ayak yerini öperdi.
    Bu, Resulullah babası olan Ali (Zeyn’ul-Abidin)’dir;
    Ki onun hidayet nuruyla ümmetler hidayet olmaktadır.
    Bu, öyle bir kimsedir ki, Cafer-i Tayyar onun amcasıdır.
    Diğer amcası ise, sevdiklerinden dolayı kendisine yemin ettikleri şehit olmuş kahraman Hamza’dır.
    Bu, kadınların hanım efendisi Fatıma’nın oğludur.
    Ve kılıcında kafirler için azap olan vasi (Ali)’nin oğludur.
    Bu şahıs kimdir? diye sorman, ona zarar vermez;
    Çünkü Arap Acem herkes onu tanımaktadır.[1]
    Hişam, Ferazdak’ın bu şiirinden dolayı sinirlenerek onun Beyt’ul-Mal’dan hukukunun kesilmesini emretti. Sonra: “Neden bizim hakkımızda böyle bir şiir söylemedin?” diye itirazda bulundu.
    Ferazdak cevaben şöyle dedi: “O’nun ceddi gibi bir ced, O’nun babası gibi bir baba ve O’nun annesi gibi bir anne getir, O’nun hakkında söylediğim gibi senin hakkında da söyleyeyim!”
    Hişam, sonra onu Mekke ile Medine arasında olan Osfan’a sürerek orada hapse attırdı.
    Bu olay Ali bin Hüseyin (a.s)’a ulaşınca, İmam (a.s) on iki bin dirhem ona göndererek şöyle dedi: “Ey Eba Faris! Bizi mazur gör. Eğer yanımızda bunda fazla olsaydı, daha fazla gönderirdik.”
    Farazdak bu parayı geri çevirerek şöyle dedi: “Ey Resulullah’ın oğlu! Ben bu kasideyi, sadece Allah ve resulü için olan gazap ve öfkemden dolayı söyledim.”
    İmam (a.s) aynı parayı geri çevirerek şöyle buyurdular: “Benim hakkım için bu parayı kabul et. Şüphesiz Allah Teala senin niyet ve bize olan batini sevginden haberdardır.”
    Ferazdak İmam (a.s)’ın bu sözünü duyunca, İmam (a.s)’ın göndermiş olduğu hediyeyi kabul etti. Ferazdak hapiste olduğu halde Hişam’ı hiciv ediyor ve onun aleyhinde şiirler söylüyordu. Hişam bunu duyar duymaz onu serbest bıraktı. Diğer bir rivayete göre ise, onu oradan çıkarıp Basra’ya sürgün etti.[2]
    ______________
    [1] - Bu kaside, kırk beyittir; bunların hepsi Bihar’ul-Envar kitabının, c. 46, s. 125’de nakledilmiştir. Biz sadece birkaç beytini aktardık.
    [2] - Bihar, c. 46, s. 125
    _________________
     
     
    13- Eli Boş Ve İşsiz Adam

    Medine’de, kendi hareketleriyle halkı güldüren eli boş işsiz bir adam vardı. Kendisi şöyle diyordu:
    “Ben şimdiye kadar ne yaptıysam bu adamı (Ali b. Hüseyin’i) güldüremedim.”
    Bir gün İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s) hizmetçileriyle beraber onun yanından geçerken, Hazretin cübbesini omzundan alarak kaçtı! İmam (a.s) onun bu çirkin hareketini önemsemeyerek herhangi bir tepki göstermedi. Ama İmam (a.s)’ın hizmetçileri cübbeyi o adamdan alarak İmam (a.s)’ın omzuna bıraktılar.
    İmam (a.s): “Bu adam kimdir?” diye sordu.
    Hizmetçileri: “İşleriyle halkı güldürmeye çalışan eli boş işsiz bir adamdır” dediler.
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Ona deyin ki: “Allah Teala’nın, boş işlerle uğraşan kimselerin zarar göreceği bir günü vardır!”

    (Bihar, c. 46, s. 68)
    _________________
     
     
    14- Zavallı İnsan Oğlu!

    Bir adam İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın huzuruna vararak yaşamından şikayet etti.
    İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Zavallı insan oğlu her gün üç musibete duçar olmakta, ama buna rağmen onlardan ibret almamaktadır. İbret alırsa, dünya zorluk ve sıkıntıları ona kolay gelir.
    Birinci musibet şudur ki; her gün ömründen azalmaktadır. Eğer malında zarara uğrarsa, üzüntüye kapılır. Oysa mal tekrar geri dönebilir ama ömrün geriye dönmesi imkansızdır.
    İkinci musibet de şudur ki; her gün rızkını yiyor; helal olursa, hesabını vermelidir; haram olduğu takdirde ise cezasını görmelidir.
    Üçüncüsü ise daha önemlidir.”
    O nedir? dediklerinde buyurdu ki: “Her günü sona erdirdiğinde bir adım daha ahrete yaklaşmaktadır. Ama cennete mi yoksa cehenneme mi yaklaştığını bilmiyor!”
    Sonra şöyle buyurdular: “İnsanın (önem açısından) en büyük günü, anneden doğduğu gündür.”
    Bilginler demişlerdir ki: Bu sözü, İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’dan önce kimse söylememiştir.

    (Bihar, c. 78, s. 160)
    _________________
     
    15- Deruni İnkılap

    Ubeydullah b. Ziyad’ın kapıcısı şöyle diyor:
    Ehl-i Beyt esirlerini, Şam pazarındaki mescidin kapısı önünde beklettiklerinde -ki esirleri genellikle orada bekletiyorlardı- Şam halkından yaşlı bir adam ileri çıkarak şöyle dedi: “Hamd Allah’a ki, sizi öldürdü ve fitne ateşini söndürdü...”
    Yaşlı adam bu çirkin sözlerden çok sarfetti. Sözü sona erince, İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s) ona şöyle buyurdu:
    “Kur’an okumuş musun?”
    Yaşlı adam: “Evet, okumuşum.”
    İmam (a.s): “Acaba bu ayeti okumuş musun?: “De ki: Ben buna (çektiğim zahmetlere) karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.”[1]
    Yaşlı adam: “Evet, okumuşum.”
    İmam (a.s): “Peygamber (s.a.a)’in akrabaları ve Ehl-i Beyti biziz. Acaba şu ayeti okumuş musun?: “Akrabaya hakkını ver...”[2]
    Yaşlı adam: “Evet, okumuşum.”
    İmam (a.s): “Kendilerine haklarının verilmesiyle emrolunan Peygamber (s.a.a)’in yakın akrabaları bizleriz.”
    Yaşlı adam: “Gerçekten sizler onlar mısınız?”
    İmam (a.s): “Evet, onlar bizleriz. Acaba bu ayeti okumuş musun?: “Ancak ve ancak Allah siz Ehl-i Betten ricsi (bütün çirkinlikleri) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”[3]
    Yaşlı adam: “Evet, okumuşum.”
    İmam (a.s): “Onlar bizleriz.”
    Yaşlı adam İmam (a.s)’ın sözlerini duyduktan sonra ellerini göğe kaldırarak üç kez şöyle dedi: “Allah’ım! Tövbe ettim. Allah’ım! Ben, Muhammed Peygamberinin Ehl-i Beytini öldürenlerden uzağım. Ben önceden defalarca Kur’an okumama rağmen şimdiye kadar bu gerçekleri bilmiyordum.”[4]
    ________________
    [1] - Şura / 23
    [2] - İsra / 26
    [3] - Ahzab / 33
    [4] - Bihar, c. 45, s. 155-166. (Az bir farklılıkla.) Şimdi de bu ayetleri defalarca okumalarına rağmen gerçek manalarını anlamayan milyonlarca nice cahil ve hatta sözde alim insanlar vardır. Bunları aydınlatmak hepimizin görevidir.
    _________________
     
     
    16- İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın Cuma Günlerindeki Öğütleri

    İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s), her cuma günü ashap ve taraftarlarına nasihat ediyorlardı. İşte o nasihat ve öğütlerden bir kısmı:
    “Ey insanlar! Allah'tan korkun ve bilin ki, O'na döneceksiniz ve o gün herkes, yaptığı her hayır ve kötü amelini hazır bir halde karşısında bulacak ve işlediği kötülükle arasında çok uzun bir mesafenin olmasını dileyecektir. “Allah kendisinden sakınmanızı emretmektedir.”[1]
    Yazıklar olsun sana ey gafil Adem oğlu! Oysa senden gaflet edilmemekte; ecelin her şeyden daha hızlı sana doğru süratle gelmektedir; seni arıyor, seni yakalamasına bir şey kalmamıştır. Neredeyse vaktini tüketmişsin, ölüm meleği canını almış ve kabrinde yalnız başına bırakılmışsın, ruhun tekrar sana döndürülmüştür.
    Münker ve Nekir adlı iki melek seni sorgu ve sıkı imtihana çekmek için aniden, habersiz olarak yanına gelmişlerdir. Bil ki, onların senden soracakları ilk soru, taptığın Rabbin, sana gönderilen peygamber, inandığın din, okuduğun kitap, itaat ettiğin imam hakkında ve ömrünü nerede geçirdiğin, malını nereden kazanıp ve nerede harcadığın olacaktır.
    Korunmak için kendine bir vesile hazırla! Nefsini yokla, imtihan ve sorguya tabi tutulmadan önce kendine cevap ara. Eğer iman eden, dinini tanıyan, doğrulara uyan ve Allah'ın velilerini sevenlerden olursan (o zaman) Allah, delilini (vereceğin cevabı) sana bildirir, dilini doğruya açar ve böylece güzel cevap vererek cennet ve Allah’ın rızasına kavuşmakla müjdelenirsin. Melekler rahmet ve nimetle seni karşılarlar. Böyle olmadığın takdirde dilin tutulur, delilin batıl olur, cevap vermekten aciz kalarak cehennemle müjdelenirsin ve azap melekleri cehennemin kaynar suyu ve yakıcı ateşiyle seni karşılarlar.
    Ey Adem oğlu! Bil ki, bunun ötesi kıyamet günüdür. O gün daha büyük, daha korkunç ve gönülleri daha çok inciticidir. İşte o gün bütün insanların bir araya toplanıp hazır olacağı ve her şeyin ortaya çıkacağı bir gündür. O günde Allah öncekileri ve sonrakileri bir araya toplar; o gün sûra üfürülür; kabirler alt-üst edilir; o gün pek yakındır.
    O gün korkudan yüreklerin ağızlara gelerek hapsedildiği bir gündür. O gün hatalardan geçilmez, hiç kimseden fidye alınmaz, hiç kimseden mazeret kabul edilmez ve hiç kimseye tövbe etme müsaadesi verilmez. O gün iyiliklere karşı mükâfat, kötülüklere karşı da cezadan başka hiçbir şey ortada yoktur. Kim bu dünyada mümin olur ve bir zerre kadar hayır veya şer işlerse (o gün) onu bulur.
    Öyleyse ey insanlar! Allah'ın sizleri, kitab-ı sadık ve beyan-ı natıkta sakındırdığı isyan ve günahlardan korkup sakının. Mel’un Şeytan sizleri çabuk erişilebilen şehvet ve dünya lezzetlerine davet ettiğinde, kendinizi Allah'ın mekr (düzen) ve azabından emin görmeyin. Zira Allah buyuruyor ki: “Takvalı kimseler, Şeytan'ın bir vesvesesine uğradılar mı düşünürler, bir de bakarsın ki basiret sahibi olmuşlar bile.”[2]
    Allah korkusunu, kalbinize yerleştirin ve Allah'ın vaad ettiği dönüşteki güzel sevapları ve korkuttuğu şiddetli azapları hatırlayın. Çünkü bir şeyden korkan, ondan sakınır ve bir şeyden sakınan, onu terk eder...”[3]
    _______________
    [1] - Al-i İmran Sure'sinin 28 ayetine işarettir.
    [2] - A'raf / 200
    [3] - Bihar, c. 6, s. 223
    _________________
     
     
    17- Çölde Bir Çocuk

    İbrahim b. Edhem şöyle diyor:
    Kafileyle birlikte çölde hareket ediyordum. Bir ihtiyaçtan dolayı kafileden uzaklaştım. Aniden bir çocuğun tek başına hareket ettiğini gördüm. Kendi kendime dedim ki: Sübhanellah! Susuz ve otsuz bu çölde bu çocuk ne yapıyor?
    Onun yanına varıp selam verdim. Selamımın cevabını verdi. Ona: “Nereye gidiyorsun?” diye sordum.
    Çocuk cevaben: “Allah’ın evinin ziyaretine” dedi.
    Dedim ki: “Azizim, sen küçüksün, Allah’ın evinin ziyareti henüz sana farz kılınmamıştır.”
    Çocuk: “Benden daha küçük olan çocukların öldüğünü görmemiş misin?” dedi.
    Dedim ki: “Azık ve bineğin nerde?”
    Çocuk: “Azığım takva, bineğim ise ayaklarımdır; işte bu azık ve binekle mevlamın yanına gidiyorum” dedi.
    Dedim ki: “Seninle birlikte hiçbir yiyeceğin olduğunu görmüyorum!”
    Çocuk: “Ey yaşlı adam! Acaba bir kimse seni evine davet ettiğinde, senin onun evine yemek götürmen doğru olur mu?” dedi.
    Ben de cevabında: “Hayır” dedim.
    Çocuk: “Beni evine davet eden, benim ekmeğimi ve suyumu verecektir” dedi.
    Dedim ki: “Acele et de kafileye yetişesin.”
    Çocuk: “Bana gayret etmek, O’na (Allah’a) ise beni (hedefime) ulaştırmak gerekir. Allah-u Teâla’nın şöyle buyurduğunu duymamış mısın?: “Bizim uğrumuzda cihad (gayret) edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla birliktedir.”[1]
    Onunla konuştuğum sırada güzel simalı ve beyaz elbiseli bir genç gelerek o çocuğa selam verdi ve o onunla görüştü. Ben o gence dönerek: “Sana bu güzelliği ve hoş ahlakı veren Allah için söyle, bu çocuk kimdir?” dedim.
    Cevabımda şöyle dedi: “Bunu tanımıyor musun? O Ali b. Hüseyin b. Ali (Zeyn’ul-Abidin)’dır. Onu bırakıp Ali b. Hüseyin’e yönelerek: “Babalarının hakkı hürmetine söyle, bu genç kimdir?” diye sordum. Buyurdu ki: “Tanımıyor musun? Bu, kardeşim Hızır’dır. Her gün gelip bize selam veriyor.”
    Sonra O Hazrete dönerek şöyle dedim: “Sana değerli babalarının hakkı için yemin veriyorum ki söyle; bu kupkuru çölü, yol azığı olmadan nasıl kat ediyorsun?”
    Buyurdu ki: “Azığım vardır; bu azık ise dört şeydir.”
    “Onlar nedir?” dediğimde şöyle buyurdu: “O dört şey şunlardır:
    1- Ben dünyayı bütün güzellikleriyle birlikte Allah’ın mülkü biliyorum.
    2- Bütün yaratıkları Allah’ın kulları ve ailesi olarak görüyorum.
    3- Sebep ve rızkları Allah’ın elinde görüyorum.
    4- Allah’ın kaza ve kaderini, O’nun her yerinde geçerli ve cari biliyorum.
    Dedim ki: “Ne de güzel azık! Siz bu azıkla ahiret çöllerini kat edersiniz, sizin için dünya çöllerini kat etmek neymiş!” [2]
    ______________
    [1] - Ankebut / 69
    [2] - Bihar, c. 46, s. 38
    _________________
     
     
    18- İmam (a.s)’ın Hermele Hakkındaki Bedduası

    Minhal şöyle diyor:
    Allah’ın evini ziyaret ettikten sonra Medine’ye döndüm. Medine’de İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın yanına vardım. İmam (a.s) konuşma esnasında bana hitaben: “Minhal! Hermele ne haldedir?” diye sordu.
    Ben de cevabında: “Ben gelirken o Kufe’de idi” dedim.
    İmam (a.s) ellerini göğe doğru kaldırarak onun hakkında üç defa şöyle dedi: “Allah’ım! Ateşin sıcaklığını Hermele’ye tattır!”
    Minhal sözünün devamında şöyle diyor:
    Ben Medine’den dönüp Kufe’ye vardığımda, Muhtar’ın kıyam ettiğini gördüm. Ben birkaç gün evde dostların gelip gitmesiyle meşgul olduktan sonra bir bineğe binerek Muhtar’ı görmeye gittim. Evin dışında Muhtar’la mülakat ettiğimde şöyle dedi: “Minhal! Neden hükümetimizin bayrağı altına gelmiyorsun ve neden bizimle yardımlaşmıyorsun?”
    Cevabında dedim ki: “Mekke’ye gitmiştim, şimdi sizin hizmetinizdeyim.”
    Daha sonra Muhtar’la birlikte hareket ettim, yol esnasında konuşmakla meşgul olduk. Nihayet Kufe’nin Kenase mahallesine yetiştik. Muhtar orada biraz durdu, sanki bir şeyi bekliyordu. Muhtar, Hermele’nin nereye sığındığından haberdar olmuştu. Birkaç memuru, onu yakalamak için gönderdi. Çok geçmeksizin bir grup adam koşarak gelip şöyle dediler:
    “Emir (komutan)! Müjde! Hermele yakalandı. Biraz sonra Hermele’yi getirdiler. Muhtar’ın gözü Hermele’ye ilişince şöyle dedi: “Allah’a şükürler olsun ki, beni sana musallat etti.”
    Sonra şöyle dedi: “Deve öldüren, deve öldüren getirin!”
    Deve öldüren satırı getirdiklerinde, Hermele’nin ellerinin kesilmesini emretti. Hemen Hermele’nin ellerini kestiler.
    Sonra şöyle dedi: “Onun iki ayaklarını da kesin.”
    Hermele’nin iki ayaklarını da kestiler.
    Sonra: “Ateş getirin! Ateş getirin!” diye bağırdı.
    Bir miktar kamış getirerek Hermele’yi o kamışların arasına bırakıp o kamışları yaktılar.
    Ben taaccüple: “Sübhanellah!” dedim.
    Muhtar bu sözü duyunca şöyle dedi: “Sübhanellah demek iyidir ama sen ne için bu zikri söyledin?”
    Cevabında şöyle dedim: “Emir! Ben Mekke’den dönerken Medine’de İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın huzuruna vardım, İmam (a.s) bana: “Hermele ne haldedir?” diye sordu. Ben de cevabında: “Ben gelirken o Kufe’de idi” dedim. İmam (a.s) ellerini göğe doğru kaldırdı ve Hermele hakkında beddua ederek üç kez şöyle dedi: “Allah’ım! Ateşin sıcaklığını Hermele’ye tattır.”
    Muhtar: “İmam Zeyn’ul-Abidin’in bu sözü buyurduğunu bizzat sen kendin mi duydun?” diye sordu.
    Cevabında: “Allah’a andolsun ki bu şekilde buyurduğunu duydum” dedim.
    Muhtar, bineğinden inerek iki rekat namaz kıldı ve secdeye kapandı. Daha sonra kalkarak bineğine bindi…

    (Bihar, c. 45, s. 332)
    _________________
     
     
    19- Bereketli İki Parça Ekmek

    Zohrî şöyle diyor:
    İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın hizmetinde olduğum bir sırada ashabından birisi geldi. Hazret ona; “Ne haldesin?” diye sordu.
    O da şöyle arzetti: “Geceyi dört yüz dinar borçlu olduğum halde geçirdim; borcumu ödeyemiyorum, aynı zamanda ailem de var.”
    Hazret ağladı ve şöyle buyurdu:
    “İnsanın mümin kardeşini böyle bir halde görüp de ona bir şey yapmamasından daha büyük bir dert ve musibet ne olabilir ki!”
    Daha sonra meclisindekiler dağıldılar. Münafıklardan biri şöyle dedi: “Hayret! Bunlar bazen Allah’ın kendilerinden hiçbir isteği reddetmediğini iddia ediyorlar, bazen de has dostlarının sorunlarını halletmekten aciz olduklarını ikrar ve itiraf ediyorlar!”
    O adam gidip, o şahsın sözünü imama ilettiğinde İmam (a.s) şöyle buyurdu:
    “Şimdi Allah, işlerinin yoluna girmesine ruhsat (izin) verdi.”
    Daha sonra hizmetçisini sesledi ve “Bizim iftar ve sahur yemeğimizi getir” diye buyurdu.
    Hizmetçi iki parça ekmek getirdi. Hazret o kişiye buyurdular: “Bunları al, bundan başka bir şeyim yoktur. Allah, bu iki parça ekmekle senin üzüntünü giderecek ve sana çok hayırlar verecektir.”
    Adam ekmeği alarak pazara gitti ve bir balıkçıya rastladı. “Bu bir parça ekmek karşılığında balığını bana verir misin?” dedi.
    Balıkçı kabul etti. Oradan tuz satıcısına uğradı ve onun da bir miktar tuzu vardı. Bir parça ekmeği de tuzla değiştirip evine döndü. Balığın karnını yardığında iki tane değerli inci gördü ve Allah’a şükretti. Bu sevinç içindeyken evin kapısı çalındı. Kapıyı açtığında tuz ve balık sahibini gördü. Onlar şöyle diyorlardı: “Ey Allah’ın kulu! Biz ne kadar uğraştıysak da bu ekmekleri dişimiz kesmedi. Ekmeklerini al ve bizden aldıkların da sana helal olsun.”
    Ekmekleri aldı ve döndü. Yerine oturur oturmaz, İmam (a.s) tarafından gönderilen adam kapıyı çaldı ve şöyle dedi: “Allah seni genişliğe çıkardı, bizim ekmeklerimizi geri ver ki, bunları başkaları yiyemez.”
    Daha sonra adam incileri büyük bir fiyata satarak ihtiyaçlarını giderdi.

    (Emali-yi Şeyh Saduk, 69. Meclis, h. 3)
    _________________
     

     
    20- Cin Çarpmış Bir Kız

    İmam Muhammed Bakır (a.s)’dan şöyle buyurduğu naklediliyor:
    Ebu Halid Kabolî bir süreden beri İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın yanında hizmet ediyordu. Bir gün O Hazret’e annesini çok özlediğini söyledi ve onu ziyaret için izin istedi. İmam (a.s) buyurdular:
    “Yarın Şam ehlinden, makam, mevki ve mal varlığına sahip bir adam, cin çarpmış bir kızıyla doktora başvurmak için buraya gelecek. O, kızının iyileşmesi için malını harcamaya hazırdır. O geldiğinde sen herkesten önce git ve de ki: “On bin dirhem alır, onu iyileştiririm.” O adam senden emin olunca parayı sana verecek.”
    Ertesi gün adam kızıyla geldi ve doktor aramağa koyuldu. Ebu Halid ona; “Ben onu, bir daha durumu değişmemek üzere iyileştirir ve karşılığında da on bin dinar alırım” dedi.
    Kızın babası parayı ödeyeceğine dair söz verdi. İmam (a.s), Ebu Halid’e adamın hile yapacağını ve sözünde durmayacağını söyledi. Daha sonra buyurdu: “Git, kızın sol kulağını tut ve de ki: Ey Habis! (Şeytan)! İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s) bu kızın bedeninden, bir daha dönmemek üzere dışarı çıkmanı istiyor.”
    Ebu Halid de söylenenleri yapınca, habis Şeytan dışarı çıktı ve kız iyileşti. Sonra babasından malı isteyince, adam o tarafa bu tarafa atmağa başladı. Adam parayı vermemek için direndiğinde, Ebu Halid olayı İmam (a.s)’a anlattı. İmam (a.s); “Sana hile yapacağını söylememiş miydim” dedi ve ekledi: “Yarın kızın rahatsızlığı geri dönecek. Şam’lı tekrar yanına gelince de ki: Vaadine vefa etmediğin için hastalık geri döndü. Şimdi eğer on bin dirhemi Ali (Zeyn’ul-Abidin -a.s-)’a teslim edersen, ben onu iyileştiririm ve bir daha hastalığı geri dönmez.”
    Ertesi gün olay aynı şekilde cereyan etti ve kız iyileşti. Ebu Halid de malı alarak annesinin ziyaretine gitti.

    (Rical-i Keşşî, s. 121, h. 193)
    _________________
     
     
    21- Cafer-i Kezzab’dan Haber
    Ebu Halid-i Kaboli diyor ki:
    İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s) Cafer-i Kezzabı anarak şiddetli bir şekilde ağladı ve buyurdu:
    “Adeta Cafer-i Kezzab’ı görüyorum ki, zamanının tağutunu, gaipte ve Allah’ın hıfzı altında olan velisini ve O’nun ailesini teftiş etmeğe mecbur etmiştir. Onun bu işi, O hazretin doğumuna olan cehaletinden, O’nu öldürmeğe olan hırsından ve O’nun mirasına göz dikmiş olduğundan dolayıdır; o haksız yere O’nun malını almak istiyor.”
    Ebu Halid arzetti: “Ey Allah Resulünün oğlu! Bu iş gerçekleşecek mi?
    İmam (a.s) buyurdu: “Evet! Allah’a andolsun ki bu emir, bizim yanımızda bulunan sahifede yazılıdır.”[1]
    _________________
    [1] - İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 224
    Bu sahife, Peygamber (s.a.a)’in dilinden Hz. Ali (a.s)’ın kalemiyle yazılmış bir sahifedir. İmamlar onu birbirine takdim etmişlerdir. Bu sahife Peygamber (s.a.a)’den sonra On iki İmamın ve onların yaranlarının başına gelecek mühim olayları içermektedir.
    _________________
     
     
    22- Ömer B. Abdulaziz

    Abdullah b. Ata-i Temimi diyor:
    Mescitte İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’la birlikteydim. Bu sırada Ömer b. Abdülaziz, ayağında gümüş bağlı bir naleyn olduğu halde oradan geçti. O en şakacı gençlerden biriydi. Hazret ona baktı ve buyurdu: “Ey Abdullah b. Ata! Bu nimet içerisinde olan kişiyi görüyor musun? Bu, halkın önderi olmadıkça ölmeyecektir.”
    Arzettim: “Bu mu halife olacak?”
    Buyurdular: “Evet, ama çok geçmeden ölecektir. Öldüğünde, gök ehli ona lanet okuyacak ama yer ehli onun için mağfiret dileyecekler.”

    (Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 143)
    _________________
     
    23- Peygamber (s.a.a)’in Kılıcı

    Ebu Halid-i Kabolî şöyle diyor:
    Peygamber (s.a.a)’in kılıcını Ali b. Hüseyin (a.s)’dan sormak için O’nun yanına gittim. Hazret beni görünce buyurdular: “Ebu Halid! Peygamber (s.a.a)’in kılıcını sana göstermemi istiyor musun?”
    Arzettim: “Yemin ederim ki, bundan başka bir amaçla buraya gelmiş değilim; siz kalbimden haber verdiniz.”
    Daha sonra büyük çantayı istedi ve kılıcı bana gösterdi.

    (Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 135)
    _________________
     
    24- İmam Bakır (A.S)’ın İlmi Neşretme Zamanı

    Kasım b. Avf şöyle diyor:
    İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s) bana buyurdular ki:
    “Sakın ilim talep etmek için başkasının kapısına gitme. İlmi burada aramak gerekir. Benim ölümümden yedi yıl sonra, Allah-u Teala Fatıma (a.s)’ın evlatlarından bir genci seçer, ilim ve hikmet O’nun sinesinde, otun yağmurdan bittiği gibi biter.”
    Kasım ekliyor: “Ali b. Hüseyin (a.s) vefat ettiğinde, söylenen gün, hafta, ay ve yıldan (tarihten) ne bir gün eksik ve ne de bir gün fazla olmaksızın İmam Muhammed Bakır (a.s) ilmi neşretmeğe başladı.”[34]

    (Ricali Keşşî, s. 124, h. 196)
    _________________
     
    25- Zeyd’in Şahadet Haberi

    Ebu Hamza Somali şöyle diyor:
    Her yıl hac mevsiminde İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın ziyaretine gidiyordum. Bir yıl O’nun ziyaretine gittiğimde, dizinin üzerinde bir çocuk gördüm. Çocuk gelerek kapının eşiğinde yere düşüp kafası yaralandı. Hazret hemen kalkıp ona doğru gitti; başının kanlarını temizleyerek şöyle buyurdu: “Oğulcağızım, Kenase’de[1] darağacına çekecekleri şahısın senin olmandan Allah’a sığınırım.”
    Arzettim ki: “Anam babam size feda olsun, hangi Kenase?”
    Buyurdular: “Kufe’nin Kenasesi.”
    Arzettim: “Fedan olayım, bu olay gerçekleşecek mi?”
    Buyurdular: “Muhammed (s.a.a)’i hak üzere gönderene andolsun ki, evet gerçekleşecektir. Eğer benden sonra kalsan, bu çocuğun Kufe’nin nahiyelerinden birinde öldürüldüğünü ve toprağa verildiğini göreceksin. Sonra onun kabrini açıp, onu çıplak bir şekilde Kenase’de dara çekecekler. Daha sonra onu aşağı indirip yakacaklar, külünü ufalayıp rüzgara verecekler.”
    Arzettim: “Fedan olayım, bu çocuğun adı nedir?”
    Buyurdular: “Bu, oğlum Zeyd’dir.”[2]
    __________________
    [1] - Kufe’de meşhur bir mahalle.
    [2] - Ferhat’ül-Bari, İbn-i Tavus, s. 116
    _________________
     
    26- İmam Hüseyin (a.s)’ın Hareminden Haber Vermesi

    İmam Rıza (a.s) babalarından naklen İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:
    “Adeta İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrinin üzerinde saray misali yapıların yükseldiğini, kabrinin etrafında pazarların kurulduğunu ve çok geçmeden etraftan O’nun ziyaretine geldiklerini görür gibiyim. O dönem, Mervan Oğulları hükümetinin sona erdiği dönemdir.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 233)
    _________________
     
     
    27- Muhtar’ın Kıyamından Haber

    Hz. Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın ashabı dediler ki: “Ey Allah Resulünün oğlu! Emir’ul-Müminin Ali (a.s), Muhtar’ın kıyamından haber verdi, ama kimi öldüreceğini ve ne zaman öldürüleceğini haber vermedi. İmam (a.s) buyurdu: “Emir’ul-Müminin (a.s) doğru buyurmuştur. Acaba bu işin ne zaman gerçekleşeceğini size haber vereyim mi?”
    Ashap: “Evet, haber ver” dediler.
    İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Bu tarihten itibaren üç yıl sonra falan gün gerçekleşecek ve yakında filan gün İbn-i Ziyad ve Şimr’in başlarını getirecekler ve biz onları önümüze koyup yemek yiyeceğiz ve onlara bakacağız.”
    İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s), Muhtar, Ümeyye oğullarını öldürdüğü gün ashabıyla birlikte sofranın başında oturmuşlardı. İmam (a.s) onlara şöyle buyurdu: “Kardeşler! Gönlünüz şad olsun, yiyin, için. Zira siz yemek yiyorsunuz, Ümeyye oğullarının zalimleri ise biçiliyorlar.”
    Ashap: “Nerede?” diye sordular.
    İmam (a.s) buyurdu: “Filan yerde Muhtar onları öldürüyor ve yakında filan gün o iki başı bize getirecekler.”
    O gün Hz. Zeyn’ul-Abidin (a.s) namazını kılıp sofraya oturmak istediğinde başları getirdiler. İmam (a.s)’ın gözü onlara ilişince secdeye kapanarak şöyle dedi: “Allah’a hamdolsun ki, bu başları bana gösterene kadar beni yaşattı.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 247)
    _________________
     
    28- Abdulmelik’e Mektup

    Haccac b. Yusuf, Abdulmelik’in saltanatı zamanında ona şöyle bir mektup yazdı: “Eğer saltanatının devam etmesini istiyorsan, Ali b. Hüseyin’i öldür!..”
    Abdulmelik mektubun cevabında şöyle yazdı:
    “Bismillahirrahmanirrahim. Emma ba’d. Beni, Haşim Oğullarının kanlarını dökmekten uzak tut ve bu kanları koru; çünkü ben, Ümeyye Oğulları onların kanlarını dökmekte aşırı gittiklerinden çok geçmeksizin Allah’ın onların devletlerini yok ettiğini gördüm.”
    Sonra mektubu, sırrı ve gizli olarak Haccac’a gönderdi. Aynı saatte İmam Seccad (a.s) da Abdulmelik’e şöyle bir mektup yazdı:
    “Haşim Oğulları’nın kanlarını koruma hususunda yazdığın mektubu biliyorum. Allah senin bu işini beğendi, saltanatını sabit ve ömrünü uzun kıldı.”
    İmam (a.s) bu mektubu aynı saatte hizmetçisiyle Mekke’den ona gönderdi. Abdulmelik mektubun tarihinin, kendi mektubu ile aynı olduğunu görünce, O hazretin doğru sözlü olduğunu anladı ve bu amelinden hoşnut oldu. Daha sonra İmam (a.s)’a büyük ve değerli hediyeler gönderdi ve; “Kendin veya dostların için bir isteğin olursa bana yaz” diye ricada bulundu.
    Hazret mektubun cevabında şöyle yazdı:
    “Peygamber-i Ekrem (s.a.a) rüyada yanıma geldi ve senin Haccac’a gönderdiğin mektubu bana gösterdi ve bu işinden dolayı teşekkür etti.”

    (Fusul’ul-Mühimme, İbn-i Sebbağ, s. 203)
    _________________
     
     
    29- Kendi Şahadetinden Haber Vermesi

    İmam Sadık (a.s) buyuruyor:
    Hz. Ali b. Hüseyin (a.s), vefat gecesi oğlu İmam Bakır (a.s)’a buyurdular: “Oğulcağızım, abdest almak için biraz su getir.”
    Ben kalkıp su getirdiğimde; “Bu suyu istemiyorum; çünkü içerisinde ölü hayvan vardır” buyurdular.
    Işık getirdiğimde, suyun içinde bir fare ölüsü olduğunu gördüm. Gidip ayrı bir su getirdim, buyurdular ki: “Oğlum, bu gece, bana ölüm vaat edilen bir gecedir.”
    Sonra devesi için bir ahır yapmalarını ve yemini zamanında vermelerini sipariş etti. Hazretin vefatından sonra deveyi ahıra koymuşlardı. Çok geçmeden dışarı çıkıp O hazretin kabrinin yanına geldi. Yüzünü O hazretin kabrine sürüyor, ses çıkarıyor ve gözlerinden yaşlar akıyordu. Durumu İmam Bakır (a.s)’a haber verince gelerek şöyle buyurdu: “Sakin ol, şimdi kalk; Allah sende bereket kılsın.”
    Deve kalktı ve artık tahammülsüzlük yapmadı. İmam (a.s) buyurdu: “Babam ona binip Mekke’ye gidiyordu. Kırbacını yüküne bağlar ve Medine’ye varıncaya kadar ona bir kırbaç bile vurmazdı.”

    (Besair’ud-Derecat, Saffar, s. 503)
    _________________
     
     
    30- İmam Ve Müneccim

    İmam Zeyn’el-Abidin (a.s) yaranlarıyla birlikte olduğu bir vakit, bir şahıs O hazretin yanına geldi. İmam (a.s) ona; “Sen kimsin?” diye sordu.
    O adam: “Müneccim ve yıldız bilimcisiyim.”
    İmam (a.s) ona bakarak: “Acaba seni, içeri girdiğin andan şimdiye kadar (yani birkaç dakikalık süre içinde) on dört bin alemi gezmiş olan birisine hidayet edeyim mi?”
    Müneccim: “O kimdir?”
    İmam (a.s): “Eğer istiyorsan, bugün yediğin ve zahire olarak evde sakladığın şeyi sana haber vereyim?”
    Müneccim: “İstiyorum.”
    Hazret: “Bugün soğuktan ölmüş olan çekirgeleri yedin ve evinde, üç dinarı evde yapılmış olan yirmi dinar vardır.”
    Müneccim (İmam’ın bu sözünü duyunca): “Şahadet ediyorum ki, sen Allah’ın yeryüzündeki büyük hücceti ve kelimesisin.”
    İmam (a.s) da şöyle buyurdu: “Sen de bir dostsun ki, Allah iman etmen için kalbini denedi ve sen de iman ettin.”

    (İsbat’ul-Vasiyye, Mes’udi, s. 324)
    _________________
     
    31- İmam Mehdi (a.s)’dan Haber

    Said b. Cubeyr diyor:
    İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’dan şöyle buyurduğunu duydum:
    “Bizim Kâim’imizde (Hz. Mehdi’de) peygamberlerin sünnetlerinden birkaç sünnet vardır. Adem’den, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan, İsa’dan, Eyyup’tan ve Muhammed (s.a.a)’den. Adem ve Nuh’tan olan sünnet, uzun ömürdür; İbrahim’den olan sünnet, gizli doğmasıdır; Musa’dan olan sünnet, korku ve gaybettir; İsa’dan olan sünnet, kendisinden sonra halkın görüş ihtilafları içinde olmasıdır; Eyyup’tan olan sünnet, imtihandan sonra ferec ve genişliktir; Muhammed (s.a.a)’den olan sünnet ise, kılıç ile kıyamdır.”[42]

    (Kemalud-Din, c.1, s.322, h.3)
    _________________
     
     
    İMAM ZEYN'UL-ABİDİN'DEN MÜNACATLAR

    1- Tevbe Edenlerin Münacaatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Rabb'im! Hata ve günahlar bana zillet elbisesini giydirdi ve sen-den uzak oluşum üzerime acizlik perdesini örttü ve suçumun ağırlığı kal-bimi öldürdü.
    Ey umudum ve arzum ve ey isteğim ve gayem! Nasip edeceğin bir tövbeyle şu ölü kalbimi yeniden dirilt! İzzetine andolsun ki, senden başka günahlarımı bağışlayacak ve yaramı saracak birini göremiyorum. Sana dönerek teslim oldum ve zillet içinde sana boyun eğdim. Eğer kapından kovarsan kime sığınayım? Eğer beni nezdinden uzaklaştırırsan kime yö-neleyim? Utancımdan ve ayıplarımdan dolayı eyvahlar olsun bana. Kötü hareketlerim ve kazancımdan dolayı yazıklar olsun bana!
    Ey büyük günahları bağışlayan ve ey kırılmış kemiği iyileştiren, karşı gelmelerimi görmezlikten gel, gizli olan ayıplarımı ört, kıyamet sahrasın-da beni bağışından ayırma ve beni affından ve güzel örtünden mahrum eyleme.
    Ey Rabb'im! Günahlarımı rahmet bulutunun gölgesinde gizli tut, ku-surlarıma ve kötü amellerime lütuf ve muhabbet yağmurunu yağdır.
    Ey Rabb'im! (Efendisinden) kaçmış köle efendisinden gayri kime dö-nebilir? Ve efendisinin gazabından kim onu sakındırabilir?
    Ey Rabb'im! Eğer günahlarından pişman olmak, (senin katında) töv-be etmekse, izzetine andolsun ki artık ben de pişman olanlardanım ve eğer istiğfar edip af dilemek hata ve günahların affedilmesine sebep olu-yorsa ben de artık istiğfar edenlerdenim, razı oluncaya kadar beni muha-faza etmeye (kınamana) hakkın var senin.
    Ey Rabb'im! Benim üzerimde olan kudretin hatırına tövbemi kabul et ve günahlarım karşısındaki sabrın hürmetine beni affet ve benim hak-kımdaki ilmin hakkına bana muhabbet gözüyle bak!
    Ey Rabb'im! Kullarına bağışlamak için onların yüzüne tövbe ismin-de bir kapı açan ve onlara “Allah'ın katına yönelerek gerçekten tövbe edin" diyen sensin; öyleyse (günahlarım için) açtığın bu kapıdan girmek-ten gafil olanların özrü nedir?!
    Ey Rabb'im! Kulunun günah işlemesi çirkinse, senin (günahkâr kulu-nu) affetmen güzeldir.
    Ey Rabb'im! Ben, sana yönelip de kendisini affettiğin, kendisine ih-sanda bulunduğun sana yönelen ilk günahkâr değilim.
    Ey darlığa düşenin imdadına koşan, ey belayı bertaraf eden, ey bü-yük bağış sahibi, ey gizlileri bilen, ey günahları en güzel örten! Rahmet ver keremini aracı kılarak ve merhametini vasıta ederek kapına geldim; artık duamı kabul et ve senin lütfüne olan ümidimi boşa çıkarma; bağış ve merhametin hürmetine hatalarımı örtüver ve tövbemi kabul et; ey merhametlilerin en merhametlisi!
    _________________
     
     
    2- Şikayet Edenlerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Rabb'im! Var gücüyle kötülüğü emreden, hızla günaha koşan, (senin) emrinden çıkmaya düşkün olan, gazabına kendini hedef kılan şu nefsi sana şikayet ediyorum. O beni helak olma yollarına sürükleyerek senin indinde en aşağılık halde helak olanlardan kılmaktadır. Hastalıkları çok, arzuları uzundur. Şerle karşılaştığında sabırsızlaşır, hayra ulaştığın-da (onu diğerlerinden) esirger. Oyun ve eğlenceye düşkündür. Gaflet ve yanılma ondan ayrılmaz. Günahı görünce durmaz. Tövbe etmek istedi-ğimde beni oyalar.
    Ey Rabb'im! Beni saptıran düşmanı ve beni aldatan şeytanı sana şi-kayet ediyorum. O, kalbimi vesveseyle dolduruyor, gönlümü kuruntularıy-la kuşatıyor, bana karşı heva ve hevese destekçi oluyor, dünya sevgisini gözümde cilvelendiriyor ve sana yakınlaşmama engel oluyor.
    Ey Rabb'im! Vesveselerle altüst olan, kir ve pas tutan şu katı kalbi ve senin korkundan ağlamayan, görüp hoşlandığı her şeye tamah eden şu (aç ve kuruyan) gözü sana şikayet ediyorum.
    Ey Rabb'im! Benim bir güç ve kuvvetim varsa, ancak senin kudretin-ledir; senin koruman olmasa benim için dünya zorluklarından kurtuluş yoktur. O halde üstün hikmetin ve geçerli meşiyyetin hürmetine, beni kendi bağış ve kereminden başkasına yöneltme ve fitnelere hedef kılma; şefkat ve merhametin hürmetine düşmanlara karşı bana yardımcı ol, kusur ve ayıplarımı ört, beni belalardan koru, günahlardan sakındır; ey merhametlilerin en merhametlisi!
    _________________
     
     
    3- Korkanların Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Rabbim! Sana iman ettikten sonra beni azaplandıracak mısın?! Yoksa sana olan sevgimden sonra beni uzaklaştıracak mısın?! Yoksa merhamet ve affını ümit ediyorken beni mahrum edecek misin?! Yoksa affına sığınıyorken beni (ateşe) mi teslim mi edeceksin?! Haşa ki, ümidimi boşa çıkarasın, senin kerim veçhinden uzaktır bu. Keşke bilseydim, annem beni bedbahtlık için mi doğurdu, yoksa güçlükler için mi büyüttü?! Eğer öyleyse, keşke hiç doğurup büyütmeseydi! Keşke, beni saadet eh-linden mi kıldığını ve kendi kurbuna (yakınlığına) ve civarına (komşulu-ğuna) mı mahsus ettiğini bilseydim? Keşke bilseydim de bununla gözüm aydınlansaydı, kalbim huzur bulsaydı.
    Ey Rabb'im! Azametin karşısında secdeye kapanan yüzleri siyah mı edeceksin?! Azamet ve yüceliğini öven dilleri lal mı edeceksin?! Muhab-bet ve aşkınla dolan kalpleri mühürleyecek misin?! Zikrini (anılmanı) duymaktan zevk alan kulakları sağır mı edeceksin?! Merhametini ümit ederek arzularla sana doğru yükselen ellere zincir mi vuracaksın?! Sana itaat olan şeylerle uğraşıp, bu yolda zayıflayan bedenleri cezalandıracak mı-sın?! Sana ibadet etmek yolunda yürüyen ayakları azaplandıracak mısın?!
    Ey Rabb'im! Rahmet kapılarını muvahhidlerinin (vahdaniyetine, birli-ğine inananların) yüzüne kapama; aşıklarının, senin cemalini müşahede etmelerine mani olma!
    Ey Rabb'im! Tevhid inancıyla aziz kıldığın bir nefsi nasıl hicranının sıkıntılarıyla zelil ve perişan edersin?! Sana sevgi besleyen bir kalbi nasıl cehennem ateşinde yakarsın?!
    Ey Rabb'im! Elemli ve büyük gazabından beni koru.
    Ey Hannan (şefkati çok olan), ey Mennan (pek çok ihsan eden), ey Rahim (bağışlayan), ey Rahman (esirgeyen), ey Cebbar (kırıkları ona-ran), ey Kahhar (üstün güç ve iktidar sahibi), ey Gaffar (affı çok olan), ey Settar (kusurları örten) kendi merhametin hürmetine, iyilerin kötülerden ayrıldığı, hallerin değiştiği, korkuların her tarafı sardığı, iyilerin (kurb ve civarına) yaklaştığı, günahkârların (rahmet ve lütfünden) uzaklaştığı, hiç bir zulme uğramaksızın herkesin kazandığı tam olarak kendisine verile-ceği günde beni kendi rahmetinle cehennem ateşinden ve utanç rezale-tinden kurtar!
    _________________
     

     
    4- Ümit Edenlerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey istekte bulunduğu zaman kuluna bağışta bulunan ve kendisinden bir şey umanı ümidine kavuşturan, kendisine yöneleni kendine yakınlaştı-ran, açıkça günah işleyenin günahını örtüp gizleyen, kendisine tevekkül edene yeten ve kâfi gelen (Allah).
    Ey Rabbim, sana gelerek ağırlamanı istediği halde ağırlamadığın kimse kimdir? Senin bağışını ümit ederek kapına geldiği halde kendisi-ne bağışta bulunmadığın kimse kimdir? Senin, kapından mahrum bir şekilde geri dönmem yakışır mı? Oysaki ben, senden başka lütuf ve bağışıyla tanınan bir mevla tanımıyorum.
    Bütün hayırlar senin elinde olduğu halde, senden başkasına nasıl ümit bağlayayım?! Yaratmak ve hüküm sana mahsus olduğu halde, senden başkasını nasıl arzu edeyim?!
    İstemediğim şeyi, fazl ve kereminden bana ihsan ettiğin halde sen-den umudumu mu keseyim?! Yoksa ipine sarıldığım halde beni, kendim gibi birisine mi muhtaç edeceksin?!
    Ey kendisine yönelenlerin, rahmeti sayesinde saadete kavuştuğu ve mağfiret dileyenlerin, intikam ve cezasına maruz kalmayıp bedbaht ol-madığı zat! Her an beni andığın halde nasıl seni unutabilirim?! Sürekli beni gözetlediğin halde nasıl senden gafil olabilirim?!
    Allah'ım, ben kerem ve lütfüne elimi açtım ve bağışlarına kavuşmak ümidini kalbime yerleştirdim. O halde halis tevhidinle beni (zâhirî ve bâtınî şirkten) temizle ve seçilmiş kullarından kıl beni.
    Ey her kaçanın, kendisine sığındığı ve her arayanın kendisine ümit bağladığı (Allah)
    Ey en iyi ümit edilen, ey kendisine el açılanların en kerim ve cömer-di, ey kendisinden (bir şey) isteyeni reddetmeyen ve ümit edenin ümidini boşa çıkarmayan; ey kapısı kendisini çağıran için açık olan ve kendisine ümit edenlerden hicabını kaldırmış olan (yüce Allah), keremin hürmetine senden istiyorum ki, gözümü aydınlatacak bağışınla, gönlüme huzur ve-recek ümidinle, dünya musibetlerini (tahammül etmeyi) kolaylaştıracak yakinle bana minnet et (lütufta bulun) ve basiretimden körlük perdesini al. Kendi rahmetin hürmetine, ey merhametlilerin en merhametlisi.
     
     
    5- Yönelenlerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Rabb'im! Sana doğru gelişimde azığım az da olsa ancak sana te-vekkül etmekle iyimserim. Eğer suçum senin cezandan beni korkutuyor-sa umudum, senin cezana karşı güvence veriyor. Eğer günahım beni se-nin ateşine sunuyorsa, güzel güvenim sevabına yönlendiriyor. Eğer gaf-let beni, likana hazırlanmaktan alı koyuyorsa senin kerem (lütuf) ve gizli nimetlerine olan marifet ve inancım beni uyandırıyor. Eğer günah ve az-gınlığın aşırılığı beni senden uzaklaştırıyorsa mağfiret ve rızvan (hoşnut-luk) müjdesi beni sana ısındırıyor. Cemalinin ve kudsiyetinin nurların hürmetine senden istiyorum; rahmet gölgeleri ve ihsanının incelikleri hürmetine sana yalvarıp yakarıyorum ki sana yakınlaşmada, indine var-mada cemaline nazar etmekle büyük ikramına ve güzel nimetlerine olan zannımı gerçekleştir.
    Şimdi şefkat ve rahmet esintilerine kendimi hedef kılıyor, senin rah-met ve bağış yağmurunu arıyorum. Senin gazabından rızana, senden sana kaçıyorum. Ümidim, senin indinde en iyi olan şeye kavuşmaktır. Bağışına güvenim var. Senin korumana muhtacım.
    Ey Rabb'im! İlk olarak fazl ve kereminle beni andın; öyleyse bu nime-tini tamamla, kereminden bana yaptığın bağışı geri alma; kendi sabrınla günahlarımın üzerini örttün; bu perdeyi yırtma. Benden bildiğin çirkin amellerimi bağışla.
    Ey Rabb'im! Senden sana şefaat talep ediyorum (kendin hakkına beni bağışlamanı istiyorum.) Senden sana sığınıyorum. İhsanına göz di-kerek, nimetlerine meylederek, rahmet yağmurunla kanmayı ve fazilet bulutunda yağmuru yağdırmanı dileyerek, hoşnutluğunu talep ederek, cenabınıza yönelerek, bağış nehirlerinin kıyısına gelerek, indinde olan en yüce hayırları dileyerek, yüce cemaline gelerek, vechini (müşahede et-meyi) isteyerek, kapını çalarak ve azamet ve celalinin karşısında eğilerek sana geldim. Bağış ve rahmetin hatırına benim hakkımda kendin layık olduğun şeyi yap, kendi rahmetin hatırına benim layık olduğum azap ve in-tikama beni müptela etme; ey merhametlilerin en merhametlisi!
    _________________
     
    6- Şükredenerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Rabb'im; bağışının peş-peşe aralıksız olması sana şükretmeyi unutturmuş ve kendime dalmışım, ihsanının sürekli bana yağması sena-larını sayıp bitirmekten beni aciz bırakmıştır, nimetlerinin birbirini takip etmesi övgülerini anmaktan beni alıkoymuştur, kerem ve iyiliklerinin ard-arda oluşu bunları açıp söylemekten beni aciz etmiştir. Ben, Senin bol nimetlerine karşılık kusurlu olduğunu itiraf eden, o nimetlerde ihmalkârlık yapmasından ve onları zayi etmesinden dolayı kendisi aleyhine tanıklık eden kimsenin halindeyim.
    Allah'ım; sen Rauf (şefkatli), Rahim, İhsan sahibi ve Kerim'sin; öyle ki sana yönelenleri ye'se düşürmez ve keremine ümidi olanları nezdinden kovmazsın. Ümit edenlerin yükü senin dergahına indirilir, yardım dileyen-lerin arzuları senin kapında durur; öyleyse arzularımızı mahrumiyet ve ümitsizlikle karşılaştırma ve ümitsizlik elbisesini bize giydirme.
    İlahi, senin büyük nimetlerin karşısında benim şükrüm küçük kalır, ik-ramın karşısında benim hamd-u senam naçiz görünür. İman nurundan olan nimetlerin beni süslemiş, izzetinden olan zarif ihsanların beni kap-lamıştır, minnetlerin açılmayacak gerdanlıklar ve kırılmayacak tasmalar boynuma takmıştır. Nimetlerinin çokluğundan onları sayıp bitirmekten di-lim aciz kalmış ve onları kuşatmak bir yana, idrak etmekten bile fikrim ye-tersiz olmuştur. O halde nasıl şükrederim? Oysaki sana şükretmek için de bir şükür gerekir, ne zaman sana hamd etsem hamdım için de tekrar sana hamd etmem gerekir.
    İlahi; lütfünle rızıklandırdığın ve ihsanınla eğittiğin gibi bize bol nimet-lerini tamamla, azabın çetinlik ve belalarını bizden uzaklaştır, her iki ci-hanın en yüce ve en büyük payından bu dünyada ve ahirette bize nasip eyle.
    Güzel imtihanlarına ve bol nimetlerine karşılık, rızama uygun, bol bağış ve ihsanına sebep olacak bir şekilde sana hamdediyorum; ey azamet ve kerem sahibi, rahmetin hürmetine -duamı kabul eyle- ey mer-hametlilerin en merhametlisi.
    _________________
     
     
    7- İtaat Edenlerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Allah'ım; itaatini bize ilham eyle. Sana karşı günah işlemekten bizi uzaklaştır. Temennimiz olan rızvanına ulaşmayı bize kolaylaştır. Bizi cennetlerin ortasına al. Şüphe bulutlarını gözlerimizin önünden dağıt. Kalplerimizden şek hicap ve perdelerini kaldır. Gönlümüzden batılı yok et. Batınımızda hakkı sabit kıl; zira şek ve zanlar, fitneleri aşılarlar, iyilik ve ihsanın halisliğini bulandırırlar.
    Allah'ım; bizi kurtuluş gemilerinde taşı. Tatlı münacatınla faydalandır. Sevginin havuzlarına sok. Sevgi ve kurbunun (yakınlığının) tadını bize tattır. Cihadımızı kendi yolunda, gayretimizi kendi itaatinde kıl ve seninle muamelede niyetlerimizi halis eyle. Şüphesiz biz Sendeniz ve Senin içi-niz, Senden başka Sana bir vesilemiz yoktur.
    Allah'ım; bizi seçkinlerden, iyilerden kıl. Bizi salih ve iyi kimselerden ve bağışlara doğru gidenlerden, hayırlara doğru koşanlardan, bakiyat-i salihat için amel edenlerden ve yüce derecelere doğru çaba harcayan-lardan kıl. Şüphesiz Sen her şeye kadir ve icabet etmeye layıksın. Kendi rahmetin hürmetine ey merhametlilerin en merhametlisi.
    _________________
     
     
    8- Müridlerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Rabb'im; sen münezzehsin. Senin kılavuz olmadığın kimselere yollar ne kadar da dardır. Hedefine hidayet ettiğin kimsenin yanında ise hak ne kadar da aşikardır.
    Allah'ım; bizi sana varacak yollara hidayet eyle, bizi sana kavuştura-cak en yakın yolda hareket ettir. Uzağı bize yakınlaştır, zor ve çetini bize kolaylaştır, bizleri sana doğru koşan, gelip kapını çalan, gece-gündüz yalnız sana tapan ve azametinden korkan kullarından kıl. Kendileri için kaynakları arındırdığın, arzularına ulaştırdığın; maksatlarına kavuşturdu-ğun, kendi fazlından ihtiyaçlarını giderip kalplerini sevginle doldurduğun, saf içeceklerinden kendilerini doyurduğun -kullarından eyle- onlar ki se-ninle münacatın lezzetine ulaştılar; en uzak amaçlarını senden aldılar.
    Ey kendisine yönelenlere yönelerek, onlara lütuf ve ihsan eden, zik-rinden gafil olanlara merhametli ve şefkatli olan, kendi dergahına cezbetmek için onlara muhabbetli davranan! Beni senden en fazla pay alan, senin katında en yüce olan, senin sevginden en çok hisse alan ve marifetinden en üstün nasibi olan kullarından kıl.
    Doğrusu bütün çabam sana yönelmiştir. Gayem yalnız sensin. Sen-sin benim maksadım, başkası değil. Uyumam ve uyanmam yalnız senin içindir, senden başkası için değil. Beni ferahlatacak olan senin likana erişmektir. Gönlümün arzusu sana varmaktır. İştiyakım sana kavuşmak-tır. Şaşkınlığım senin muhabbetinden dolayıdır. Aşkım senin muhabbe-tindir. Rızan benim arzumdur. Hacetim seni görmektir. Talebim sana ya-kın olmaktır. Sana yakın olmak nihai isteğimdir. Seninle münacat etmek sevinç ve huzurumdur. Hastalığıma ilaç, susuzluğuma şifa, aşk ateşime söndürücü ve üzüntümü giderici (şey) senin yanındadır.
    Öyleyse yalnızlığıma acıyıp beni bağışlayan, hatalarımı affeden, tövbemi kabul eden, duama icabet eden, temizliğimi koruyan ve ihtiyacı-mı gideren Sen ol.
    Beni kendinden koparma, uzaklaştırma; ey benim nimet ve cenne-tim; ey benim dünya ve ahiretim (ve ey merhametlilerin en merhametlisi!)
    _________________
     
     
    9- Muhiblerin Münacaatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    İlahi, kim senin muhabbetinin tadını alır da başkasına yönelir? Kim kurbuna alışır da senden ayrılmak ister?
    İlahi, bizi o kimselerden kıl ki, onları kurbun ve velayetin için seçtin, dostluğun ve sevgin için halis kıldın ve görüşmen için meyillendirdin! Ka-za -ve kaderine- razı ettin, yüzüne bakmayı kendisine ihsan ettin, hoşnut-luğunu ona bağışladın, uzaklaşman ve buğzundan korudun, indindeki doğruluk makamına yerleştirdin, marifetine mahsus ve ibadetine layık kıldın, kalbini aşık ettin, müşaheden için seçtin, yüzünü sadece kendine doğru yönelttin, kalbini sevgin için fariğ eyledin, nezdinde olana meyillendirdin, zikrini ilham ettin, şükrüne düşkün kıldın, itaatinle meşgul ettin, salih kullarından yaptın, münacatın için seçtin, senden koparacak her şeyden onu kopardın (uzaklaştırdın). Allah'ım! Bizleri öyle kimseler-den kıl ki, seninle birlikte olmakla ve sana iştiyakla rahatlık bulmaya alışmışlar; ve zamanları ah etmekle geçen, alınları azametin için secde-ye kapanan, gözleri hizmetinde uykusuz kalan, gözyaşları haşyetinden akan, kalpleri muhabbetine bağlı olan ve yürekleri senin heybetinden çarpanlardan kıl bizi. Ey kutsi nurları muhiplerinin gözlerini cilalandıran ve yüzünün azameti ariflerinin kalplerini cezbeden! Ey iştiyak sahiplerinin kalplerinin arzusu! Ey muhiplerin arzularının sonu! Senin sevgini ve seni sevenin sevgisini, beni kurbana ulaştıracak her amelin sevgisini senden istiyorum. Yine, kendini benim kalbimde her şeyden daha sevimli kılma-nı, sana olan sevgimi rızvanına sevkedici etmeni, sana olan şevkimi masiyetinden alı koyucu kılmanı senden istiyorum. Sana nazar etmek, sevgi ve teveccüh gözüyle bana bakmakla bana ihsan et. Yüzünü ben-den çevirme. Beni saadet ehlinden ve nezdinde payı olanlardan kıl; ey icabet eden ve ey merhametlilerin en merhametlisi!
    _________________
     
     
    10- Tevessül Edenlerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    İlahi! Senin rafet ve şefkatin başka sana varacak bir vesilem, rahme-tinin ihsanından ve rahmet Peygamberi olan, ümmeti -üzüntü- ve bela-dan kurtaran Peygamberinin şefaatinden başka benim sana ulaşacak bir vasıtam yoktur. O halde bu ikisini (şefaat ve rahmet) benim için mağfire-tine nail olacak bir sebep ve cennetine erişecek bir vesile kıl. Şüphesiz ümidim keremine ve tamahım da bağışına göz dikmiştir. Öyleyse arzu-mu kendi hakkında gerçekleştir, amelimi hayırla sonuçlandır ve beni cennetine aldığın, keramet evine yerleştirdiğin, görüşme ve -kıyamet- günü gözlerini sana bakmakla aydınlattığın civarında sıdk menzillerini kendilerne bıraktığın seçkin kullarından kıl.
    Ey gelenlerin kendisinden daha kerimine gelemediği ve kasidlerin kendisinden daha merhametlisini bulamadığı kimse! Ey tek başına ken-disiyle halvet edilebilenlerin en hayırlısı! Ey her yerden kovulup kendisine sığınılanların en şefkatlisi! Senin geniş affına elimi açtım ve kereminin eteğine sarıldım; o halde, bana mahrumiyeti nasip etme ve beni hüsrana düşürme; ey duâyı işiten -kabul eden- ve ey merhametlilerin en merha-metlisi!"
    _________________
     
    11- Muhtaçların Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Rabb'im! Kırığımı senin lütuf ve şefkatinden başka bir şey ona-ramaz; fakirliğimi senin teveccüh ve ihsanından başka bir şey zenginliğe dönüştüremez; korkumu senin güvencenden başka bir şey gideremez; horluğumu senin egemenliğinden başka bir şey onura çeviremez; arzu-mu senin fazlından başka bir şey bana ulaştıramaz; ihtiyacımı senin ih-sanından başka bir şey kapatamaz; hacetimi senden başka kimse karşı-layamaz; üzüntümü senin rahmetinden başka bir şey gideremez; derdi-me senin şefkatinden başka bir şey çare olamaz; susuzluğumu sana ka-vuşmaktan başka bir şey gideremez; ateşimi senin likandan başka bir şey söndüremez; sana olan iştiyakımı senin yüzüne bakmaktan başka bir şey gideremez; istikrarsızlığımı sana yakın olmaktan başka bir şey istik-rara dönüştüremez; yakınmamı senin rahmet esintinden başka bir şey gideremz; hastalığımı senin dermanından başka bir şey iyileştiremez; gamımı sana yakınlıktan başka bir şey yok edemez; yaramı senin mağfi-retinden başka bir şey iyileştiremez; kalbimin pasını senin affından başka bir şey cilalandıramaz; göğsümün vesvesesini senin emrinden başka bir şey gideremez.
    Öyleyse ey arzu edenlerin arzusunun sonu, ey isteyenlerin isteğinin nihayeti, ey taleplerin talebinin talebinin sonu, ey rağbet edenlerin rağbe-tinin zirvesi, ey salihlerin velisi, ey korkanların güvencesi, ey çaresizlerin davetini icabet eden, ey yoksulların sermayesi. Ey felakete uğrayanların hazinesi, ey imdat dileyenlerin imdatçısı, ey fakirler ve miskinlerin ihtiyaç-larını gideren, ey kerimlerin en keremi ve ey merhametlilerin en merha-metlisi! Yalnız senin karşında eğilirim, yalnız senden isterim ve yalnız sana yalvarırım; senden rızvanının esintisinden bana ulaştırmanı, lütuf ve nimetlerini bana devam ettirmeni istiyorum.
    Şimdi ben senin kerem kapının önünde durmuş, ihsanının esintisine kendimi vermiş, sağlam ipine sarılmış, güvenilir kulpundan sımsıkı tut-muşum.
    Ey Rabb'im! Zelil, dili yorgun (sözünü anlatamayan) ve ameli az olan kuluna acı, hesapsız ihsanla bağışta bulun, her şeyi kapsamına alan gölgenin altında onu koru; ey Kerim, ey Cemil, ey merhametlilerin en merhametlisi!
    _________________
     
    12- Ariflerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    İlahi; diller, celaline yakışır bir şekilde seni övmekten ve akıllar ce-malinin künhünü idrak etmekten acizdir ve gözler veçhinin nurlarına bakmaktan kalakalmıştır. Yaratılmışlara, künhünü tanımaktan acizli ol-duklarına itiraf etmekten başka bir yol bırakmamışsın.
    İlahi; bizleri, şevk ağaçları göğüslerinin bahçelerinde kök salan ve muhabbetinin aşkı tüm kalplerini saran kimselerden kıl; bunlar o kimse-lerdir ki fikirler yuvasına sığınıyorlar, kurb (yakınlık) ve mükaşefe bahçe-lerinde yiyip gezinirler; mülatafat kasvesiyle muhabbet havuzundan içi-yorlar, duru nehirlere girerler; şüphesiz perde onların gözlerinden kaldı-rılmıştır; şüphe karanlığı, akaid ve zamairleinden aydınlığa kavuşmuştur; şek karşılığı kalp ve batinlerinden yokolmuştur; göğüsleri ma'rifet tahki-kiyle genişlemiştir; himmetleri zahidliğin saadet yolunda öne geçmek için yücelmiştir; içecekler amelin akar sularında hoş olmuştur; sırlar, üns meclisinde güzel kokulu olmuştur; sürüleri, korku yerinde güvenliğe ka-vuşmuştur; canları Rabb-ul erbaba dönmekle mutmain olmuştur (huzur kavuşmuştur); ruhları feyz ve kurtuluşa yakin etmiştir; gözleri mahbubla-rına bakmakla aydınlanmıştır; sakin olmaları soruyu idrak etmek ve mas-kada ulaşmakla sabitleşmiştir; ticaretleri dünyayı ahirete satmada kâr etmiştir.
    İlahi; Seni anmak ilhamının anıları kalplere ne kadar da lezzetlidir; gaybet yollarında düşünceyle Sana doğru yola çıkmak ne kadar da tatlı-dır; sevginin tadı ne kadar da hoştur; kurbunun su içilecek yeri ne kadar da güzeldir; öyleyse kovulmak ve uzaklaştırılmaktan bize sığınak ver. Bi-zi, Seni tanıyanların en yakınından, kullarının en salihlerinden, Sana itaat edenlerin en doğrularından ve ibadet edenlerin en halislerinden kıl; ey Azim, ey Celil, ey Kerim, ey bağışta bulunan! kendi rahmet ve nimetinle; ey merhametlilerin en merhametlisi!
     
     
     
    13- Zakirlerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    İlahi; eğer emrini kabul etmek farz olmasaydı Seni anmamda tenzih ederdim; Seni anmam kendi değerimin miktarıcadır, Senin değerinin mik-tarınca değildir; benim değerim Seni takdis edebilecek bir dereceye ulaş-ması gerekir. Bize nasib olan en büyük nimetlerden biri de Senin zikrinin bizim dilimizde söylenmesi ve Seni çağırmak tenzih ve tesbih etmek için bize vermiş olduğun iznidir.
    İlahi; zikrini yalnızlıkta ve toplumda, gece ve gündüzde, açıkta ve gizlide, mutlulukta ve mihnette bize ilham eyle. Bizi, gizli anmalarla me'nus kıl; temiz işte ve rızan olan çalışmalarda bizi çalıştır; ve tam bir şekilde bizi mükafatlandır.
    İlahi; aşık kalpler Sana susmuştur, çeşitli akıllar Senin marifetin üze-re toplanmıştır; öyleyse kalpler ancak Seni anmakla tatmin olur ve canlar ancak Seni görünce (Sana yakın edince) sükunet bulur. Sen her mekan-da tesbih edilensin, her zamanda ma'budsun, her vakitte mevcudsun, her dille çağıransın, her kalpte büyüksün; Senin zikrin olmayan her lezzetten, Senin ünsün olmayan her rahatlıktan, Senin yakınlığın olmayan her se-vinçten ve Seninin itaatın olmayan her meşguliyetten bağışlanma diliyo-rum.
    İlahi; Sen buyurmuşsun ve Senin buyruğun ise haktır: "Ey inanan-lar, çokça zikretmek suretiyle Allah'ı zikredin (anın). Ve O'nu sabah ve akşam tesbih edin" (Ahzab, 42). Yine buyurmuşsun ve buyruğun ise haktır: "Öyleyse (yalnızca) beni anın, Ben de siz. anayım" (Baka-ra,152).
    O halde kendini anmayı bize emretmişsin ve bunun üzerine bize, şeref olmamız ve yücelmemiz için bizi anmayı vaadetmişsin; biz şimdi emrettiğin şekilde Seni anmaktayız; öyleyse ey ananları anan, ve ey merhametlilerin en merhametlisi; bizi vaadettiğin şekilde mükafatlandır.
    _________________
     
    14- Sığınanların Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Allah'ım! Ey sığınanların sığınağı, ey iltica edenlerin melcei, et helak olanları kurtaran, ey zavallıların koruyucusu, ey yoksullara merha-met eden, ey çaresizlere icabet eden, ey fakirlerin hazinesi, ey kırılanları onaran, ey korkanların korucusu, ey üzüntülerin imdadına yetişen, ey mültecilerin kalesi, eğer Sinin izzetine sığınmazsam, kime sığnayım, eğer Senin kudretine iltica etmezsem kime iltica edeyim. Günahlar, Senin affına sığınmaya beni mecbur etmiştir; hatalar, Senin bağış kapını çal-maya beni muhtaç etmiştir, çirkin iş yapmak Senin izzet dergahına çök-meye beni sevketmiştir; cezandan korkmak beni, Senin şefkat ipine sa-rılmaya sürüklemiştir. Senin şefkat ipine sarılanın rezil olması hak değil-dir; Senin izzetine sığınanı terkedilmesi veya kendi başına bırakılması layık değildir.
    İlahi; himayeni bizden esirgeme; gözetmenden bizi mahrum bırak-ma, bizi helak yerlerinden çıkar. Çünkü biz Senin gözün önünde, Senin himayende ve Senin içiniz. Meleklerin katına yakın olanların hakkına; ve yarattıklarından salih olanların hakkına bize, bizi tehlikelerden kurtaracak muhafızlar kılmanı bizi afetlerden uzaklaştırmanı, bizi büyük müsübetler-den korumanı, gönüllerimize huzur indirmeni, yüzlerimizi muhabbet nur-larında örtmeni, bizi sağlam desteğine sığındırmanı, bizi ismet sığına-ğında toplamanı (yer veresin) istiyoruz; kendi ra'fet ve rahmetin hürmeti-ne; ey merhametlilerin en merhametlisi!
    _________________
     
     
    15- Zahidlerin Münacatı

    Bismillahirrahmanirrahim
    İlahi; bizi öyle bir yurtta yerleştirdin ki, bize hile kuyularını kazmış ve ölüm peçeleriyle tuzaklarına atmıştır; öyleyse onun aldatıcı hilelerinden sana sığınıyoruz ve onun yaldızlı zinetleriyle aldatmasından sana sığını-yoruz. Şüphesiz bu yurt (dünya), arayanlarını helak etmektedir; kendisin-de ikamet edenleri yok etmektedir; öyle bir yurttur ki, afet ve musibetlerle doludur.
    İlahi; bizi bu yurtta (dünyada) zahid kıl, kendi tevfik ve ismetinle bizi oradan salim kurtar, sana karşı muhalefet örtülerini bizden çıkar, hüsn'ü kifayetinle işlerimize idareci ol, payımızı geniş Rahmetinle çoğalt, sıla-i rahimlerimizi bağış ve feyzinden güzel eyle, kendi marifet nurlarını bizim için tamamla, bağış tadını ve mağfiret lezzetini bize tattır, sana ka-vuşacağımız gün Seni görmekle gözlerimizi aydınlat, dünya sevgisini kalplerimizde çıkar; nitekim bunu seçkin, salih kulların ve yakınlarından olan ihsan sahibi sadık kişilerin hakkında yapmışsın; andolsun Rahmeti-ne et merhametlerin en merhametlisi ve ey kerimlerin en kerimisi!

     
    FirstName :
    LastName :
    E-Mail :
     
    OpinionText :
    AvrRate :
    %0
    CountRate :
    0
    Rating :
     
     

    Address: The Al-ul-Mortaza Religious Communication Center, Opposite of Holy Shrine, Qom, IRAN
    Phone:+98251-7730490 - 7744327 , Fax: +98251-7741170
    E-Mail: info@shahroudi.net