پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
Saturday 07 December 2019 - السبت 08 ربيع الثاني 1441 - شنبه 16 9 1398
 
 
 
  • İBRETLİ ÖYKÜLER   
  • 2010.07.04 20:50:1  
  • CountVisit : 170   
  • Sendtofriend
  •  
  •  
  • 1- Yeşil Yazıyla Yazılan Bir Mektup
    Cebel Amil büyüklerinden bir kişi her yıl Mekke ziyaretine müşerref oluyordu; dönüşte ise Medine’de İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna varıyordu.
    Bir defasında hacca müşerref olmadan önce İmam Sadık (a.s)’ın hizmetine varıp, on bin dirhem İmam’a vererek şöyle dedi:
    “Bu miktar parayla benim için bir ev almanı rica ediyorum.”
    Daha sonra Mekke-i Muazzama’yı ziyaret ermek için İmam (a.s)’ın huzurundan ayrıldı. Hac amellerini yaptıktan sonra İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vardı. İmam (a.s) onu evine alıp ona bir yazı takdim ederek şöyle buyurdular:
    “Cennette öyle bir ev senin için aldım ki, onun bir tarafı Muhammed Mustafa (s.a.a)’in evine, ikinci tarafı Ali (a.s)’ın evine, üçüncü tarafı Hasan-ı Mucteba (a.s)’ın evine, dördüncü tarafı ise Hüseyn b. Ali (a.s)’ın evine yakındır!” (Yani onlarla komşusun.)
    O adam, bu sözü İmam (a.s)’dan duyunca kabul etti.
    İmam (a.s) da o miktar parayı, İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s)’ın evlatlarından fakir ve yoksul olanlar arasında dağıttı. Cebelî olan adam kendi vatanına döndü. Bir müddet geçtikten sonra o adam hastalandı, akrabalarını toplayıp şöyle dedi:
    “Ben İmam Sadık (a.s)’ın buyurduğunun gerçek olduğuna inanıyorum, sizden ricam, bu yazıyı benimle defnetmenizdir!”
    Kısa bir süreden sonra adam dünyadan göçtü. Vasiyetine göre o yazıyı onunla defnettiler. Ertesi gün geldiklerinde, kabrinin üzerinde yeşil yazıyla yazılmış bir mektup gördüler; o mektupta şöyle yazılmıştı:
    “Allah’a ant olsun ki, Cafer b. Muhammed vaadine vefa etti!”

    (Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 134)
    _________________
     
     
    2- Ateşin İçinde Yalın Ayak!

    Me’mun-u Rıkkî şöyle naklediyor:
    Bir gün İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda idim, Sehl b. Hasan-ı Horasanî İmam (a.s)’ın yanına geldi, selam verip oturdu. Sonra şöyle dedi:
    “Ey Resulullah’ın torunu! İmamet (makamı) sizin hakkınızdır. Çünkü siz, şefkat ve rahmet ailesisiniz. Neden hakkı almak için kıyam etmiyorsunuz? Oysa ki sizin takipçilerinizden yüz bin kişi, kesici kılıçlarıyla sizin kenarınızda düşmanla savaşmaya hazırdırlar!”
    İmam (a.s) onun bu sözüne karşılık şöyle buyurdular:
    “Ey Horasanî! Otur da hakikat sana aşikar olsun”
    İmam (a.s) cariyesine, tandırı yakmasını emretti, tandır hemen alevlenmeye başladı, öyle ki onun alevi tandırın üst tarafını aydınlattı. İmam (a.s) Sehl’e: “Ey Horasanî! Kalk bu tandırın içinde otur!” buyurdu.
    Horasanî adam (Sehl) mazeret istemeye başlayıp şöyle dedi: “Ey Resulullah’ın torunu! Beni ateşle yakma, bu hakiri affet!
    İmam (a.s): “Rahatsız olma, seni bağışladım” buyurdu.
    Bu sırada Harun-u Mekki, naleynini (ayakkabısını) eline almış olduğu bir halde, yalın ayak içeriye girip selam verdi. İmam (a.s) onun selamının cevabını verdi ve şöyle buyurdu:
    “Naleyni at ve tandırda otur!”
    Harun naleynini atıp hemen tandırın içine girdi!
    İmam (a.s), Horasani ile sohbet etmeye başladı. Horasan’ın pazarının durumundan ve oranın özelliklerinden öyle bir konuşuyordu ki, sanki uzun yıllarca orada kalmıştı. Daha sonra Sehl’den, tandırın durumunun nasıl olduğuna bakmasını istedi. Sehl der ki; Tandırın başına yetiştiğimde, Harunun ateşler arasında diz üstü oturmuş olduğunu gördüm. Beni görür görmez tandırdan dışarı çıktı ve bize selam verdi.
    İmam (a.s) Sehl’e: “Horasan’da bunun gibi kaç kişi bulunur?”diye sordu.
    Horasanî : “Allah’a ant olsun ki, bir kişi de bulunmaz” dedi.
    İmam (a.s) da onun bu sözüne karşılık: “Evet, Allah’a ant olsun ki, bir kişi de bulunmaz. Eğer bunun (Harun) gibi beş kişi de bulunsaydı, biz kıyam ederdik” buyurdular.

    (Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 123)
    _________________
     
    3- Birbirinize Nasıl Yetişiyorsunuz?

    İmam Cafer Sadık (a.s) Asim’e şöyle buyurdular:
    “Ey Asim! Birbirinize nasıl yetişiyor ve yardımda bulunuyorsunuz?”
    Asim,“Mümkün olan en iyi bir şekilde” dedi.
    İmam (a.s), “Sizlerden fakir biri mümin kardeşi evinde bulunmadığı bir sırada onun evine gider de, hiçbir kimsenin itirazıyla karşılanmaksızın, "onun para cüzdanını getirin." deyip cüzdanı açarak ihtiyacı miktarınca ondan para götürebilir mi?”diye sordu. Asim, “Hayır, durum böyle değildir” dedi.
    İmam (a.s), “Öyleyse benim istediğim gibi sizler fakirlik ve ihtiyaç anında birbirinize yetişip yardım etmiyorsunuz” dedi.

    (Bihar’ul-Envar, c. 48, s. 118)
    _________________
     
     
    4- Tuzsuz Ekmek İnfak Etmek

    Yağmurlu bir gece İmam Sadık (a.s) gecenin karanlığından istifade ederek tek başına evden dışarı çıkıp “Zılle-i Beni Saide”(1) tarafına yola koyuldu. Mualla b. Huneys, İmam (a.s)’ı bu karanlık gecede yalnız bırakmamak için az bir mesafeyle sessizce Hazretin arkasına takıldı.
    Aniden İmam (a.s)’ın omzundan bir şeyin yere düştüğünü hissetti. O anda İmam’ın yavaş bir sesle: “Allah’ım! Bunu bana geri çevir” dediğini duydu.
    Mualla bu durumu görünce yakına gidip selam verdi. İmam (a.s) Mualla’nın sesinden onu tanıyıp şöyle buyurdu:
    “Mualla sen misin?”
    Mualla, “Evet, ben Mualla’yım” dedi.
    Mualla İmam (a.s)’ın cevabını verdikten sonra, yere düşen şeyin ne olduğuna dikkat ederken bir miktar ekmeğin yere düşmüş olduğunu gördü.
    İmam (a.s): “Mualla! Bunları yerden topla bana ver” buyurdu.
    Mualla da ekmekleri yerden toplayıp İmam’a verdi. Mualla diyor ki; İmam’ın omzundaki dağarcık çok büyüktü, bir insan onu ancak zorlanarak taşıyabilirdi.
    İmam (a.s)’a: “Müsaade edin bu dağarcığı ben omzuma alayım” dedim. Ama İmam (a.s): “Ben bu iş için senden daha layığım” buyurdular.
    İmam (a.s) ekmekle dolu olan dağarcığı omzuna alınca birlikte “Zılle-i Beni Saide” tarafına doğru hareket ettik, nihayet oraya ulaştık. Orası yoksul ve çaresizlerin, evi ve barkı olmayanların (dinlenmek için) toplandığı bir yer idi.
    Herkes uykuya dalmıştı; bir kişi bile uyanık değildi. İmam (a.s) ekmekleri bir ve ikişer olarak onların elbiselerinin altına bırakıyordu; öyle ki ekmek verilmemiş hiç kimse baki kalmadı. İmam (a.s) sonra dönmeye azmetti.
    Mualla diyor ki İmam (a.s)’a: “Efendim, bu gecenin karanlığında kendilerine ekmek getirdiğin bu kimseler, Şii midirler, sizin imametinizi kabul ediyorlar mı? diye sordum. İmam (a.s) cevaben: “Hayır! Bunlar benim imametime inanmıyorlar; eğer imamete itikatları olsaydı (onlara) tuz da getirirdim!” buyurdular.(2)
    _________________
    1 - Zille-i Ben-i Saide, halkın sıcak günlerde, sıcaktan korunması için altında toplandıkları bir gölgelik, geceleri ise fakir ve garip kimselerin orada istirahat etmeleri için uygun bir yer idi.
    2 - Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 20
    _________________
     
     
    5- İmam Sadık (a.s)'ın Şarap Meclisini Terk Etmesi

    Harun b. Cehm şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s) “Hiyre”de Mensur-u Devaniki ile mülakat ettiğinde ben de onun hizmetinde idim. Mensur’un komutanlarından biri oğlunu sünnet ettirmişti. Bu münasebetten dolayı a’yan ve eşraftan (ileri gelen büyük şahsiyetlerden) bir çok kimseleri de velimeye (sünnet törenine) davet etmişti. İmam Sadık (a.s) da davet edilenlerdendi. Sofra hazırlandı, misafirler sofranın başına oturup yemek yemekle meşgul oldular. Bu sırada misafirlerden biri su istedi. Kendisine şarap kadehlerinden birini verdiler, kadeh onun eline verilir verilmez İmam Sadık (a.s) yemeği yarıda bırakıp hemen sofranın başından kalkarak meclisten dışarı çıktılar. İmam’ı geri çevirmek için her ne kadar ısrar ettiyseler de İmam (a.s) geri dönmedi ve Peygamber (s.a.a)’in şu sözünü buyurdular:
    “Kim şarap olan bir sofranın başında oturursa, Allah ona lanet eder.”

    (Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 39)
    _________________
     
     
    6- İmamların Şiileri Cennet Ehlidir

    Zeyd b. Usame şöyle naklediyor:
    Bir gün İmam Sadık (a.s)’ın ziyaretine müşerref oldum. İmam (a.s) bana: “Kaç yaşındasın?”diye sordular. "Yaşım bu kadardır." dedim. İmam (a.s): “İbadetlerini tazele ve geçmiş günahlarından tövbe et” buyurdu.
    İmam (a.s)’ın bu sözü beni çok etkiledi, ağlamaya başladım.
    İmam (a.s), “Niçin ağlıyorsun?” buyurdu.
    Ben, “ Kendi buyruğunuzla ölümümden haber verdiniz” dedim.
    İmam (a.s), “Ey Zeyd! Müjde olsun sana. Çünkü sen bizim Şialarımızdansın ve yerin cennettir” buyurdular.

    (Bihar’ul-Envar, c.47, s.77)
    _________________
     
     
    7- Altın Külçesi Ve İmam Sadık (a.s)’ın Mucizesi

    Bir gün İmam Cafer Sadık (a.s)’ın ashabından bir grup kimse, onun huzurunda oturmuşlardı. İmam (konuşma esnasında) şöyle buyurdular:
    “Yerin hazine ve anahtarları bizim yanımızdadır. Eğer ayağımızla yere işaret etmiş olursak, yer kendinde sakladığı altın ve gümüş ne varsa dışarı döker!”
    Sonra ayağıyla yere bir çizgi çizdi, (derken) yer yarıldı, İmam (a.s) elini uzatıp bir karış uzunluğunda olan bir parça altını dışarı çıkardılar!
    Daha sonra: “Yerin yarığına bakın!” buyurdular. Ashap yerin yarığına baktıklarında, birbiri üzerine yığılmış güneş gibi parlayan bir takım altınlar gördüler.
    Ashaptan biri şöyle dedi: “Ey Resulullah’ın turunu! Allah Tebarek ve Teala dünya malından size bu şekilde bağışta bulunmuştur, o halde neden şii ve dostlarınız böyle fakir ve muhtaç bir durumdalar?”
    İmam (a.s) onun cevabında şöyle buyurdular: “Allah-u Teala dünya ve ahireti, biz ve Şiilerimiz için toplamıştır. Biz ve dostlarımız cennete gideceğiz, düşmanlarımız ise cehennemi boylayacaktır.”

    (Bihar’ul-Envar, c. 104, s. 37)
    _________________
     
     
    8- Batında Maymun Ve Domuz Olan İnsanlar

    İmam Sadık (a.s)’ın muhlis ve samimi Şiilerinden olan Ebu Besir, İmam (a.s)’la hac merasimine katıldı.
    İmam (a.s)’la birlikte Ka’be’yi tavaf ederken İmam’a şöyle dedi: “Canım sana feda olsun, acaba Allah Teala hac merasimine katılan bu kadar toplumun hepsini affediyor mu?”
    İmam (a.s), “Ey Ebu Besir! Gördüğün bu toplumdan çoğu insanlar, maymun ve domuzdur!”buyurdu.
    Ebu Besir, “Onları bana gösterir misiniz?”dedi.
    İmam (a.s) elini onun gözlerine çekti, bir takım kelimeler söyledi. Aniden o insanlardan çoğunu maymun ve domuz görerek vahşete kapıldı! İmam (a.s) daha sonra yine elini onun gözlerine çekti. Derken onları zahirde oldukları şekliyle gördü.
    Daha sonra İmam (a.s) Ebu Besir’e şöyle buyurdular: “Üzülme! Siz cennette hoşnut olacaksınız, cehennemin tabakaları sizin yeriniz değildir. Allah’a ant olsun ki, siz hakiki Şiilerden üç, iki, hatta bir kişi bile cehennem ateşinde olmayacaktır.”

    (Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 79 ve c. 68 s. 118)
    _________________
     
     
    9- Bir Hıristiyanı Müslüman Eden Ayet

    Zekeriyya b. İbrahim şöyle diyor:
    “Ben bir Hıristiyan idim, Müslüman oldum. Daha sonra hac merasimine katılmak için Mekke’ye doğru hareket ettim. Orada İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vardım. İmam (a.s)’a: “Ben bir Mesihi (Hıristiyan) idim, sonra Müslüman oldum” dedim.
    İmam (a.s), “Müslüman olmana ne sebep oldu ?”diye sordu.
    Zekeriyya şöyle dedi: "Şu ayet hidayet yolunu bulmama sebep oldu: “Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz.”(1)
    Bu ayetle İslam’ın kamil bir din olduğunu anladım. Mektep ve medreseye gitmeyen bir kimseden bu çeşit sözler mümkün değildir. Binaen aleyh ona vahiy edilmiş olması gerekir."
    İmam (a.s)- “Gerçekten Allah (c.c) seni hidayet etmiştir” buyurdu.
    Sonra İmam (a.s) üç defa şöyle buyurdular:
    “Allah’ım, onu (iman yoluna) hidayet et.”
    İmam (a.s) daha sonra: “Yavrum, her ne diliyorsan (soracağın ne varsa) sor!”buyurdu.
    Zekeriyya-, "Babam, annem ve bütün ailem Mesihidirler; annem de kördür. Acaba ben onlarla yaşamak zorunda olduğuma göre onların kaplarında yemek yiyebilir miyim?"diye sordu.
    İmam (a.s), “Onlar domuz eti yiyorlar mı?”diye sordu.
    Zekeriyya, “Hayır, ona el bile dokundurmuyorlar” dedi.
    İmam (a.s), “Onlarla birlikte ol! Sakıncası yoktur. Özellikle annene çok şefkatli ol, ölürse onu başkasına bırakma (kendin defnet). Mina’da benim yanıma gelinceye dek yanıma geldiğini hiç kimseye söyleme” dedi.
    Zekeriyya diyor ki, Mina’da İmam’ın huzuruna vardım. Halk mektep çocukları (öğrenciler) gibi onun etrafını sarıp soru soruyorlardı.
    Kufe’ye döndüğümde, anneme karşı çok şefkatli davrandım. Bir gün annem şöyle dedi: “Oğlum! Sen bizim dinimizde oluğun müddetçe, bana karşı böyle davranmıyordun! Şimdi böyle davranmana sebep olan nedir?”
    Zekeriyya, “Allah’ın Peygamberlerinden birinin Ehl-i Beyt’inden olan bir şahıs, bana böyle davranmayı emretmiştir” dedi.
    Zekeriyya’nın annesi, “O şahıs peygamber midir?”diye sordu.
    Zekeriyya, “Hayır, o peygamberin torunudur” dedi
    Zekeriyya’nın annesi, “O şahısın Peygamber olması gerekir. Çünkü bu çeşit tavsiyeler, Peygamberlere mahsustur” dedi.
    Zekeriyya, “Hayır anne! Bizim Peygamberden sonra artık bir Peygamber gelmeyecektir, o Peygamber’in torunudur” dedi.
    Zekeriyya’nın annesi, “Senin dinin, dinlerin en iyisidir, o dini bana öğret!” dedi.
    Zekeriyya diyor ki, "Ben şehadeteyni ona öğrettim; öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kıldıktan sonra şöyle dedi:
    “Gözümün nuru! Bana dediğini tekrarla!" Ben şehadeteyni tekrar ona söyledim; o da o anda dünyaya gözlerini kapadı. Sabahleyin Müslümanlar ona gusül verdiler, ben de ona namaz kıldım ve onu kabrine koydum.”(2)
    _________________
    1 - Şura / 52
    2 - Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 374
    _________________
     
     
    10- Yetmiş Helal Dinar İle Ticaret

    Bir gün bir genç İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna gelip: “Sermayem toktur” dedi.
    İmam (a.s): “Doğru ve dürüst ol! Allah Teala rızkı ulaştırır” buyurdular.
    Genç İmam’ ın yanından ayrılıp dışarı çıktığında yol üzerinde kemere bağlanan bir kese buldu. İçerisinde yedi yüz dinar vardı. Kendi kendine şöyle dedi: “İmam’ın tavsiyesiyle amel etmem gerekir, halka bir kese bulduğumu ilan etmeliyim.”
    Böyle bir kararı aldıktan sonra yüksek bir sesle şöyle dedi: “Kim bir kese kaybetmişse, gelip nişanesini söyleyerek onu alsın!”
    Bir adam gelip o kesenin nişanelerini söyledi ve o keseyi ondan aldı. Kese sahibi kendi isteği ile yetmiş dinarı ona verdi.
    Genç İmam (a.s)’ın huzuruna dönüp macerayı ona anlattı.
    İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdular: “Bu helal olan yetmiş dinar, haram olan o yediyiz dinardan daha iyidir; Allah Teala onu sana yetiştirmiştir.”
    Adam o parayla ticaret yaparak durumunu düzeltti, çok zengin oldu.

    (Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 117)
    _________________
     
     
    11- Suçsuz Kadın

    Beşşar-i Mekkarî şöyle diyor:
    Kufe’de İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vardım. İmam (a.s) hurma yemekle meşgul idiler.
    İmam (a.s): “Beşşar! Otur bizimle hurma ye” buyurdu.
    Ben cevaben şöyle arzettim: “Sana feda olayım! Gelirken kalbimi inciten bir manzarayla karşılaştım, rahatsızlıktan bir şey yiyemiyorum!”
    İmam (a.s), “Yolda ne gördün?”diye sordu.
    Beşşar, “Yolda gelirken memurlardan birinin bir kadını dövdüğünü ve onu hapse doğru götürdüğünü gördüm. Her ne kadar halktan yardım dilediyse, hiç kimse yardımına koşmadı!”dedi
    İmam (a.s),“O kadın ne yapmıştı?”diye sordu.
    Beşşar," Halk dediğine göre o kadının ayağı kayıp yere düştüğünde: “Ya Fatime! Allah senin katiline lanet etsin” demiş."dedi.
    İmam (a.s) bu sözü duyur duymaz ağlamaya başladı. Öyle ki mendili, mübarek sakalı ve göğsü yaş oldu.
    İmam (a.s),“Beşşar! Kalk, o kadının kurtuluşu için “Sehle” camisine gidip dua edelim” buyurdu.
    İmam (a.s), o kadından bir haber elde etmek için sultanın sarayına da bir kişi gönderdi.
    İmam’la birlikte “Sehle” camisine gittik ve iki rekat namaz kıldık. İmam (a.s) o kadının kurtuluşu için dua edip secdeye kapandı. Daha sonra başını secdeden kaldırıp şöyle buyurdu:
    “Kalk gidelim, o kadını serbest bıraktılar!”
    İmam (a.s)’la birlikte camiden çıktık. Sultanın sarayına gönderilen şahıs da yolun yarısında bizimle karşılaşıp İmam’a şöyle dedi:
    “Sultanın sarayına gittim, kadını hapisten çıkardıklarını gördüm, onu hakimin yanına getirdiler. Hakim kadına şöyle dedi:
    “Sen ne yaptın ki memur seni yakalayıp buraya getirdi?” Kadın olayın nasıl olduğunu tarif etti. Hakim kadının sözlerini duyunca ona iki yüz dirhem verdi. Ama o kabul etmedi. Hakim kadına: “Bizi helal et, bu dirhemleri de al!”dedi. Kadın yine o parayı almadı; fakat sonuçta serbest bırakıldı.
    İmam Sadık (a.s) bu sözleri dinledikten sonra şöyle buyurdular:
    “Beşşar! Bu yedi dinarı ona ver. Çünkü bu paraya çok muhtaçtır. Benim selamımı da ona ulaştır.”
    Beşşar diyor ki, o yedi dinarı kadına verip İmam (a.s)’ın selamını ona ulaştırdığımda, o kadın sevincinden düşüp bayıldı. Ayıldığında: “İmam bana mı selam gönderdi? dedi. “Evet, selamını sana iletmemi istedi”dedim. Üç kez bu soru ve cevap tekrarlandı. Sonra benden, selamını İmam Sadık (a.s)’a ulaştırmamı ve O’nun cariyesi olduğunu İmam’a söylememi ve İmam’ın duasına muhtaç olduğunu söyledi.
    Onun yanından döndükten sonra, macerayı İmam’a anlattım, İmam (a.s) da sözlerimizi dinledi ve ağladığı halde ona dua ettiler.

    (Bihar’ul-Envar, c. 100, s. 441)
    _________________
     
     
    12- Günün Fiyatıyla Ekmek Almak

    İmam Sadık (a.s), evinin masraf sorumlusu olan Mu’teb’e şöyle buyurdular:
    “Mu’teb! Cinsler (yiyecek gıdaları) pahalanıyor, bu yıl evde buğday var mıdır?”
    Mu’teb: “Ey Resulullah’ın torunu! Bir kaç aya yetecek kadar buğday zahire etmişiz” dedi.
    İmam (a.s): “Onları pazara götür, halkın ihtiyarına bırak ve sat!”buyurdu.
    Mu’teb: “Şehirde buğday az bulunuyor, bunları satacak olursak artık buğday almak bizim için kolay olmayacaktır” dedi.
    İmam (a.s): “Sen benim dediğimi yap, buğdayın hepsini, halkın ihtiyarına bırak ve sat!”
    Mu’teb; İmam (a.s)’ın emri doğrultusunda var olan buğdayı götürüp çarşıda sattı ve neticeyi İmama iletti.
    İmam (a.s) ona tekitle şöyle buyurdular:
    “Artık bundan sonra, benim ekmeğimi, her gün için çarşıdan al; benim evimin ekmeği, halkın büyük kitlesinin yediği ekmekle bir farkı olmamalıdır. Benim evimin ekmeği bundan sonra yarısı buğday yarısı da arpadan olmalıdır. Benim, elhamdülillah yılın sonuna kadar evimi buğday ekmeği ile idare etmeğe gücüm vardır; ama Allah’ın huzurunda ilahî iktisada ve yaşantıdaki muhasebeye riayet etmiş olmak için bu işi yapmıyorum!”

    (Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 59)
    _________________
     
     
    13- Mal Bağışlamakla Islah Etmek

    Adamın birisi sürekli olarak İmam Sadık (a.s)’ın yanına gelip ağzına geleni Hazrete söylüyordu (İmam’a sövüyordu). İmam (a.s)’ın yakınlarından bazıları durumu böyle görünce İmam’a: “İzin verin biz bu fasığı öldürelim!” dediler.
    İmam (a.s), onların böyle bir hareketine izin vermedi. O adamın mekan ve tarlasının nerede olduğunu sordular. Daha sonra İmam (a.s) bir bineğe binip onun tarlasına gitti.
    O adam yüksek bir sesle: “Benim tarlamın içinden gelmeyin, mahsulümü çiğnemeyin!” diye bağırdı.
    İmam (a.s) o adama yaklaşıp bineğinden aşağı indiler. Gülümseyerek kenarında oturdular. Daha sonra şöyle buyurdular:
    “Bu ziraata ne kadar masrafın olmuş?”
    Tarla sahibi, “Yüz dinar” dedi.
    İmam (a.s), “Ne kadar (kâr) elde etmeyi ümid ediyorsun?”diye sordu
    Tarla sahibi, “İki yüz dinar” dedi.
    İmam (a.s), “Bu üç yüz dinarı al, mahsul da senin kendi malın olsun. Allah Teala ümit ettiğin şeyi sana bağışlasın.”
    Adam parayı alıp İmam’ın alnından öptü. İmam (a.s) gülümseyip geri döndü (oradan ayrıldı). İmam Sadık (a.s) ertesi gün camiye geldiler. O adam da camide oturmuştu. İmam (a.s)’ı görünce: “Allah Teala risaletini, hangi ailede karar kılacağını daha iyi biliyor” dedi.
    İmam (a.s)’ın ashabı: “Dün ne diyordu, bugün ne diyor?” dediklerinde İmam (a.s) şöyle buyurdular:
    “Siz dün bana; ‘müsaade edin bu adamı öldürelim’ dediniz, ama ben bir miktar parayla onu ıslah ettim!”

    (Bihar’ul-Envar, c. 48, s. 103)
    _________________
     
     
    14- İmam Sadık (a.s)’ın Yahya Bin Halid’in Valisine Mektubu

    Rey ahalisinden (halkından) olan bir şahıs şöyle diyor:
    Yahya b. Halid, bir kimseyi bize vali tayin etti. Bir miktar maliyet (vergi) borçlu idim, sürekli benden istiyorlardı. Ama ben onu ödemekten mazurdum. Çünkü benden almış olsalardı, fakir ve muhtaç olurdum. Valinin, Şii mezhepli birisi olduğunu bana söylediler. Bununla birlikte yine de onun yanına gitmekten korktum. Çünkü bu haberin doğru çıkmayarak beni yakalamalarından, borcu ödemeye mecbur kılacaklarından ve huzurumu bozacaklarından korkuyordum.
    Bu sorunun çözümü için Allah’a sığınmak istedim. Bundan dolayı Allah’ın evi (Kâ’be)’nin ziyaretine gidip mevlam İmam Sadık (a.s)’ın yanına vardım ve kendi halimden şikayet ettim.
    İmam (a.s) benim sözlerimi dinledikten sonra valiye şöyle bir mektup yazdılar:
    “Bismillahirrahmanirrahim. Bil ki, Allah’ın arşının altında bir gölge vardır; kardeşine ihsan eden, onun sorununu gideren veya onun kalbini şen edenden başka bir kimse o gölgenin altında yer alamaz; ve bu senin kardeşindir. Vesselam.”
    Hac amellerini yaptıktan sonra kendi şehrime geri döndüm. Geceleyin o adamın yanına gidip mülakat için izin istedim ve “ben Musa b. Cafer’in elçisiyim” dedim.
    Valinin kendisi yalın ayak gelip kapıyı açtı ve iki gözümün arasından öpüp beni bağrına bastı. İmam (a.s)’ı görmekle ilgili benden soru sorduğu her defasında aynı hareketi tekrarlıyordu (gözlerimin arasından öpüp beni bağrına basıyordu). İmam’ın sıhhatinin yerinde olduğunu ona söylediğimde çok sevindi ve Allah’a şükretti. Daha sonra beni evinin baş tarafına oturttu, kendisi ise karşımda oturdu. İmam (a.s)’ın ona hitaben yazmış olduğu mektubu ona teslim ettiğimde ayağa kalkıp mektubu öptü ve onu okudu. Daha sonra para ve elbise istedi; paraları dinar-dinar, dirhem-dirhem (kuruş-kuruş) bölüp elbiseleri de bir-bir taksim etti; hatta bölmesi mümkün olmayan malları da bana bağışlıyordu.
    O böldükleri ve bağışladıkları mal ve paraları bana verdikçe: “Kardeş! Seni hoşnut ettim mi?” diye soruyordu.
    Ben de cevaben: “Evet, Allah’a ant olsun ki, sen benim hoşnutluk ve sevincimi artırdın” diyordum.
    Daha sonra maliyet (vergi) defterini istedi ve benim adıma yazılan her şeyi (borcu) sildi ve “bu vergi vermekten muaftır” diye bir mektup da yazıp bana verdi. Sonra onunla vedalaşıp evime döndüm.
    Eve dönerken kendi kendime: “Ben bu adamın (valinin) hizmetini telafi etmekten acizim, gelecek yıl hacca müşerref olduğumda onun için dua etmem ve İmam (a.s)’ın huzuruna gittiğimde, onun benim için yaptığı şeyleri İmam’a anlatmam iyi olur” diye düşündüm.Bu düşündüğüm işi de yaptım; benimle o adam arasında geçen şeyleri İmam’a anlattım. İmam (a.s)’ın bu durumdan sevindiği yüzünden okunuyordu.
    İmam’a: “Mevlam! Bu haber seni sevindirdi mi?” diye sordum.
    İmam (a.s): “Evet, Allah’a and olsun ki, bu haber beni, Emir’ul-Muminin Ali (a.s)’ı, ceddim Resulullah (s.a.a)’i ve Allah-u Teala’yı hoşnut ve mesrur etti” buyurdular.

    (Bihar’ul-Envar, c. 48, s. 174 ve 313)
    _________________
    15- Ahvaz Valisi Neccaşi’nin Cömertliği

    İmam Sadık (a.s)’ın zamanında, Ahvaz ve Şiraz’ın valisi olan “Neccaşi” isminde bir şahıs vardı. O Abbsi halifeleri tarafından vali olmasına rağmen İmam Sadık (a.s)’ın dost ve şiilerindendi.
    İşçilerden biri İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak şöyle dedi: Ahvaz ve Şiraz valisi olan Neccaşi, sizin şiilerinizden olan mümin bir adamdır. Onun vergi defterinde benim için bir miktar vergi yazmışlar, bundan dolayı onlara borçluyum. Eğer uygun görürseniz benim hakkımda ona bir mektup yazarak beni ona tavsiye ediniz.
    İmam Sadık (a.s) ona şöyle kısa bir mektup yazdılar: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Kardeşini sevindir, Allah da seni sevindirsin.”
    Adam mektubu alarak Neccaşi’nin yanına gitti. Neccaşi genel bir mecliste oturduğu sırada, o da o meclise girip oturdu. Meclis sakinleştiğinde mektubu Neccaşi’ye verirken: “Bu İmam Sadık (a.s)’ın mektubudur” dedi.
    Neccaşi mektubu öpüp gözünün üzerine koyarak: “Hacetin nedir?” diye sordu.
    İşçi adam: “Sizin vergi defterinizde, bana bir miktar borç yazılmış.”
    Neccaşi: “Ne kadar.”
    İşçi adam: “On bin dirhem.”
    O anda Neccaşi, defter memurunu çağırarak ona şöyle emretti:
    “Bu adamın borcunu defterden sil, onu benim hesabımdan öde; onun gelecek yılının vergisi hakkında da aynı işi yap.”
    Daha sonra vali (Neccaşi) ona dönerek: “Seni sevindirdim mi?” diye sordu.
    İşçi adam: “Evet, sana feda olayım” dedi.
    Bu sırada vali memurlarına, bir merkep (binek), bir hizmetçi ve bir takım elbise ona vermelerini de emretti. Onlardan her birini ona verdikçe: “Seni sevindirdim mi?” diye soruyordu.
    O da: “Evet, sana feda olayım” diyordu. O, evet dedikçe Neccaşi de bağışını artırıyordu. Nihayet o adama şöyle dedi: “İmam Sadık (a.s)’ın mektubunu bana verdiğin zaman üzerinde oturmuş olduğum halıyı da al götür. Bundan sonra da bir ihtiyacın olduğunda, ihtiyacının karşılanması için benim yanıma gel.”
    İşçi adam halıyı da toplayıp sevinçle dışarı çıktı. Daha sonra İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak Ahvaz valisiyle görüşme olayını İmam’a anlattı. İmam Sadık (a.s) da Neccaşi’nin ona karşı davranışını duymakla hoşnut oldu.
    İşçi adam: “Ey Resulullah’ın oğlu! Görüyorum ki Neccaşi’nin bana karşı iyi davranması sizi de hoşnut etti? dediğinde İmam Sadık (a.s): “Evet, Allah’a and olsun ki Neccaşi, Allah’ı ve Allah’ın Peygamber’ini de hoşnut etti” buyurdular.

    (Bihar, c. 47, s. 370; c. 74, s.292)
    _________________
     
     
    16- Gençliği Zayi Etmek

    Katade diyor ki, bir gün İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdular:
    “Ben sizlerden bir gencin, gününü iki hal dışında başlatmasını sevmiyorum: Ya alim (öğreten) olmalıdır; ya da öğrenen (öğrenci); eğer böyle olmazsa vazifeyi yapmada kusur etmiştir; kusur eden de (gençliğini) zayi etmiştir; (gençliğini) zayi eden de günah işlemiştir; günah işleyen de, Muhammed’i (s.a.a) hak olarak gönderen Allah’a and olsun ateşe girmiş olacaktır.”

    (Bihar, c. 1, s.170, h.22)
    _________________
     
    17- Cenneti Bize Garanti Et

    İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
    Ensar Müslümanlarından bir grup kimse, Resulullah (s.a.a)’in huzuruna gelerek selam verdiler. Resulullah (s.a.a) de selamlarının cevabını verdi.
    Ensarlılar: “Ya Resulellah! Bizim sizden bir isteğimiz vardır” dediler.
    Resulullah (s.a.a): “İsteğiniz nedir? söyleyin” buyurdu.
    Ensarlılar: “İsteğimiz çok büyüktür.”
    Resulullah (s.a.a): “Her ne kadar büyük de olsa söyleyin.”
    Ensarlılar: “Cennet ehli olmamız için Allah tarafından cenneti bize garanti et.”
    Resulullah (s.a.a) bu sözü duyunca, başını aşağı eğdi, tefekkür halinde biraz toprağı alt üst etti, sonra başını kaldırarak buyurdular ki:
    “Ben cenneti, şu şartla size garanti ediyorum; kesinlikle kimseden bir şey istemeyiniz.”
    İmam Sadık (a.s) sözlerinin devamında şöyle buyurdular:
    “Geçmişte Müslümanlar böyle idiler; yolculukta onlardan birinin elinden kırbaç yere düştüğünde, isteme zilletine düşmemesi için kimseden, o kırbacı bana ver diye istekte bulunmazlardı. İşte bundan dolayı kendisi bineğinden inerek kırbacı yerden alırlardı. Veya sofranın kenarında, su içmek istediğinde bazıları suya daha yakın olmasına rağmen onlardan su istemezdi; kendisi kalkıp o suyu alır içerdi; çünkü su içmede bile kimseden bir ricada bulunmayı istemezlerdi.”

    (Bihar, c. 22, s. 129 )
    _________________
     
     
    18- Beni Allah’a Yönelt

    Allah’ı inkar eden biri olan Abdullah-i Disanî, İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak şöyle dedi:
    “Beni Rabb’ime doğru yönelt” dedi.
    İmam (a.s): “İsmin nedir?” diye sordu.
    Disanî ismini demeden kalkarak gitti.
    Dostları ona: “Neden ismini söylemedin?” dediler.
    Disani şöyle dedi: “Eğer ismim Abdullah’tır demiş olsaydım, o zaman kesinlikle: “Kulu olduğun zat kimdir?” diye sorardı.
    Arkadaşları ona dediler ki: “İmam Sadık’ın (a.s) yanına git ve O’ndan Allah’a yöneltmesini ve senden ismini sormamasını rica et.”
    Disani İmam Sadık (a.s)’ın yanına dönerek: “Beni yaratanıma hidayet et ve ismimi de sorma” dedi.
    İmam (a.s) ona: “Otur” diye buyurdu. Bu esnada küçük bir çocuk, elinde bir yumurtayla oynadığı halde içeriye girdi. İmam Sadık (a.s) o çocuğa: “Yumurtayı bana ver” dedi. Çocuk da yumurtayı o Hazrete verdi.
    Sonra İmam (a.s) şöyle buyurdular:
    “Ey Disanî! Bu bir kaledir, kalın bir kabuğu vardır, kalın kabuğun altında ince bir perde vardır, o ince perdenin altında da akıcı bir gümüş ve sıvı bir altın (yumurtanın beyazı ve sarısı) vardır; ne sıvı altın akıcı olan gümüşe karışır, ne de akıcı olan gümüş sıvı altına karışıyor. Bunlar kendi hallerindedir; hiç kimse onun içerisinden bir haber getirmemiştir ve yine hiçbir kimse onun erkek için mi yoksa dişi için mi yaratılmış olduğunu bilmiyor. Kırıldığında tavus gibi elvan-elvan kuşlar ondan dışarı çıkıyor! Acaba bunun ilim sahibi bir yaratıcısının olduğuna inanmıyor musun?”
    Disanî bir müddet başını aşağı eğdikten sonra şöyle dedi “Allah’tan başka bir ilahın olmadığına ve Muhammed’in (s.a.a) de O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum. Şüphesiz sen İmamsın ve Allah’ın, yaratığına olan hüccetisin. Kuşkusuz ben sahip olduğum inançtan dolayı tövbe ediyorum.”

    (Bihar, c. 3, s. 31 – 32. Beş ile altıncı rivayetlerin karışımından.)
    _________________
     
    19- Allah Teala Sığınaksızların Sığınağı

    Bir adam İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna gelerek Allah Teala’nın varlığı hakkında soru sordu. İmam (a.s): “Ey Allah’ın kulu! Şimdiye kadar gemiye binmiş misin?” diye sordu.
    Adam: “Evet” dedi.
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Acaba gemin denizde hiç kırılmış mı; öyle ki denizin dalgalarına yakalanmış olasın ve o yakınlarda da seni kurtaracak ne bir gemi ve ne de güçlü bir dalgıç bulunsun ve kurtuluş ümidi de tamamıyla yüzüne kapanmış olsun?”
    Soru soran şahıs: “Evet, böyle bir sahneyle karşılaşmıştım.”
    İmam (a.s): “O korkunç tehlikeli durumda kalbin, seni o korkunç tehlikeden kurtarabilecek bir şeye yöneldi mi?”
    Soru soran şahıs: “Evet.”
    İmam (a.s): “İşte O şey, kurtarıcı olmayan yerde, tek kurtarıcı olarak akla gelen, yardımcı bulunmayan yerde yardım etmeye kadir olan ve sığınaksızların sığınağı olan Allah’tır.”

    (Bihar, c. 3, s.41; c. 67, s. 137; c. 92, s. 232 ve 24. Az bir farklılıkla.)
    _________________
     
     
    20- Ebu Hanife İmam Sadık (a.s)’ın Uzurunda

    Hanefi mezhebi imamı Ebu Hanife şöyle diyor:
    Bir gün İmam Sadık’la görüşmek için O Hazretin evine gittim. O saatte Kufe halkından bir grup kimse de oraya gelmişti. İmam Sadık (a.s) onlarla görüşmek için izin verince ben de onlarla birlikte içeri girdim. Huzuruna yetiştiğimde şöyle dedim:
    “Ey Resulullah’ın oğlu! Halkı Resulullah’ın ashabına sövmekten alıkoyacak birini Kufe’ye gönderirseniz iyi olur. Benim kendim, Resulullah’ın ashabına söven on bin kişiden fazlasını biliyorum.”
    Hazret buyurdu ki: “Halk benim sözümü kabul etmiyor.”
    Ben: “Kim sizden kabul etmiyor; oysa siz Resulullah (s.a.a)’in oğlusunuz?” dedim.
    İmam Sadık buyurdu ki: “İşte sen, benim sözümü kabul etmeyenlerden birisin. Şimdi izinsiz evime girdin, izinsiz oturdun, izinsiz konuşmaya başladın.”
    İmam Sadık daha sonra şöyle buyurdu: “Senin kıyasa göre fetva verdiğini duyum.”
    Ben: “Evet” dedim.
    Buyurdu ki: “Vay senin haline! Allah’ın emirleri karşısında kıyasa başvuran ilk kimse şeytan idi. Allah Teala ona: “Adem’e secde ete” diye emrettiğinde şöyle dedi: “Ben secde etmem; çünkü beni ateşten yarattın, Adem’i ise balçıktan; ateş balçıktan üstündür.” Binaen aleyh, kıyasla hak bulunmaz. Meseleyi daha iyi anlayabilmen için senden soruyorum: Ey Ebu Hanife! Sana göre, bir kimseyi haksız yere öldürmek mi günah açısından büyüktür; yoksa zina mı?”
    Dedim ki: “Bir kimseyi haksız yere öldürmek.”
    İmam Sadık: “O halde neden Allah Teala katilin isbatı için iki şahit, zinanın isbatı için ise dört şahit istemiştir? Acaba bu ikisini birbiriyle kıyaslamak olur mu?”
    Ben: “Hayır!” dedim.
    İmam Sadık: “İdrar mı daha necistir, yoksa meni mi?”
    Ben: “İdrar” cevabını verdim.
    İmam Sadık: “Öyleyse neden Allah Teala idrarda abdest almayı emrediyor, ama menide gusletmeyi? Acaba bu ikisi birbiriyle kıyaslanır mı?”
    Ben: “Hayır!” dedim.
    İmam Sadık: “Acaba namaz mı daha önemlidir, yoksa oruç mu?”
    Ben: “Namaz” dedim.
    İmam Sadık: “O halde neden hayız gören kadına orucun kazası farzdır da namazın kazası farz değildir Acaba bunları birbiriyle kıyas etmek mümkün mü?”
    Ben: “Hayır!” dedim.
    İmam Sadık: “Acaba kadın mı (güç yönünden) daha zayıftır, yoksa erkek mi?”
    Ben: “Kadın” dedim.
    İmam Sadık: “Öyleyse neden Allah Teala mirasta erkek için iki pay, kadın için ise bir pay belirlemiştir? Acaba bu hüküm kıyasla doğru olur mu?”
    Ben: “Hayır!” dedim.
    İmam Sadık: “Neden Allah Teala, bir kimse on dirhem hırsızlık yaptığında elinin kesilmesini emretmiş, ama bir adam bir kimsenin elini keserse beş yüz diyet belirlemiştir? Acaba bu hüküm kıyasla uyuşur mu?”
    Ben: “Hayır!” dedim.
    İmam Sadık: “Duydum ki şu ayetin: “Kıyamet günü nimetler hakkında sizden sorulacak” tefsirinde nimetlerden maksat, tatlı yemekler ve yazın içilen serin sulardır, demişsiniz.”
    Ben: Evet! Öyle mana etmiştim.
    İmam Sadık: “Eğer bir adam seni davet edip de önüne, tatlı yemekler getirse, daha sonra minnet etse, böyle bir adam hakkında nasıl hükmedersin?”
    Ben: “Cimri bir adamdır derim” dedim.
    İmam Sadık: “Acaba Allah Teala cimri mi (kıyamet günü, bize vermiş olduğu yemek ve sular hakkında bizden hesap sorsun?”
    Ben: Öyleyse Allah Teala’ın, hakkında insandan hesap soracağı nimetlerden maksat nedir? dedim.
    Buyurdular: “Nimetlerden maksat, biz Peygamber Ehl-i Beyt’inin muhabbet ve sevgisidir.”

    (Bihar, c. 10, s. 220)
    _________________
     
     
    21- İmam Sadık (a.s) Ve İnsaflı Ticaret

    İmam sadık (a.s)’ın Müsadif isminde bir kölesi vardı. İmam (a.s) ona bin dinar vererek ticaret için Mısır’a gitmesini istedi. Köle o parayla bir miktar eşya aldı ve aynı cinsten eşya alan diğer bir tacirlerle birlikte Mısır’a doğru hareket etti. Mısır’ın yakınlarına ulaştıklarında Mısır’dan gelen bir kervanla karşılaştılar. Onlardan, götürdükleri eşyanın Mısır’daki durumunu sordular.
    Onlar cevaben; Mısır’da sizin götürdüğünüz eşyadan yoktur” dediler.
    Mısır’da böyle bir eşyanın bulunmadığını öğrenince, eşyalarını yüzde yüz kardan azına, yani bir dinara alınmış olan bir malı iki dinardan aşağı satmayacaklarını kararlaştırdılar. Mısır’a gittiklerinde anlaştıkları üzere amel edip aldıkları eşyaları harcadıkları paranın iki katına sattılar.
    İmam (a.s)’ın kölesi Müsadif Medine’ye döndüğünde, her birinin içerisinde bin dinar olan iki keseyi İmam (a.s)’a teslim ederken şöyle dedi: “Fedan olayım! Bu kesedeki mal, bizim asıl sermayemizdir ve bu kesedeki mal da bizim kârımızdır!”
    İmam (a.s) bu sözü duyunca şöyle buyurdular: “Bu kâr oldukça çoktur. Söyle bakalım, ne yaptınız ki bu kadar kâr elde ettiniz?”
    Müsadif cevaben, durumun nasıl olduğunu ve nasıl sözleştiklerini İmam (a.s)’a anlattı. İmam (a.s) onun bu sözlerini duyunca buyurdular ki: “Subhanellah! Siz kendi eşyanızı Müslümanlara yüzde yüz karından ucuza satmayacağınıza dair mi sözleştiniz?!”
    Daha sonra İmam (a.s) onların böyle bir ticaretlerine razı olmadığından dolayı keselerden sadece birini kabul ederek şöyle buyurdular: “Bu benim asıl sermayemdir ve bu kâra ihtiyacımız yoktur.”
    Daha sonra buyurdular ki: “Ey Müsadif! Kılıçla savaşmak, helal kazanç elde etmekten daha kolaydır!”

    (Bihar, c. 47, s. 59)
    _________________
     
     
    22- Hayatın Son Anında En Önemli Söz

    Ebu Besir şöyle diyor:
    İmam sadık (a.s)’ın vefatından sonra, hanımı Hamide’ye tesliyet demek için O Hazretin evine gittim. Hanımı beni görünce ağladı, ben de ağladım.
    Daha sonra şöyle dedi:
    “Ey Ebu Besir! Eğer İmam (a.s)’ın ömrünün son anında kenarında olmuş olsaydın ilginç bir olayı görmüş olacaktın!”
    “Hangi olayı?” dediğimde şöyle dedi: İmam Sadık (a.s)’ın ömrünün son anları idi, aniden mübarek gözlerini açarak buyurdular ki: “Hemen şimdi bütün akraba ve yakınlarımı buraya toplayın!”
    Biz bütün akraba ve dostları İmam (a.s)’ın yanına topladık; öyle ki İmam (a.s)’ın akraba ve dostlarından hiç kimse geride kalmadı. Herkes toplanınca İmam (a.s) onlara bakarak şöyle buyurdular:
    “Şüphesiz bizim şefaatimiz, namazı hafif sayanlara (ona önem vermeyenlere) ulaşmayacaktır.”

    (Vesail’uş-Şia, c. 3, s. 17)
    _________________
     
     
    23- İnsanların En Akılsızı

    İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
    “Eğer şarap içen birisi elçiliğe gelirse, teklifini reddedin; konuşursa sözünü tasdik etmeyin; aracı olmak isterse, aracı yapmayın ve güvenerek bir emaneti ona vermeyin. Kim şarap içen bir kimseye güvenerek bir emaneti onun yanında bırakır ve o emanet onun yanında yok veya zayi olmuş olursa, Allah-u Teala emanet verene bir mükafat vermez ve emaneti de telafi etmez.”
    İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdular:
    “Bir şahısa bir miktar para vererek ticaret yapması için onu Yemen’e göndermek istedim. Babamın huzuruna vardığımda arz ettim ki: Filan adama ticaret yapmak için sermaye vermek istiyorum, sizin görüşünüz nedir?
    Babam: “Onun şarap içtiğini bilmiyor musun?” diye buyurdu.
    Ben de cevaben: “Bazı müminlerden onun şarap içtiğini duymuşum” dedim.
    Babam buyurdu ki: “Onların sözlerini tasdik et. Zira Allah-u Teala peygamberi hakkında şöyle buyuruyor: “Peygamber Allah’a inanıyor, müminleri ise tasdik ediyor.”
    Sonra buyurdular ki: “Eğer ona sermaye verirsen ve bu sermaye de zayi veya yok olursa, Allah-u Teala buna karşılık sana mükafat vermez ve bu sermayeyi de telafi etmez.”
    “Neden?” dediğimde buyurdular ki: “Çünkü Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Allah’ın sizin için sermaye kıldığı mallarınızı akılsızlara vermeyim.”(1)
    Acaba şarap içenden daha akılsız biri var mıdır? Kul şarap içmedikçe Allah’ın sığınağındadır; şarap içtiğinde Allah onun sırrını açar ve onu kendi sığınağına almaz. Böyle olunca da kulağı, gözü, eli ve ayağı şeytan olup onu her kötülüğe doğru sevk eder ve her hayırdan onu alı kor.”(2)
    _________________
    1 - Nisa / 5
    2 - Bihar, c. 103, s. 84
    _________________
     
     
    24- İmanın Dereceleri

    Abdulaziz Kıratisî şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s) bana buyurdular ki:
    “Ey Abdulaziz! On basamaklı merdiven gibi imanın da on derecesi vardır. İkinci derecede olan bir kimse, birinci derecede olan kimseye; ‘Senin imanın yoktur’ dememelidir. Birinci derecede olan kimse de onuncu derecede olan kimseye ulaşmak için gayret göstermelidir.
    Ey Abdulaziz! İmanı senin imanından üst derecede olan kimse seni imansız bilmemesi için, imanı senden aşağı derecede olan kimseyi imansız bilme. Bir kimsenin iman bakımından senden aşağıda olduğunu gördüğünde, onu şefkat ve muhabbetle kendi derecene ulaştır; kaldıramayacağı ve onu kırmak için gücünü aştığı bir şeyi ona tahmil etme. Bu iş güzel bir iş değildir. Kim bir müminin kalbini kırarsa, onun kalbini düzeltmesi ona farzdır.”
    Sonra şöyle buyurdular:
    “Mikdad imanın sekizinci, Ebuzer dokuzuncu, Selman ise onuncu derecesinde idi.”

    (Bihar, c. s. )
    _________________
     
     
    25- Mantıklı Bir Söz

    Abbasi Halifesi olan Mensur, İmam Sadık (a.s)’a şöyle yazdı: “Neden diğer kimseler gibi (sen de) yanımıza gelip bizimle oturmuyorsun?”
    İmam (a.s) cevabında şöyle yazdı:
    “Bizim yanımızda dünya malı için senden korkacak bir şeyimiz yoktur; senin yanında da ahiret işlerinden sana ümit edeceğim bir şey yoktur. Ne gelip seni tebrik edecek bir nimete sahipsin ve ne de kendini, sana tesliyet edeceğim bir bela ve musibette görüyorsun. O halde senin yanına niçin geleyim?!”
    Mensur tekrar şöyle yazdı: “Gel arkadaşımız ol da bize nasihat et!”
    İmam (a.s) şöyle cevap verdi: “Dünya ehli olan sana nasihat etmez; ahiret ehli olan da seninle arkadaş olmaz.”

    (Bihar, c. 47, s. 184)
    _________________
     
     
    26- İsraf Yasak

    Eban b. Teğlib şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s) buyurdular ki:
    “Ey Eban! Allah Teala’nın bir kimseye verdiği malı, onu sevdiğinden ve bir kimseye de vermediği malı, onu sevmediğinden dolayı olduğunu mu zannediyorsun? Hayır böyle değildir. Çünkü servet ve mal Allah’ındır; onu insanların yanında emanet olarak bırakmaktadır. Onların da orta halli yemelerine, içmelerine, giymelerine, evlenmelerine, kendileri için binek almalarına ve normal ihtiyaçlarından artan mallardan da mümin fakirlere yardımda bulunarak onların ihtiyaçlarını gidermelerine izin vermiştir.
    O halde kim Allah’ın malında böyle orta halli davranırsa, yemesi, içmesi, bineği ve evlenmesi helal olur. Aksi takdirde de (yani israf yapıp haddini aştığında da) bunların hepsi ona haram olur.”
    Daha sonra şöyle buyurdular:
    “İsraf yapmayınız! Allah Teala israf yapanları sevmez.
    Ey Eban! Allah Teala bir kimseye kendi lütuf ve kereminden bir miktar mal verirse, ona yirmi dirhemlik bir at yeteceği halde on bin dirhemlik bir at alabileceğini veya yirmi dinara bir cariye alabileceği halde bin dinara bir cariye alabileceğini mi zannediyorsun?!”
    Daha sonra buyurdular ki:
    “İsraf etmeyin, (haddinizi aşmayın). Allah Teala israf edenleri sevmez.”

    (Bihar, c. 75, s. 305; c. 79, s. 304)
    _________________
     
     
    27- Sanki Bu Ayeti Duymamıştım!

    Ebu Besir şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda olduğum bir sırada bir adam İmam (a.s)’ın huzuruna gelerek şöyle dedi:
    “Babam, anam sana feda olsun! Bizim, cariyeleri şarkı söyleyen bir komşumuz vardır. Bazen helaya gittiğimde onların seslerini duymak için normalden fazla oturuyorum.”
    İmam (a.s): “Bir de bu işi yapma; fazla oturarak onların seslerini duymaktan sakın” buyurdular.
    O adam: “Allah’a and olsun ki, sırf onların seslerini duymak için oraya gitmiyorum. Oraya gittiğimde ister istemez kulaklarımla o sesi duyuyorum” dedi.
    İmam (a.s): “Acaba Allah Teala’nın: “Kulak, göz ve kalp hepsi sorumludurlar”(1) diye buyurduğunu duymamış mısın?” diye buyurdu.
    Adam bu ayeti duyunca şöyle dedi: “Evet, Allah’a and olsun ki, buyurduğunuz gibidir. Sanki bu ayeti Kur’ân’dan, Arap ve Acem hiç kimseden duymamıştım. İnşaallah bu işi bir daha tekrarlamayacağım; Allah-u Teala’dan beni affetmesini diliyorum.”
    İmam Sadık (a.s) o adamın bu sözlerini duyunca şöyle buyurdular: “Kalk gusül et ve bu işinden dolayı namaz kıl! Çünkü büyük bir işe (günaha) alışmışsın. Bu hal üzere ölmüş olursan, en kötü halde ölmüşsün. O halde Allah’a yalvararak ve O’nu överek yapmış olduğun kötü işlerden dolayı tövbe et. Zira Allah-u Teala kötü işleri sevmez; o kötü işleri kötü insanlara bırak. Zira her işin kendine göre bir ehli vardır.(2)
    _________________
    1 - İsra / 36
    2 - Bihar, c. 6, s. 34
    _________________
     
     
    28- İmam Sadık (a.s)’ın Üç Önemli Tavsiyesi

    Kufe’de yaşayan şiilerden biri olan Abd’ul-A’la b. A’yen şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın ashabından bazıları, ihtiyaç duydukları meseleler hakkında İmam (a.s)’a bir mektup yazarak o mektubu bana verdiler ve müslümanın müslüman kardeşinin üzerindeki hakları hususunda da İmam (a.s)’dan sözlü olarak soru sormamı rica ettiler.
    Medine’ye vardığımda İmam (a.s)’ın huzuruna çıktım. Dostların mektubunu İmam (a.s)’a takdim ettikten sonra: “Müslümanın, müslüman kardeşinin üzerindeki hakkı nedir?” diye sordum.
    İmam Sadık (a.s) dostların mektubunun cevabını verdi ama benim sözlü olan sorumun cevabını vermedi!
    Vedalaşmak için İmam (a.s)’ın huzuruna vardığımda: “Ey Resulullah’ın oğlu! Ben sizden bir mesele sordum ama cevap vermediniz” dedim.
    İmam (a.s): “Kasıtlı olarak cevap vermedim” buyurdu.
    “Neden?” dedim.
    İmam (a.s): “Çünkü sizin hakikati duyup amel etmeyeceğinizden dolayı kafir olacağınızdan korktum” buyurdular.
    Sonra şöyle buyurdu:
    “Allah’ın, kullarına farz kıldığı en önemli ve zor şeylerden biri üç şeydir:
    1- Kendisiyle başkaları arasında insaflı davranması; öyle ki, kendisine beğendiği şeyi kardeşi için de beğenmelidir.
    2- Malında kardeşiyle eşitliği sağlamalı ve hiçbir şeyi ondan esirgememelidir.
    3- Her halde (her işte) Allah’ı anmalı. Allah’ı anmaktan maksat: “Subhanellah, velhamdulillah” demek değildir. Allah’ı anmaktan maksat; Allah’ın haram kıldığı şeylerle karşılaştığında Allah’ı anmak ve böylece o haram şeyleri terk etmektir.”

    (Bihar, c. 74, s. 242)
    _________________
     
     
    29- Yoksullara Yardım

    Muhammed b. İclan şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda olduğum bir sırada şiilerden biri gelerek selam verdi. İmam (a.s) o adama: “Din kardeşlerin nasıldır?” diye sordu. O adam cevaben: “Çok iyi ve temiz insanlardır” diyerek onları övüp methetti.
    İmam (a.s): “Zenginler fakirlerin ziyaretlerine gidiyorlar mı?”
    Söz konusu şahıs: “Pek az.”
    İmam (a.s): “Zenginler fakirlerin halini sorarak onlara yardımda bulunuyorlar mı?”
    Söz konusu şahıs: “Sen, bizim halkımız arasında çok nadir bulunan sıfat ve ahlaklardan soruyorsun!”
    İmam (a.s): “O halde bunlar nasıl kendilerinin şia olduğunu zannediyorlar? (Gerçek şia; fakirlerin hallerini soran, onlara maddi yardımda bulunan ve onları unutmayan kimselerdir.)”

    (Bihar, c. 74, s. 353)
    _________________
     
    30- İstemeden Önce İhsanda Bulunmak

    İshak şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda idim, Mualla b. Huneys de orada idi. Bu sırada Horasanlı bir adam gelerek şöyle dedi: “Ey Resulullah’ın oğlu! Param kaybolmuş, sizin yardımınız olmaksızın evime dönecek gücüm de yoktur.”
    İmam (a.s) sağa sola baktıktan sonra şöyle buyurdular: “Dini kardeşinizin ne söylediğini duyuyor musunuz? İyilik, istenilmeden önce yapılan şeydir; istenildikten sonra verilen şey ise, sadece dökülen yüz suyunun karşılığıdır...
    Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
    “Taneyi yaran, insanları yaratan ve beni hak olarak peygamber gönderen Allah'a and olsun ki, dilencinin senden istemekle duyduğu üzüntü ve eziklik, senin ona yaptığın ihsan ve iyilikten daha fazladır.”
    İshak diyor ki: “Daha sonra beş bin dirhem toplayarak o adama verdiler.”

    (Bihar, c. 96, s. 147)
    _________________
     

     
     
    31- Akılsızların Günahı Akıllıların Üzerinedir

    Haris b. Muğayre şöyle diyor:
    Bir gece İmam Sadık (a.s) Medine’nin sokaklarının birinde benimle karşılaşınca: “Ey Haris!” diye buyurdu.
    Ben de: “Buyurun” dedim.
    İmam (a.s): “Sizin akılsızlarınızın günahı akıllılarınızın üzerinedir; sizin alim ve bilginleriniz cahillerinizin günahlarını yükleneceklerdir” buyurarak geçip gittiler.
    Haris şöyle devam ediyor:
    Bir müddet sonra İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak müsaade isteyip dedim ki:
    “Fedan olayım! Neden “Akılsızlarınızın günahlarını alimleriniz yüklenecektir” buyurdunuz? Sizin bu sözünüzden önemli bir neticeye ulaştığımdan dolayı çok rahatsız oldum.”
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Durum dediğim gibidir; sizin akılsızlarınızın günahlarını alimleriniz yükleneceklerdir. Sebebi ise şudur: Neden sizlerden herhangi biriniz çirkin bir iş işleyip rahatsızlığımıza sebep olduğunda siz ona nasihatte bulunmuyor ve güzel sözlerle onu aydınlatmıyorsunuz?”
    Dedim ki: “Ona nasihat etsek de sözümüze bakmaz ve bize itaat etmez.”
    Buyurdu ki: “O halde onunla konuşmayın, böyle insanlarla arkadaş olmayın ve onlarla oturup kalkmayın.”

    (Bihar, c. s. )
    _________________
     
     
    32- Ona Merhamet Et

    Amr b. İkrime şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak: “Beni rahatsız eden bir komşum vardır” dedim.
    İmam Sadık (a.s): “Ona merhamet et” buyurdu.
    Ben: “Allah ona merhamet etmesin” dedim.
    İmam (a.s), bu sözü duyar duymaz yüzünü benden çevirdiler.
    İmam Sadık (a.s)’ı o hal üzerine terk etmek istemediğimden dolayı şöyle dedim: “Fedan olayım, komşum bana şöyle böyle yapıyor, beni rahatsız ediyor.”
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Ona karşı düşmanlığını açıklayacak (sen de onu rahatsız edecek) olursan, ondan intikam alabileceğini mi zannediyorsun?”
    Cevaben: “Evet, buna gücüm vardır” dedim.
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Senin komşun, Allah’ın insanlara verdiği nimetinden dolayı onları kıskanıyor. Bir kimseye bir nimet (servet) verildiğini gördüğü vakit ailesi olursa, belasını onların başına getirir (onlara eziyet eder); ailesi olmadığında ise, belasını hizmetçisinin başına getirir (onlarla kavga eder); hizmetçisi olmadığında da geceleri uyuyamaz, gündüzleri de sinirli olur.”
    Böyle insanlara karşı hastalara davranıldığı gibi davranılması gerekir; çünkü böyle insanlar hastadırlar.”

    (Bihar, c. 74, s. 152)
    _________________
     
    33- Allah’ın Varlığına Bir Delil

    Hişam b. Hekem şöyle diyor:
    Ebu Şakir Dîsani bana dedi ki: “Benim bir sorum var, onu sahibine (mevlan İmam Sadık’a) sormama izin veriyor musun? Ben bu soruyu birçok alime sormuşum ama onlar bana ikna edici bir cevap veremediler.”
    Hişam diyor ki ona: “O soruyu bana söyler misin? Şayet ikna edici cevap verebilirim” dedim.
    Ebu Şakir: “Ben bu soruyu İmam Cafer Sadık (a.s)’a sormak istiyorum” dedi.
    Onun için İmam (a.s)’dan izin aldım; o içeriye girdiğinde İmam (a.s)’a: “Sana soru sormak için bana izin verir misin?” dedi.
    İmam(a.s): “İstediğin soruyu sorabilirsin” buyurdular.
    Ebu Şakir: “Senin bir yaratıcının olduğuna dair delilin nedir?” dedi.
    İmam (a.s): “Ben iki haletten hariç değilim; ya kendim kendimi yaratmışım; bu durumda da iki şey söz konusu olabilir; ben kendimi yaratırken ya benim varlığım önceden varmış veya yokmuş. Eğer önceden vardıysa, o zaman onu yapmaya ihtiyacım yoktu. Ama eğer önceden yoktuysa, sen de biliyorsun ki, yokluk herhangi bir şeyi yaratamaz. Bu durumda üçüncü bir şey sabit olmaktadır; o da şudur ki, benim bir yaratıcım vardır, o da alemlerin rabbi olan Allah’tır.”
    Hişam diyor ki: Ebu Şakir hiçbir söz söylemeksizin kalkıp gitti.(1)
    _________________
    1- Bihar, c. 3, s. 50. Allame Meclisi diyor ki: “Bu delil sağlam bir delildir; aynı zamanda eser ve icadın da mucit ve müessirin varlığına dayalı olduğunu göstermektedir. İnsanın vicdanı da bunun hakkaniyetine hükmetmektedir ve aklın bunu reddetmeye imkanı yoktur.”
    _________________
     
     
    34- Kabul Olmayan Dualar

    İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
    “Dört kişinin duası kabul olmaz:
    1- Evinde oturarak: “Allah’ım, bana rızk ver” diyen kimsenin duası. Allah-u Teala böyle bir kimsenin cevabında şöyle buyurmaktadır: “Rızkın peşice gitmeyi sana emretmedim mi?”
    2- Hanımı hakkında beddua eden kimsenin duası. Allah-u Teala böyle bir kimseye şöyle buyurmaktadır: “Onun talâkını senin yetkinde bırakmadım mı?”
    3- Kendi malını zayi ederek “Allah’ım, bana rızk ver” diyen kimsenin duası. Allah-u Teala böyle bir kimsenin cevabında da şöyle buyurur: “İktisatlı olmayı ve malını ıslah etmeyi (kötü yerlerde kullanmamayı) sana emretmedim mi?”
    Nitekim Kur’ân’da şöyle buyurmaktadır:
    “Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne de kısarlar; harcamaları ikisi arasında orta bir yol olur.”
    4- Şahit ve senet olmaksızın başkasına bir mal vererek Allah’dan yardım dileyen kimsenin duası.” Allah-u Teala ona şöyle buyurur: “Borç verdiğinizde size: “Şahit tutun” diye emretmedim mi?”
    _________________
    1 - Furkan / 67
    2 - Bihar, c. 93, s. 360
    _________________
     
    35- İmam Cafer Sadık (a.s) Ve Dilenci

    Mesma’ b. Abdülmelik şöyle diyor:
    Biz Mina’da İmam Cafer Sadık (a.s)’ın huzurunda oturmuş ve yanımızda bulunan üzümden yiyorduk. Bu sırada bir dilenci gelerek İmam (a.s)’dan yardım istedi. İmam (a.s) da bir salkım üzümün ona verilmesini emretti.
    Dilenci: “Benim üzüme ihtiyacım yoktur; para varsa para veriniz” dedi.
    İmam (a.s): “Allah sana genişlik versin” buyurdu.
    Dilenci gitti. Birkaç adım attıktan sonra pişman olarak geri dönüp: “Üzümü veriniz” dedi.
    İmam (a.s): “Allah sana genişlik versin” buyurarak ona bir şey vermedi.
    Daha sonra başka bir dilenci geldi. İmam (a.s) ona üç tane üzüm verdi.
    Dilenci üzümü alarak: “Allah’a hamd olsun ki, beni rızıklandırdı” dedi.
    Gitmek istediğinde İmam (a.s) ona: “Dur!” dedi. Sonra ona bir avuç dolusu üzüm verdi.
    Dilenci üzümü alarak: “Allah’a hamd olsun ki, beni rızıklandırdı” dedi.
    İmam (a.s) tekrar ona: “Dur, gitme!” buyurdu.
    İmam (a.s) hizmetçiye: “Yanında ne kadar para vardır?” diye sordu.
    Hizmetçi: “Yaklaşık yirmi dirhem” dedi.
    İmam (a.s): “Onu da bu fakire ver” diye emretti.
    Dilenci tekrar şöyle dedi: “Allah’ım, sana hamdolsun; bu nimet yalnız sendendir; sen teksin ve eşsizsin.”
    Gitmek istediğinde İmam (a.s): “Dur, gitme” diye buyurdu.
    Daha sonra gömleğini çıkararak fakire: “Al, giy” buyurdu.
    Dilenci o gömleği giyip şöyle dedi: “Allah’a hamd olsun ki, bana elbise verdi ve beni giyindirdi.”
    Daha sonra İmam (a.s)’a dönerek: “Allah size iyi mükafat versin” dedi. Artık bundan başka bir şey söylemedi ve çekip gitti.
    Ravi diyor ki: Bizim tahminimiz şuydu ki, eğer fakir adam bu defa da Allah’a şükredip İmam (a.s)’a dua etmeseydi, İmam (a.s) yine ona bir şeyler verecekti ve durum böylece devam edecekti. Çünkü Allah’a şükrettikçe İmam (a.s) ona bağışta bulunuyordu.

    (Bihar, c. 47, s. 42)
    _________________
     
     
    36- Mazeret Yolunun Kapanması

    Âl-i Sâm’ın kölesi Abdul’a’la şöyle diyor: İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu duydum:
    “Güzelliğinden dolayı günaha bulaşan güzel bir kadını, kıyamet günü İlahi adalet mahkemesine getirdiklerinde: “Neden günah işledin?” diye soracaklar.
    Cevaben şöyle diyecektir: “Allah’ım, beni güzel yarattın, bu yüzden günah işledim!”
    Bu sırada Allah-u Teala, Hz. Meryem’i getirmelerini emredecektir. O kadına: “Sen mi daha güzelsin yoksa bu mu? Biz onu daha güzel yarattık ama o güzelliğinden dolayı aldanıp günaha düşmedi!”
    Daha sonra yakışıklığından dolayı günaha düşen yakışıklı bir erkeği sorguya çektiklerinde: “Neden günaha düştün?” diye soracaklardır. O cevaben şöyle diyecektir: “Allah’ım, beni yakışıklı yarattın; bundan dolayı kadınlar bana yöneldi, ben de aldanarak günaha düştüm!”
    Bu sırada Yusuf (a.s)’ı getirerek ona: “Sen mi daha yakışıklısın yoksa Yusuf mu? Biz ona cemal ve güzellik verdik ama o aldanarak günaha düşmedi!” denilecektir.
    Daha sonra bela ve sıkıntılarından dolayı isyan ederek günaha düşen birisini getirecekler. “Neden isyan ederek günaha düştün?” dediklerinde şöyle diyecek: “Allah’ım, bana şiddetli bela, musibet ve sıkıntılar verdin, bu yüzden isyan ederek günaha düştüm.”  
    Bu sırada Eyyub (a.s)’ı getirerek o adama şöyle denilecek: “Senin belan mı daha şiddetli idi yoksa Eyyub’un mu? Halbuki biz onu şiddetli belaya uğrattık ama o isyan ederek günaha düşmedi.”
    İşte böylece özür ve bahane yolu günahkarlara kapanmış olacaktır.

    (Bihar, c. 7, s. 285; c. 12, s. 341)
    _________________
     
     
    37- Yanlış Tefsirlerin Tehlikesi

    Ebu Muhammed el-Askeri babasından İmam Cafer Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor:
    Avam halkın bir şahsı överek onun şahsiyeti ve yüceliği hakkında konuştuklarını duydum. Tanınmayacak bir şekilde onu yakından görmek ve şahsiyetinin ne derecede olduğunu öğrenmek istedim.
    Bir gün onu, etrafı avam halkla sarılmış olduğu bir halde gördüm. Ben de yüzümü kapatarak tanınmayacak bir şekilde bir köşede durup onun hareketlerini göz altında bulundurdum. O, halkı aldatıcı bir kılık ve kıyafette idi. Yavaş yavaş halktan ayrılarak bir yola koyuldu. Halk da kendi işleri peşice gittiler.
    Ben de onun nereye gittiğini ve ne yaptığını öğrenmek için onun peşine takıldım. Çok geçmeksizin ekmek fırınına gitti. Fırın sahibini dalgın ve gafil bir durumda görünce, iki ekmek çaldı ve onları elbisesinin altına saklayarak yoluna devam etti.
    Ben onun bu işine şaşırdım. Kendi kendime dedim ki: Fırıncıyla anlaşmış olabilir ve ihtimalle ekmeyin parasını önceden vermiş veya sonradan verebilir.
    Oradan geçip nar satan bir manava ulaştı. Nar satan manavın önünde biraz durdu. Onun meşgul olduğunu görünce, iki tane nar alarak yoluna devam etti.
    Benim şaşkınlığım oldukça çoğaldı. Yine kendi kendime dedim ki: “Onunla bir anlaşması olabilir. Ama neden hırsızlar gibi davranıyor! Onlar meşgul olduklarında onların mallarını götürüyor!” Böylece şaşkınlık içerisindeydim. Nihayet hasta bir adamla karşılaştı; ekmekleri ve narları ona vererek yoluna devam etti. Peşice gederek ona ulaştım. Dedim ki: “Ey Allah’ın kulu! Senin methini duymuştum ve seni yakından görmek istiyordum. Ama bugün senden ilginç şeyler gördüm. Senin bu yaptıkların beni üzdü. Üzüntümün giderilmesi için senden soru sormak istiyorum.”Söz konusu şahıs:
    - Ne gördün?
    - “Fırıncıdan iki adet ekmek ve manavdan ise iki tane nar çaldın.”
    - Sen kimsin?
    - “Adem oğullarından ve Muhammed (s.a.a) ümmetindenim.”
    - Hangi ailedensin?
    - “Peygamber Ehl-i Beytinden.”
    - Hangi şehirdensin?
    - “Medine şehrinden.”
    - Sen Cafer b. Muhammed misin?
    - “Evet, ben Cafer b. Muhammed’im.”
    - Yazık ki bu nesebi şerafetin sana hiçbir faydası olmamıştır. Zira senin bu soru sorman, baban ve dedenin ilim ve bilgisinden ve Kur’an’dan habersiz olduğunu göstermektedir. Kur’an’dan haberdar olsaydın, beni eleştirmez ve övülecek şeyi inkar etmezdin!.  
    - “O nedir?”
    - Allah’ın kitabı olan Kur’an’dır.
    - “Cahil olduğum şey nedir?”
    - Allah’ın şu sözüdür: “Kim (Allah’ın huzuruna) iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse, o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.”(1)
    Binaenaleyh, ben iki ekmek çaldım iki günah işledim ve iki nar çaldım yine iki günah işledim. Toplam dört günah işlemiş oldum. Ama onları Allah yolunda sadaka verdiğim için onların her birine karşılık on sevap kazandım. Toplam kırk sevap elde etmiş oldum. Dört günah kırk sevaptan azaltılmış olursa, geriye otuz altı sevap kalır. O halde benim şimdi otuz altı sevabım vardır. İşte bundan dolayı, ilim ve bilgiden habersizsin diyorum.
    -“Annen yasında ağlasın! Kur’an’dan habersiz olan sensin. Zira Allah Teala buyuruyor ki: “Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.”(2)
    Sen ilk önce iki ekmek çaldın, iki günah işledin. İki tane de nar çaldın yine iki günah işledin. Toplam dört günah işlemiş oldun. Halkın malını onların izni olmadan başkalarına sadaka olarak verdin, sevap işlememenle birlikte dört günah daha işlemiş oldun. Toplam sekiz günah işledin. Dört günahın karşısında kırk sevap kazanmış olmadın.
    O adam inat ederek bu sözleri kabul etmedi ve ben de onu kendi haline bırakıp gittim.”
    İmam Sadık (a.s) bu kıssayı dostlarına naklederken şöyle buyurdular: “Dini meselelerde bu çeşit yanlış tefsir ve yorumlar, bir takım insanların, -hem kendilerinin ve hem de diğer kimselerin- sapmalarına yol açmaktadır.”(3)
    _________________
    1 - En’am / 160
    2 - Mâide / 27
    3 - Bihar, c. 47, s. 238
    _________________
     
    38- Hakaret Yasak!

    Köylü bir adam sürekli olarak İmam Cafer Sadık (a.s)’ın yanına gelip gidiyordu. İmam (a.s) bir süre onu göremeyince yanındakilerden o adamın halini sordu.
    İmam (a.s)’ın huzurunda bulunanlardan birisi, o adamı küçümsemek ve onu İmam (a.s)’ın yanında küçük düşürmek için şöyle dedi: “Efendim! O adam avam ve cahil birisidir ve çok önemli bir şahıs değildir!”
    İmam (a.s) onun bu sözüne karşı şöyle buyurdu: “İnsanın aslı onun aklıdır; hasebi (şerafet ve üstünlüğü) dinidir; değeri takvasıdır. İnsanlar soy açısından eşittirler; herkes Adem’dendir.”
    O adam, İmam (a.s)’ın bu sözünden dolayı utanıp sıkıldı ve artık bir şey demedi.

    (Bihar, c. 78, s. 202)
    _________________
     
     
    39- Aslanlarla Yük Taşıyabilme!

    Ebu Hazim Abdulgaffar b. Hasan şöyle diyor:
    Mensur’un hükümeti döneminde İbrahim b. Edhem Kufe’ye geldi ve ben de onunla birlikte idim. Ebu Abdullah Cafer b. Muhammed b. Ali el-Alevi de Kufe’ye geldi. Bu sırada İmam Cafer Sadık (a.s) Kufe’den çıkıp Medine’ye dönmek istiyordu. Kufe’nin alim ve büyükleri de İmam (a.s)’ı yolcu ediyorlardı.
    Süfyan-i Sevri ve İbrahim b. Edhem (sofuların önderi) İmam (a.s)’ı yolcu edenlerdendi. İmam (a.s)’ı yolcu edenlerden bazıları O’ndan daha ileride gidiyorlardı. Yolun yarısında aniden bir aslanla karşılaştılar.
    İbrahim b. Edhem şöyle dedi: “Bekleyin de İmam Sadık gelsin. Bakalım bu aslana ne yapacaktır.”
    Derken İmam (a.s) gelip yetişti. Aslanın yolda yattığını Hazrete söylediler. İmam (a.s) aslana yaklaşarak kulağından tutup onu yoldan uzaklaştırdı. Sonra şöyle buyurdu: “İnsanlar Allah’ın emirlerine uymuş olurlarsa, yüklerini bu aslanlara yükleyebilirler.”

    (Bihar, c. 47, s. 139; c. 71, s. 191)
    _________________
     
     
    40- Şiddetli Sıcakta Çalışmak

    Ebu Amr eş-Şeybani şöyle diyor:

    Bir gün İmam Cafer Sadık (a.s)’ın, işçi elbisesini giyip eline kürek alarak kendi bahçesinde çalıştığını ve mübarek sırtından terler aktığını gördüm.
    İmam (a.s)’ı bu halde görünce: “Fedan olayım! Küreği verin de ben çalışayım” dedim.
    İmam (a.s): “Hayır! Ben, insanın geçimini sağlaması için güneşin sıcağında zahmet çekmesini seviyorum.”

    (Bihar, c. 47, s. 57)
    _________________
     
     
    41- Ani Ölümden Kurtuluşun Yolu

    Bir gün Abbasi halifesi olan Mensur, bir kimseyi İmam Cafer Sadık (a.s)’ı çağırmak için gönderdi. İmam (a.s) onun yanına geldiğinde, Mensur İmam (a.s)’ı, kendi yanında O’nun için serilen halının üzerinde oturttu.
    Daha sonra birkaç defa: “Muhammed ve Mehdi’yi yanıma getiriniz” diye seslendi. “Şimdi gelirler” diye cevap verdiler.
    Mehdi geldiğinde Mensur İmam (a.s)’a dönerek şöyle dedi: “Ya Eba Abdullah! Sila-i rahim hakkında naklettiğin hadisi, oğlum Mehdi’nin de duyması için tekrar söyleyiniz.”
    İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Evet! Babam babasından, o da dedesinden, o da Ali (a.s)’dan, o da Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
    “Ömründen üç yıl kalan kimse, sıla-i rahim (akrabalara iyilik) ettiğinde, Allah-u Teala onu otuz yıla dönüştürür. Ömründen otuz yıl kalan kimse de sıla-i rahimi (akrabalarla ilişkiyi) kestiğinde, Allah-u Teala, sıla-i rahimi kestiğinden dolayı otuz yıl kalan ömrünü üç yıla dönüştürür.”
    İmam (a.s) daha sonra şu ayeti okudu:
    “Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Bütün kitapların aslı onun yanındadır.”
    Mensur: “Bu hadis güzeldir ama maksadım bu hadis değildi.”
    İmam (a.s): “Evet! Babam babasından, o da dedesinden, o da Ali (a.s)’dan ve o da Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu nakletti:
    “Sıla-i rahim, evleri onanır; iyi adam olmasalar dahi ömürleri çoğaltır.”
    Mensur: “Ya Eba Abdullah! Bu da iyidir ama benim istediğim bu hadis değildir.”
    İmam (a.s): “Sıla-i rahim, hesabı kolaylaştırır; (insanı) kötü ölümden korur.”
    Mensur: “Evet! Bu hadisi istiyordum.”
    Mensur’un hedefi, oğlunun bu hadisi duyarak sıla-i rahim yapmak hususunda onu bu amele teşvik etmekti.

    (Bihar, c. 47, s. 163; c. 74, s. 93)
    _________________
     
     
    42- Zorluk Ve Sıkıntılardan Şikayet

    Mufazzal b. Kays b. Rummane şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vardım. Hayat zorluğu ve geçim sıkıntılarından şikayet ettim ve bana dua etmesini istedim.
    İmam (a.s) cariyesine: “Ey cariye! Bize gönderilmiş olan o keseyi getir” dedi.
    Cariye istenilen keseyi getirdiğinde İmam (a.s) onu bana vererek: “Bu kesenin içerisinde dört yüz dinar vardır. Onunla geçimini sağla” diye buyurdular.
    Arzettim ki: “Canım sana feda olsun! Vallahi halimin perişanlığını anlatmaktan maksadım bu değildi. Sadece bana dua etmenizi istiyordum.
    İmam Sadık (a.s) buyurdu ki:
    “Dua edeceğim. Ama bütün sorunlarını halka anlatma. Böyle yapmış olur isen, halkın yanında küçülür ve hakir olursun.”

    (Bihar, c. 47, s. 34)
    _________________
     
    43- Dua Ve İnfakın Kabul Olma Şartları

    Bir şahıs İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak şöyle dedi: Kur’an’ı Kerim’de tevilini bilmediğim iki ayet vardır.
    İmam (a.s): “Hangi ayetlerdir?”
    - Biri; “Beni çağırın (dua edin) size icabet edeyim”(1) ayetidir. Oysa ben Allah’ı çağırmama rağmen duam kabul olmuyor.
    - Allah’ın, vaadine aykırı hareket ettiğini mi sanıyorsun?
    - Hayır!
    - Öyleyse ne demek istiyorsun?
    - Bilmiyorum.
    - Diğer ayet hangisidir?
    - “Neyi infak ederseniz, Allah onun yerine bir başkasını verir”(2) ayetidir.
    - Allah’ı vaadine sadık kalmadığını mı sanıyorsun?
    - Hayır!
    - Öyleyse ne demek istiyorsun?
    - Bilmiyorum.
    - İnşaallah bu konuyu sana açıklayacağım. Eğer Allah’ın emrettiği şeye itaat ettikten sonra O’nu çağırsaydın sana icabet ederdi. Ama sen Allah’a muhalefet ve isyan etmektesin, o da sana icabet etmiyor.
    İnfak ettiğin şeyin yerini başka bir şeyin doldurmadığı sözüne gelince; eğer helal yolla kazanarak yerinde infak etmiş olsaydın, bir dirhem bile olsaydı Allah onun yerine bir başkasını verirdi. Eğer O’nu dua metoduyla çağırsaydın, günahkâr bile olsaydın yine sana icabet ederdi.
    - Dua metodu nedir?
    - Farzı edâ ettiğinde Allah’ı ulularsın, ta’zim edersin ve edebildiğin kadar O’nu methedersin, Peygamber (s.a.a)’e salât gönderirsin, O’na çokça salât gönderirsin, risaletini tebliğ ettiğine şehadet edersin, hidayet İmamlarına salât gönderirsin. Allah’a hamd-u sena, hidayet İmamlarına salât ve selamdan sonra Allah’ın sana iyiliklerini, güzel ihsanıyla imtihanlarını, sana verdiği nimetlerini, sana yaptığı güzel işlerini hatırlayarak bunlara karşı Allah’a hamd ve şükredersin. Daha sonra hatırladığın günahlarına bir bir ve hatırlamadığın günahlarına ise genel olarak itiraf edersin. Bütün günahlarından Allah’a tövbe ederek, tekrar günaha dönmeyeceğine karar verirsin. O günahlardan pişmanlık duyarak doğru bir niyet, korku ve ümitle Allah’tan bağışlanma diler ve şunları söylersin:
    “Allah’ım! Ben günahlarımdan dolayı senden özür ve bağışlanma diliyorum, sana tövbe ediyorum. Öyleyse beni itaatine yönelt, beni bana farz kıldığın, yani seni hoşnut eden her şeye muvaffak kıl. Şüphesiz ben, kendisini nimetlendirmediğin halde senin itaatinden birine ulaşan, onu yapmaya muvaffak olan hiç kimseyi görmedim. Öyleyse, bana öyle bir nimet ver ki, onunla rızvanına ve cennetine ulaşayım.”(3)
    Daha sonra hâcetlerini iste. Ümit ederim ki, Allah seni mahrum etmez inşaallah.
    _________________
    1 - Mü’min / 60
    2 - Sebe’ / 39
    3 - Bihar’ul-Envar, c. 93, s. 319; Felah’us-Sâil, s. 38; Uddet-ud Daî, s. 16
    _________________
     
    44- Anneye Karşı Kabalık Yapan

    İbrahim b. Mahzem şöyle diyor:
    Ben İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda idim. Geceleyin Medine’deki evime döndüm. Annem de benimle birlikte idi. Benimle annem arasında bazı sözler oldu ve ben anneme karşı kabalık yaptım. O gecenin sabahı, sabah namazından sonra İmam Sadık (a.s)’ın yanına gittim. Huzuruna varır varmaz, ben henüz bir söz söylemeden İmam (a.s) şöyle buyurdu:
    “Ey İbn-i Mahzem! Neden dün gece annenle konuşurken ona karşı sert davrandın. Bilmiyor musun ki, onun karnı senin iskan ettiğin bir evdi; eteği dinlendiğin bir beşikti, göğsü süt içtiğin bir kaptı. O halde ona karşı sert davranma!”

    (Bihar, c. 47, s. 349)
    _________________
     
    45- İmalı Öğüt

    Resulullah (s.a.a)’in hizmetçisi Şekrani şöyle diyor:
    Ebu Cafer (Mensur Devanikî) zamanında Beyt’ül-maldan hissemi almak için aracı olacak bir kimsem yoktu. Beyt’ül-malın kapısında şaşkın bir vaziyette durmuştum. Bu esnada gözüm İmam Cafer Sadık (a.s)’a ilişti. Yanına vararak dedim ki: “Allah beni sana feda etsin! Ben sizin hizmetçiniz Şekrani’yim.”
    İmam (a.s) bana merhaba dedi ve hal hatırımı sordu. Ben de isteğimi arzettim.
    İmam (a.s) bineğinden inerek içeri girdi. Çok geçmeksizin Beyt’ül-maldan bana bir pay alıp getirdi ve torbasını benim torbama boşalttı. Daha sonra şöyle buyurdu:
    “Şekranî! Güzel iş herkesten güzeldir ama bize olan nispetinden dolayı bu işin senden (olması) daha güzeldir. Kötü iş herkesten kötüdür ama senden (olması) daha kötüdür!”
    İmam (a.s) imalı öğütlerle ona nasihat etti. Çünkü Şekranî şarap içiyordu.

    (Bihar, c. 47, s. 349)
    _________________
     
    46- Doğru İnanç

    Amr b. Harîs şöyle diyor:
    İmam Cafer-i Sadık (a.s)’ın huzuruna vardım. İmam (a.s) kardeşi Abdullah’ın evinde idi...
    Arzettim ki: “Fedan olayım! İnandığım inancı (doğru olup olmadığını öğrenmek için) sana anlatayım mı?”
    İmam (a.s): “Anlat ey Amr!” dedi.
    Arzettim ki: Şu inanç üzereyim:
    Şehadet ediyorum ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.a) O’nun kulu ve elçisidir. Kıyamet günü gelecektir. Namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan ayının orucunu tutmak, müstetî’ olduğunda hacca gitmek, Resulullah (s.a.a)’den sonra Hz. Ali (a.s)’ın, İmam Hasan’ın, İmam Hüseyin’in, İmam Zeyn’ul-Abidin’in, İmam Muhammed Bakır’ın ve ondan sonra da sizin velayetiniz farzdır ve sizler benim İmamlarımsınız. Bu inanç üzerine yaşıyorum, bu inanç üzerine öleceğim ve bu itikat üzerine de Allah’a itaat ve ibadet edeceğim.”
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Ey Amr! Allah’a andolsun ki, benim ve babalarımın dini de -gizlide ve açıkta- böyledir. O halde Allah’tan kork! Hayır dışında dilini koru. Ben kendi kendimi hidayet ettim, deme. Hayır! Allah seni hidayet etmiştir. Öyleyse Allah’ın sana vermiş olduğu nimet karşısında O’na şükret. Geldiğinde yüzüne karşı kınanılan, arkasında yerilen kimselerden olma. Halkı boynuna bindirme (kendine musallat etme). Boynuna bindirmiş olur isen, boynunun kemiklerini kırarlar.”

    (Bihar, c. 69, s. 5)
    _________________
     
     
    47- Cennet Kokusunun Kendilerine Ulaşmayacağı Kimseler

    İmam Cafer Sadık (a.s)’ın hizmetçilerinden olan Salime şöyle diyor:
    İmam Cafer Sadık (a.s)’ın vefat anında O Hazretin yanında idim. İmam (a.s) bir ara bayıldı. Kendisine gelince şöyle buyurdular: “Hasan b. Ali b. Hüseyin-i Eftas’a yetmiş dinar ver, falan adama bu kadar ver ve falan adama da bu kadar ver.”
    Arzettim ki: “Kılıç çekerek seni öldürmek isteyen adama bağışta bulunmak mı istiyorsun?”
    Buyurdu ki: “Allah Teala haklarında şöyle buyurduğu kimselerden olmamı istemiyor musun?: “Onlar Allah’ın gözetlemesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.”(1)
    Evet, ey Salime! Allah Teala cenneti yarattı; kendisini ve kokusunu güzel kıldı. Cennetin kokusu iki bin yıllık bir mesafeden alınmaktadır. Onun bu güzel kokusunu, anne ve babaya karşı gelen, akrabalarla ilişkiyi kesen ve onlara iyilikte bulunmayan bir kimse alamaz.”(2)
    _________________
    1 - Ra’d / 21
    2 - Bihar, c. 74, s. 96
    _________________
     
     
    48- İmam Sadık (a.s)’dan Bir Keramet

    Cemil b. Derrac şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda idim, aniden bir kadın gelerek şöyle dedi: “Ey Resulullah’ın oğlu! Çocuğum öldü! Onun üzerine bir örtü çekerek yardımda bulunmanız için huzurunuza geldim.”
    İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Belki de çocuğun ölmemiş, şimdi kalk evine git, guslet, iki rekat namaz kıl ve Allah’a: “Ey bu çocuğu yoktan var edip bana bağışlayan! Bağışını bana yenile” diye dua et ve çocuğunu hareket ettir ve bu olayı kimseye söyleme.”
    Kadın hemen eve dönüp İmam (a.s)’ın emrine uygun olarak amel edince aniden çocuk dirildi ve ağlamaya başladı.

    (Bihar, c. 47, s. 79)
    _________________
     
     
    49- İstişarenin Sınırı

    İstişarenin riayet edilmesi gereken bir takım sınırları vardır. Kim sınırlarını tanımazsa, zararı istişare edene yararından daha çok olur:
    1- Kendisiyle istişare edilen kimse akıllı olmalıdır.
    2- Dindar ve hür olmalıdır.
    3- Gerçek bir dost olmalıdır.
    4- İstişare ettiğin kimseye, iyice anlayabilmesi için konuyu tüm açıklığıyla açıp söylemelisin.
    Akıllı olursa, onunla istişare etmekten yararlanırsın; dindar ve hür olursa, sana nasihat etmede (sana yol göstermede) gayret sarfeder; gerçek dost olursa, kendisine açtığın sırrı saklar; konuyu tam açıp söylediğinde de onun konu hakkındaki bilgisi senin bilgin kadar olur; istişare ve nasihatte tam ve kamil olur.”

    (Bihar, c. 75, s. 102; c. 61, s. 253)
    _________________
     
     
    51- Amel Defterinin İmama Sunulması

    Davud-i Rıkki şöyle diyor:
    “Ben İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda sessiz oturmuştum, ben daha hiçbir şey söylemeden İmam (a.s) şöyle buyurdular:
    “Ey Davud! Perşembe günü amel defterinizi benim yanıma getirdiklerinde, senin, falan amcan oğlu hakkında iyilik yapmış olduğunu gördüm. Senin bu işinden çok hoşnut oldum ve anladım ki senin ona karşı sıla-i rahimde (iyilikte) bulunman (ve onun ise sıla-i rahmi kesmesi) amcan oğlunun çabuk ölmesine sebep olmuştur.”
    Davud şöyle devam ediyor:
    “Çok kötü ahlaklı ve katı düşmanım olan bir amcam oğlu vardı. Onun ve ailesinin çok fakir olduklarını ve çok zor bir şekilde geçindiklerini duyunca, onun için bir miktar ev eşyası alıp gönderdim ve daha sonra Mekke’ye doğru hareket ettim. Medine’de İmam (a.s)’ın huzuruna vardığımda, ben daha hiçbir söz söylemeden İmam (a.s) olayın neden ibaret olduğunu (yani benim onlara yardımda bulunmamı ve amcam oğlunun ise ölümünü) bana haber verdi.”

    (Bihar, c. 74, s. 93)
    _________________
     
    52- Tağut Valisi Karşısında Kırıcı Söz

    Abdullah b. Süleyman şöyle diyor:
    Mensur Devaniki, “Şeybe b. Gaffal” isminde bir şahısı Medine’ye vali tayin etti. Şeybe Cuma günü Mescid’un-Nebi’de minbere çıkıp bir hutbe okuyarak şöyle dedi: “Ali b. Ebi Talib, Müslümanların arasında ihtilaf çıkardı, mümin insanlarla savaştı, hükümeti elinde tutmak istedi ve onu ehline bırakmadı! Ama Allah-u Teâla onu hükümetten mahrum etti ve hilafet arzusu içerisinde dünyadan gitti. Ondan sonra da O’nun oğulları fitne çıkarmada onun yolunu takip ettiler ve liyakatleri olmadan hükümet yapmak istemekteler. İşte bundan dolayı her biri dünyanın bir köşesinde öldürülüp kanlarına bulaşıyorlar!”
    Şeybe’nin sözleri halka çok ağır geldi ama kimse cesaret edip de bir söz söyleyemedi. Bu sırada yünlü elbise giymiş olan birsi yerinden kalkarak şöyle dedi: “Biz Allah’a hamdediyor, Hz. Peygambere ve bütün peygamberlere selam gönderiyoruz. İyiliklerden dediğin şeylere bizler layığız, çirkinliklerden dediğin şeylere ise sen ve seni buraya vali tayin eden kimse (yani sizler) layıksınız. Şunu da bil ki, aşağılık ve mahcubiyet, başkasının bineğine binip ekmeğini yiyen senin gibi şahıslara yakışır.”
    Daha sonra halka dönerek şöyle buyurdu: “Kıyamet günü, terazide amelleri herkesten daha hafif ve herkesten daha zararlı olan kimseyi size söyleyeyim mi? Bu şahıs ahiretini başkasına satan kimsedir. Bu fasık vali de böyle birisidir. (Zira o ahiretini Mensur’un dünyasına satmıştır.)”
    Herkes sessizliğe boğulmuştu, vali de hiçbir şey söylemeksizin camiden dışarı çıktı.
    Abdullah b. Süleyman sözünün devamında şöyle diyor: Halka, “valinin karşısında böyle bir cesaretle kırıcı ve ezici olarak konuşan şahıs kimdi?” diye sorduğumda, “O İmam Cafer b. Muhammed Sadık’tır” dediler.

    (Bihar, c. 47, s. 165)
    _________________
     
    53- Rızk Elde Etmek İçin Çaba Göstermenin Gerekliliği

    İmam Cafer Sadık (a.s)’ın yarenlerinden olan Ömer b. Muslim, bir müddet İmam (a.s)’ın yanına gelmedi. İmam (a.s) dostlarından onun ne durumda olduğunu sordu. Şöyle dediler: “O ticareti terk edip ibadete koyulmuştur.”
    İmam (a.s) bu sözü duyunca şöyle buyurdular: “Vay olsun ona! Acaba o, rızık kazanmak için çaba göstermeyenin duasının kabul olmayacağını bilmiyor mu?”
    Sonra şöyle buyurdular: “Peygamber (s.a.a)’in ashabından bir grup kimse, “Kim Allah’tan korkup sakınırsa, (Allah ona bir çıkış yolu gösterir; ve onu hesaba katmadığı bir yönden de rızıklandırır.”(1) ayeti nazil olduğunda, kapıları yüzlerine kapatarak ibadete yöneldiler ve “Allah bizim rızkımızı üstlenmiştir” dediler.
    Peygamber (s.a.a) onların bu durumundan haberdar olunca şöyle buyurdular: “Kim böyle yaparsa, duası kabul olmaz. Bu yüzden siz, yaşamak ve ailenizin geçimini sağlamak için çalışıp çaba göstermelisiniz.” (2)
    _________________
    1 - Talak / 2-3
    2 - Bihar, c. 22, s. 131
    _________________
     
    54- Takva Üzere Olan Amelin Üstünlüğü

    Mufazzal şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın huzurunda olduğum bir sırada amellerin niteliği hakkında söz açıldı.
    Ben dedim ki: “Amelim ne kadar da azdır!”
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Sus! Allah’tan mağfiret dile!”
    Sonra buyurdu ki: “Takva üzere olan az amel, takva üzere olmayan çok amelden daha üstündür.”
    Arzettim ki: “Takvalı olmayan amel nasıldır?”
    İmam (a.s) buyurdu ki: “O kimsenin ameli gibidir ki, halka yemek veriyor, komşularına şefkatli davranıyor, evinin kapısını herkesin yüzüne açıyor, ama haram bir işle karşılaşınca ondan uzaklaşmıyor; haram ve günaha duçar oluyor. Evet, takvasız amelin örneği işte budur. Diğer bir kimse de vardır ki, (yemek vermek, komşuya şefkatli davranmak gibi) iyi işler yapmıyor ama haram bir şeyle karşılaşınca kendisini koruyor, haram ve günaha duçar olmuyor. Elbette bu şahıs birici şahıstan daha üstündür.”

    (Bihar, c. 70, s. 104)
    _________________
     
    55- Hikmetli Öğütler

    İnvan-i Besrî şöyle diyor:
    “…İmam Cafer Sadık (a.s)’dan bana öğüt vermesini istedim. Buyurdular ki:
    “Dokuz şeyi yapmanı tavsiye ediyorum. Bu tavsiyeler sadece senin için değildir; Allah yolunda adım atmak isteyen herkes içindir. Allah’tan dileyim, bunları yapmakta sana yardımcı olmasıdır. Onlardan üç tanesi riyazet (nefsi kötü şeylerden arındırıp eğitmek) hakkındadır; diğer üç tanesi ise sabır ve tahammül hakkındadır; geri kalan üç tanesi ise ilim ve bilgi hakkındadır. Bunları koru ve gevşeklik yapma.”
    İnvan-i Besri diyor ki: “Ben kalp ve canımla onları algılamaya hazırlandım. Sonra İmam (a.s) şöyle buyurdular:
    “Rızayet ve nefis tezkiyesi hakkında olan o üç şey şunlardır:
    a) İstemediğin bir şeyi yemekten sakın. Zira bu iş ahmaklık ve aptallığa sebep olur.
    b) Sadece aç olduğunda yemek ye.
    c) Yemek yediğinde ise helal yemek ye; yediğinde de Allah’ın ismini an (bismillah söyle). Sürekli Resulullah (s.a.a)’in hadisini hatırla. Zira Resulullah (s.a.a) çok yemek yeme hakkında şöyle buyurmuştur: “İnsan karnından daha kötü olan bir kap doldurmamıştır. Eğer yemesi gerekiyorsa, (midesinin) üçte birini yemeğe, üçte birini de içilecek şeylere, diğer üçte birini ise soluk almaya tahsis etmelidir.”
    Hilim ve tahammül hakkında olan şeyler ise şunlardır:
    a) Bir adam sana: “Eğer bir şey dersen, on şey duyarsın” derse, cevabında şöyle de: “Eğer on şey dersen, bir şey de duymazsın”
    b) Eğer bir adam sana söver ve kötü laf ederse, cevabında şöyle de: “Eğer dediğin şeyler doğru ise, Allah’tan beni affetmesini diliyorum; eğer yalan ise, Allah’tan seni bağışlamasını diliyorum.
    c) Eğer bir kimse sana çirkin söz vaadinde bulunursa, sen ona nasihat ve saygı gözetme vaadinde bulun.
    İlim ve bilgi hakkındaki olan üç şey ise şunlardır:
    a) Bilmediğin şeyleri bilginlerden sor; sakın eziyet etmek ve denemek için sorma.
    b) Sakın (sadece) kendi görüşünle amel etme; bütün işlerde mümkün olduğu kadar ihtiyat et.
    c) Aslandan kaçtığın gibi fetva vermekten kaç ve boynunu halk için köprü yapma.”
    İmam (a.s) bu hikmetli öğüt ve nasihatlerden sonra şöyle buyurdu: “Ey İnvan-i Besri! Artık kalk git. Şüphesiz sana nasihatte bulundum, zikrimi bozma (ibadet vaktidir, vaktimi alma). Zira ben kendi nefsime cimriyim (vaktimi öldürmek ve boşa geçirmek istemiyorum. Allah’ın salat ve selamı hidayete tabi olan kimseye olsun.”

    (Bihar, c. 1, s. 226)
    _________________
     
    56- Müminle Görüşmenin Sevabı

    İshak b. Ammar şöyle diyor:
    Ben Kufe’de zengin olmuştum, dinî kardeşlerden birçok kimseler benim yanıma geliyorlardı. Halkın arasında meşhur olmaktan korktuğum için köleme dedim ki: “Dini kardeşlerden biri gelip beni sorduğunda, burada yoktur” de.
    Aynı yıl içerisinde Mekke’ye gittim, İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna varıp selam verdim. İmam (a.s) ağır ve değişik (rahatsız) bir şekilde selamımın cevabını verdi.
    Arzettim ki: “Fedan olayım! Beni senin yanında değiştiren şey nedir? (Bana eskisi gibi ilgi göstermemenin sebebi nedir?)
    Buyurdu ki: “Seni müminlere karşı değiştiren şeydir (müminlere karşı takındığın tavır ve harekettir).”
    Arzettim ki: “Fedan olayım! Çok meşhur olmaktan korktuğum için böyle yaptım. Allah biliyor ki onları çok seviyor ve onlara oldukça ilgi duyuyorum.”
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Ey İshak! Mümin kardeşlerinin çok olmasından (sana çok müracaat etmelerinden) usanıp sıkılma. Zira mümin, mümin kardeşiyle karşılaştığında ona “merhaba” derse, kıyamet gününe kadar ona merhaba yazılır. Onunla musafaha ederse, Allah-u Teâla onların parmakları arasına yüz rahmet indirir; bunlardan doksan dokuzu, din kardeşini daha çok seven kimse içindir. Sonra Allah yüzüyle (tam rahmetiyle) onlara yönelir, arkadaşına daha çok şefkatli davranan kimse, Allah’ın rahmetine daha çok mahzar olur. Eğer Allah’ın rızası için kucaklaşırsa, Allah’ın rahmeti onları sarar. Eğer Allah’ın rızası için durup konuşurlarsa, onlara şöyle denilir: “Siz bağışlandınız; o halde yeniden amele koyulunuz.” Bir şey sormak istediklerinde melekler birbirlerine şöyle derler: “Onlardan uzaklaşalım, onların sırları vardır, Allah onların sırlarının üzerini örtmüştür (kimsenin haberdar olmasını istemiyor).”
    İshak devamında şöyle diyor:
    Arzettim ki: Sözlerimiz yazılmıyor mu? Oysa Allah-u Teâla şöyle buyuruyor:
    “O, söz olarak ne söylerse, mutlaka yanında rakîb ve atîd (amelleri yazan hazır ve gözetleyici iki melek) vardır.”
    İmam (a.s) bu sözü duymakla dertliler gibi bir ah çekti ve sonra öyle şiddetli bir şekilde ağladı ki, göz yaşları Hazretin mübarek sakalını ıslattı. Sonra şöyle buyurdu:
    “Ey İshak! Allah-u Teâla müminleri yüceltmek için meleklerin onlardan uzaklaşmasını emretmektedir. Melekler onların sözlerini yazmasalar ve duymasalar da, gizlilikleri ve sırları bilen alim ve hafız (Allah) onlardan haberdardır.
    Ey İshak! Allah’tan, O’nu görürcesine kork; sen O’nu görmesen de O seni görüyor. O’nun seni görmediğini zannedersinse, kafir olursun. Eğer Allah’ın seni gördüğüne yakinin olduğu halde yine de günah işlersinse, bu durumda O’nu, kendisinden hâyâ etmediğin bakıcıların en aşağısı kılmış olursun.”

    (Bihar, c. 76, s. 21)
    _________________
     
     
    57- İbn-i Ebi’l-Avca’nın Şüphesi

    Ebu Cafer Ahvel şöyle diyor:
    Bir gün İbn-i Ebi’l-Avca dedi ki: “Acaba birisi bir şeyi yapıp icat etse, öyle ki onu yapanın kim olduğu belli olsa, o, o şeyin yaratıcısı olmaz mı?”
    Ben; “Evet” dedim.
    Dedi ki: “Bir veya iki ay mühlet ver, sonra gel sana bir şey göstereyim.”
    Sonra ben hacca gittim. İmam Sadık (a.s)’ın yanına vardığımda buyurdular: “İbn-i Ebi’l-Avca, senin için iki koyun hazırlamış ve arkadaş ve dostlarından bir grup ile senin yanına gelecek ve bedenleri kurtlanmış ölü koyunları getirerek diyecek ki: Bu kurtçukları ben yarattım ve bunlar benim yaratıklarımdırlar.” Sen de cevaben de ki: “Eğer bunlar senin yaratıkların ise, o halde onların erkek ve dişilerini birbirinden ayır.”
    İbn-i Ebi’l-Avca, (vaat edilen gün) kurtçukları getirdi. Ben ona; “Onların erkek ve dişilerini birbirlerinden ayır” dedim.
    O bu sözü işitince; “Allah’a yemin ederim ki, bu senin sözün değildir. Zira bu hediyeleri develer Hicaz’dan getirmişlerdir” dedi.

    (Rical-i Keşşi, s. 189, h. 332)
    _________________
     
     
    58- Ebu Hamza Somali’nin Ölüm Haberi

    Ebu Besir diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın hizmetine vardığımda şöyle buyurdular: “Ey Eba Muhammed! Ebu Hamza Somali ne yapıyordu?”
    Arzettim: “Ben geldiğimde durumu iyiydi.”
    Buyurdu: “Döndüğünde ona selamımı ilet ve de ki: Günlerden filan günde öleceksin.”
    Arzettim: “O hoş sohbet birisidir ve sizin Şiilerinizdendir.”
    Hazret buyurdular: “Doğru söyledin Ya Eba Muhammed! Bizim yanımızda olan onun için daha hayırlıdır.”
    Arzettim: “Fedan olayım, sizin Şiileriniz böyle midir?”
    Buyurdular: “Evet, bizim Şiilerimiz Allah’tan korktuğunda, O’nu göz önünde bulundurur ve günahtan sakınırlar. Böyle yaparlarsa bizim derecemizde, (cennette) bizimle birlikte olurlar.”
    Ebu Besir diyor: “Ben döndüğümde Ebu Hazma aynı gün ve aynı saatte vefat etti.”

    (Keşf’ul-Ğumme, c. 2, s. 190)
    _________________
     
    59- Hazreti Masume (s.a)’dan Haber Vermesi

    Kadı Nurullah, İmam Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    “Şüphesiz Allah’ın bir haremi vardır, o, Kabe’dir. Resulullah (s.a.a)’in bir haremi vardır, o, Medine’dir. Müminlerin emiri Ali (a.s)’ın bir haremi vardır, o da Kufe’dir. Bilin ki, Kum şehri küçük Kufe’dir. Bilin ki, cennetin sekiz kapısı vardır ve onlardan üçü Kum şehrine açılacaktır. Benim soyumdan Musa kızı Fatıma adında bir hanım, o şehirde vefat edecek ve onun şefaatiyle bütün Şiilerim cennete girecekler.”

    (Sefinet’ül-Bihar c. 2, s. 376, Fetame maddesi)
    _________________
     
     
    60- İslam, İmandan Öncedir

    Yunus b. Yakup şöyle diyor:
    Şamlı bir adam, Hişam b. Hakem’e; “Bugün Allah’ın insanlara hücceti kimdir?” diye sordu.
    Hişam: “Orada oturmuş olan bu büyük insandır. Etraftan O’nu ziyarete geliyorlar, O da babasından ve ceddinden miras olarak aldığı ilmiyle semavi haberleri bizlere iletiyor.”
    Şamlı: “Ben sözünün doğruluğunu nereden bilebilirim?”
    Hişam: İstediğin şeyi O’ndan sorabilirsin!”
    Şamlı: “Şimdi benim için mazeret yolu bırakmadın, O’ndan bir şey sormalıyım.”
    İmam Sadık (a.s) buyurdular: “Ey Şamlı adam! Yolculuk olayını ve yolunun niteliğini beyan etmemi istiyor musun?”
    Sonra İmam (a.s) onları tek tek beyan buyurdular. Şamlı adam tasdik etti ve dedi: “Şimdi Allah’a teslim oldum ve İslam’a girdim.”
    Hazret buyurdu: “Şimdi Allah’a iman ettin. Zira İslam, imandan öncedir.”
    Adam dedi: “Doğru söyledin. Ben şehadet ediyorum ki, Allah birdir ve Muhammed (s.a.a) O’nun elçisi ve sen de vasilerin vasisisin.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 336)
    _________________
     

     
     
    61- Niçin Ve Nasıl Şii Olduk?

    Safvan b. Yahya diyor:
    Cafer b. Muhammed b. Eş’as bana dedi: “Şia mezhebi hakkında hiç konuşmamamıza ve başkalarının bildiğini bizim bilmememize rağmen bizim nasıl Şii olmamızın ve Şia mezhebini nasıl tanımamızın sebebini biliyor musun?”
    “Sebebi ne idi?” diye sorduğumda şöyle dedi: “Mensur Devaniki, babam Muhammed b. Eş’as’a şöyle dedi: “Ey Muhammed! Bir iş için görevlendirebileceğim akıllı bir adam bul.”
    Babam; “Onu buldum; o, dayım oğlu Muhacir’dir” dedi. “Onu getir” dedi. Ben onu getirdiğimde şöyle dedi: “Ey Muhacir! Bu parayı al ve Medine’ye git. Orada Abdullah b. Hasan b. Hasan’ın ve bazı yakınlarının, örneğin İmam Sadık (a.s)’ın yanına git. Onlara de ki: “Ben Horasan ehlinden garip bir kimseyim ve bu parayı da sizin oradaki Şiileriniz gönderdiler.”
    Şu şu şartlarla bir miktar para onlara ver. Paraları aldıklarında onlara de ki: “Ben bir aracıyım, bu paraların elinize geçtiğine dair kendi hattınızla yazılı bir belge verirseniz memnun olurum.”
    Mensur’un memuru parayı alıp, Medine yolunu tuttu. Sonra Muhammed b. Eş’as’ın da yanında bulunduğu bir sırada Mensur’un yanına döndü. Mensur: “Ne haber?” diye sorunca şöyle dedi: “Cafer b. Muhammed (İmam Sadık) hariç onların hepsiyle görüşüp parayı verdim. Bu da onların parayı aldıklarına dair verdikleri makbuzlar. Cafer b. Muhammed’e gelince; Peygamber’in mescidinde O’nun yanına vardım. O namaz kılıyordu. Arkasında oturup namazını bitirmesini bekledim ve diğerlerine söylediklerimi ona da nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. İmam Sadık namazın selamını verir vermez şöyle buyurdu: “Be adam! Allah’tan kork, Peygamber ehlibeytini aldatma, onlar Mervan Oğullarının pençesinden yeni kurtulmuş ve hepsi muhtaç durumdadırlar.”
    Dedim: “Allah liyakatini artırsın, ne olmuş?” Başını yaklaştırıp seninle aramızda geçen her şeyi, sanki yanımızdaki üçüncü kişiymiş gibi bana anlattı.
    Mensur dedi: “Ey Muhacir’in oğlu! Her peygamber ailesinden bir muhaddes (meleklerin gaybi haberleri kendilerine ilettiği İmam niteliğinde) kimseler vardır. Bugün Cafer b. Muhammed de bizim içimizde yaşayan muhaddes’tir.”
    İşte İmam (a.s)’ın bu şekil gaipten haber vermesi ve bu mucizesi, bizim Şii olmamıza neden oldu.

    (Usul-u Kafi, c. 1, s. 475, h. 6, Hüccet kitabı)
    _________________
     
    62- Cafer B. Abdullah Hemdani’nin Ölüm Haberi

    Ebu Sabah Kenani diyor:
    İmam Sadık (a.s)’a arzettim ki, bizim Cafer b. Abdullah adında Hemdanlı bir komşumuz var. Bazen sohbetlerimiz oluyor. Hz. Ali (a.s)’ı andığımızda O hazrete kötü sözler söylüyor. O’nu öldürmeme izin verir misiniz?”
    Hazret buyurdular: “Ey Ebu Sabah! Böyle bir şey yapar mısın?”
    Arzettim: “Evet, vallahi yaparım! Eğer izin verirseniz ona bir tuzak kurarım ve tuzağa düşünce de kılıçla hamle eder, canı çıkıncaya kadar vururum.”
    Buyurdu: “Ey Ebu Sabah! Bu bir hiledir ve Allah Resulü (s.a.a) bundan menetmiştir. İslam bu harekete manidir. O’nu kendi haline bırak, çok yakında başka biri onu öldürecektir.”
    Ebu Sabah diyor: “Kufe’ye döndüm ve henüz on sekiz günden fazla geçmemişti ki, sabah namazı için mescide gittim. Namazdan sonra takibat ile meşgul olduğum bir sırada birisi beni dürterek: “Ey Ebu Sabah! Müjdeler olsun” dedi.
    “Hayrola, ne oldu?” dedim.
    Dedi ki: “Dün gece Cafer b. Abdullah, Cebane mahallesindeki evinde uyuduğu sırada, onu sabah namazına çağırmak için gittiklerinde, onu bir tulum gibi şişmiş olduğu bir halde gördüler. Onu yerden kaldırmak istediklerinde, etinin kemikten ayrıldığını ve altında bir yılan olduğunu müşahede ettiler. Sonra onu bir deriye doldurarak götürüp defnettiler.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 305. İbn-i Şehraşub da az bir farklılıkla Menakıb’da (c. 4, s. 239) nakletmiştir.)
    _________________
     
     
    63- İmam Sadık (a.s)’ın Katledilme Şayiası

    Ali b. Meyser’e diyor:
    Hz. Sadık (a.s) Mensur’un yanına gitmek istediğinde, Mensur kölelerinden birini çağırıp; “Cafer b. Muhammed içeri girdiğinde boynunu vur” diye emretti.
    O Hazret içeri girdiğinde Mensur’a bakarak kendi kendine, kimsenin duymayacağı bir şekilde bir şeyler söyledi. Sonra sesli bir şekilde dedi: “Ey bütün mahlukuna kifayet eden ve hiç kimsenin kendisine kifayet etmediği (Allah’ım)! Şu Abdullah b. Ali’nin şerrine karşı bana yet (onun şerrini benden uzaklaştır).”
    Bu sözden sonra Mensur kölesini görüyordu ama o onları göremiyordu. Sonra Mensur dedi: “Ey Cafer b. Muhammed! Bu sıcakta size zahmet verdik, lütfen dönünüz.”
    Hazret dışarı çıkınca, Mensur kölesine; “Neden emrime itaat etmedin?” diye sordu.
    Köle: “Vallahi onu göremedim! Bir şey gelip aramıza girerek O’nu görmeme mani oldu” dedi.
    Mensur: Vallahi eğer bu olayı birisine söyleyecek olur isen, seni öldürürüm” dedi.

    (İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 334)
    _________________
     
     
    64- İmam Rıza (a.s)’ın Şahadet Haberi

    Hüseyin b. Zübeyr şöyle diyor:

    İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediğini duydum:
    “Oğlum Musa’nın evlatlarından, Emir’ül-Müminin Ali (a.s) ile aynı ada sahip birisi, Horasan’ın Tus beldesine gidecek ve orada zehirleme yoluyla şehit edilecek ve o gurbet elde toprağa verilecektir. Kim O’nun hakkını tanıyarak ziyaret ederse, Allah, Mekke’nin fethinden önce İslam için infak eden ve savaşan kimsenin sevabını ona bağışlar.”

    (Men La Yehzuruh’ul-Fakih, c. 2, s. 364, h. 3183)
    _________________
     
     
    65- Sıla-i Rahimin Önemi

    Davut b. Kesir-i Rıkki şöyle diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın hizmetinde oturduğum bir sırada birden şöyle buyurdular:
    “Ey Davut! Senin Perşembe günündeki amellerin bana sunuldu. Amellerinin arasında filan amcan oğluna yapmış olduğun sıla-i rahim ve ihsanı gördüm. Bu amelin beni sevindirdi. Senin onunla görüşmen, onun ömrünün kısa ve ecelinin yakınlaşmasına neden olmuştur!”
    Davut diyor: “Benim, Ehlibeyt düşmanı ve habis bir amcam oğlu vardı. Bana, onun ve ailesinin kötü bir durumda olduklarını söylediler. Mekke’ye gitmeden önce Medine’de İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vardığımda, Hazret bu konuyu bana haber verdi.”

    (Müntehe’l-Amal, c. 2, s. 93)
    _________________
     
     
    66- İmam Kazım (a.s)’ın Şahadet Haberi

    Ebu İzar şöyle diyor:

    İmam Cafer Sadık (a.s) buyurdu:

    “Bu velayet ve imamet sahibini (İmam Musa Kazım -a.s-) iki defa Irak’a götürecekler. Birincisinde çabuk serbest bırakılacak ve ona iyi bir ödül verecekler. İkinci defasında uzun müddet zindana atacaklar ve sonra zorla (zehirletilerek öldürülmekle) onların pençesinden kurtulacak.”

    (Ğaybet-i Şeyh Tusi, s. 38)
    _________________
     
     
    67- Beni Ümeyye Hükümetinin Çöküşü

    Rahmed b. Sadaka şöyle diyor:
    “Beni Ümeyye taraftarlarından olan dinsiz ve münafık biri, İmam (a.s)’ın yanına gelerek şöyle dedi: Kur’ân’da “Elif-Lâm-Mîm-Sâd” ayetinin anlamı nedir? Ondaki helal ve haramlar nelerdir ve halk için ne gibi yararı vardır?”
    Hazret sinirli bir şekilde şöyle buyurdular: “Yeter! Yazıklar olsun sana. “Elif” (ebcet hesabına göre) birdir; “lam”, otuz; “mim”, kırk; “sad” ise doksandır. Bunların toplamı ne olur?”
    Soru soran şahıs: “Yüz altmış bir” dedi.
    İmam (a.s) buyurdu: “Yüz altmış bir yıl geçtiğinde, erbaplarının (Emevilerin) devleti mahvolacaktır.”
    Biz dikkat ettik, yüz altmış birinci yılın Aşurasında, siyah elbise giymiş kimseler, Kufe’ye girerek Emevi saltanatına son verdiler.

    (Meani’l-Ahbar, s. 28, h. 5)
    _________________
     
     
    68- Kalpteki Sırdan Haber?

    Muhammed b. Harb (Medine hakimi) şöyle diyor:
    Hz. Sadık (a.s)’a arzettim: “Ey Allah Resulünün oğlu! Kalbimde saklı bir konu hakkında sana bir sorum var!”
    Buyurdular: “İstersen sen sormadan ben senin ne soracağından haber vereyim? Ama sormak istiyorsan sor.”
    Dedim ki: “Ben sormadan, kalbimde gizli olanı nereden biliyorsun?”
    Buyurdu: “İnce görüşlülük ve ferasetimle. Allah Teala’nın şu kelamını: “Lut kavminin helak olmasında ince düşünenler için alametler vardır”(1) ve Peygamber (s.a.a)’in buyurduğu şu sözü: “Müminin ferasetinden sakının. Zira o Allah’ın nuruyla görüyor” duymadın mı?”
    Arzettim ki: “Ey Allah Resulünün oğlu! Siz soracağım sorudan haber verin.”
    Buyurdular: “Sen, Ka’be putlarını damın üzerinden dökme hususunda Hz. Ali’nin, öylesine güçlü olmasına rağmen niçin Hz. Peygamber’i omzuna alamamasının sırrını benden sormak istiyorsun.”
    Arzettim ki: “Vallahi bunu sormak istiyordum. Şimdi cevabını buyurunuz.”
    Daha sonra O Hazretten ilginç cevaplar alıyor. Öyle ki kendisi diyor: “Sonra kalkıp mübarek başını öptüm ve dedim ki: “Allah risaletini nerede karar kılacağını daha iyi biliyor.” (2)
    (Hadis uzun olduğundan dolayı İmam (a.s)’ın verdiği cevabı nakletmedik.)
    _________________
    1 - Hicr: 75. ayet
    2 - Meani’l-Ahbar, s. 350
    _________________
     
     
    69- İmam’ı Allah Bilen Şahıs

    Halid b. Necih diyor:

    İmam Sadık (a.s)’ın yanına gittim. Başımı sarmış olduğum halde bir kenarda oturarak kendi kendime; “Siz insanlar ne kadar gafilsiniz! Kimin huzurunda konuştuğunuzun farkında mısınız? Alemlerin Rabbi huzurundasınız!” dedim. O anda Hazret bana seslenerek;
    “Yazıklar olsun sana ey Halid! Allah’a andolsun ki, ben sadece bir kul ve mahluktan ibaretim” dedi.

    (İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 380)
    _________________
     
    70- Annene Karşı Sert Olma

    Mehzem şöyle diyor:
    Bir gece İmam Sadık (a.s)’ın hizmetinden ayrılarak Medine’de aldığım evime gittim. Annem de benimle birlikteydi. (Yol esnasında) benimle annem arasında bir tartışma oldu. Ben anneme karşı biraz sert konuştum. Ertesi gün sabah namazında İmam (a.s)’ın hizmetine vardım. Beni görür görmez şöyle buyurdu: “Ey Mehzem! Dün gece neden annen Halide’ye karşı sert konuştun? Onun karnının, bir müddet senin için menzil olduğunu, kucağının dinlendiğin bir beşik ve göğüslerinin de gıda aldığın bir kap olduğunu bilmiyor musun?”
    Arzettim ki: “Evet, öyledir.”
    Buyurdular ki: “O halde ona sert davranma.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 382)
    _________________
     
     
    71- Ebu Muslim Horasani’nin Hükümeti

    Beşir Nebbal rivayet ediyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın hizmetindeydim. Bir kişi izin isteyip meclise girdi. Hazret ona buyurdu: “Elbiselerin ne kadar da temizdir!”
    Sonra o adam kalkıp dışarı çıktı. Hazret buyurdu: “Eğer vakit yetişmiş ve vasıfları doğru ise, bu şahıs Horasan’dan yücelecek olan siyah sancakların sahibidir.”
    O anda yanı başında olan kölesine buyurdu: “Ona yetiş ve ismini sor!”
    Köle döndüğünde isminin Abdurrahman olduğunu söyleyince, İmam buyurdu: “Vallahi Abdurrahman’dır ve Ka’be’nin Rabbi’ne andolsun ki, bu o şahıstır.”
    Beşir diyor: Ebu Muslim (Horasani) varit olduğunda onun mülakatına gittim. Bir yerde gördüm ki, İmam Sadık (a.s)’ın yanına gelen söz konusu kişinin aynısıdır.

    (İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 415)
    _________________
     
     
    72- Kur’ân'la Tehaddi (Meydan Okuma)

    Hişam b. Hakem şöyle diyor:
    İbn-i Ebi’l-Avca, Ebu Şakir Diysani, Abdulmelik Besri ve İbn-i Mukaffa, Kabe’nin yanında bir araya gelerek hacılarla alay ediyor ve Kur’ân’a dil uzatıyorlardı. İbn-i Ebi’l-Avca dedi ki: “Gelin her birimiz Kur’ân’ın dörtte birini alıp, (onun gibi bir yazı getirerek) onun iddiasını çürütelim ve gelecek yıl aynı gün, aynı yerde buluşalım.”
    Hişam’ın sözünün özeti şudur: “Ertesi yıl söz konusu şahıslar aynı yerde toplandılar ve hiçbirisi Kur’ân’dan bir tek ayeti bile nakz edemeyip kendi acizlik ve çaresizliklerini itiraf ve ikrar ettiler.”
    Hişam sözünün devamında şöyle diyor: “Bu sırada İmam Sadık (a.s) oradan geçiyordu ve onları görünce şu ayet-i kerimeyi okudu:
    “De ki, cin ve insanların hepsi bir araya gelseler de bu Kur’ân’ın bir benzerini getiremezler, hepsi birbirinin yardımına koşsalar da.”(1)
    Onlar birbirine bakarak dediler ki: “Eğer İslam gerçek bir din ise, Muhammed (s.a.a)’in hilafeti, Cafer b. Muhammed’den başkasına yetişmemiştir. Vallahi biz onu ne zaman gördüysek korkuya kapıldık ve O’nun heybetinden bedenimiz titredi.”
    Sonra acizliklerini itiraf ederek dağıldılar.(2)
    _________________
    1 - İsra: 88
    2 - İhticac-ı Tabersi, c. 2, s. 377
    _________________
     
    73- Vakıfiye Fırkasından Haber

    İbn-i Ebi Ya’fur diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın hizmetindeydim. Oğlu Musa b. Cafer (a.s) içeri girince buyurdu:
    “Bu, evlatlarımın en üstünü ve bana en sevgili olanıdır. Allah (c.c) bunun vesilesiyle Şiilerimizden bir kısmını imtihan edecek ve onlar doğru yoldan sapacaklar.”
    Sonra şöyle buyurdu:
    “Şiilerimizden bir grup kimse de O’nun ölümünden dolayı sabırsızlık yaparak sapacaklar, O’nun ölmediğini iddia ederek O’ndan sonra gelecek İmamları inkar edecekler ve diğer Şiiler de bu sapık inançlarına davet edecekler.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 5, s. 447)
    _________________
     
    74- Hz. Mehdi (a.s)’dan Haber

    Ebu Besir diyor:
    İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Peygamberlerde görülen gaybet olayı aynen bizim Kâim’imizde de görülecektir.”
    Arzettim ki: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Sizin Kâim’iniz kimdir?”
    Buyurdu: “Ebu Besir! O, oğlum Musa’nın beşinci göbekten oğludur. O, cariyeler hatunu bir hanımın çocuğudur. Bir gaybete çekilecek ki, batıl ehli O’nun varlığından şüpheye düşecekler. Daha sonra Allah (c.c) O’nu zahir ederek yeryüzünün doğu ve batısını O’nun eliyle fethedecek, İsa b. Meryem (yeryüzüne) inecek, O’na iktida ederek arkasında namaz kılacak, yeryüzü sahibinin nuruyla aydınlanacak, yeryüzünde Allah’tan gayrisine ibadet edilen bir yer kalmayacak ve din tamamen müşrikler istemese de Allah’a ait olacak.”

    (Kemal’ud-Din, c. 1, s. 345, h. 31)

     
    FirstName :
    LastName :
    E-Mail :
     
    OpinionText :
    AvrRate :
    %0
    CountRate :
    0
    Rating :
     
     

    Address: The Al-ul-Mortaza Religious Communication Center, Opposite of Holy Shrine, Qom, IRAN
    Phone:+98251-7730490 - 7744327 , Fax: +98251-7741170
    E-Mail: info@shahroudi.net