پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
Saturday 19 October 2019 - السبت 18 صفر 1441 - شنبه 27 7 1398
 
 
 
  • MEVEDDET (SEVGİ) AYETİ   
  • 2010.05.31 21:38:21  
  • CountVisit : 1001   
  • Sendtofriend
  •  
  •  
  • "De ki sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim ancak yakınlarıma sevgidir ve kim güzel ve iyi iş yaparsa onun güzelim mükafatını artırırız; şüphe yok ki Allah, bağışlayandır, iyiliğe mükafatla karşılık verendir." (Şura/23)
    İmamiyye (Caferi) mezhebinde ittifak ve icma edilmiştir ki ayetteki "Kurba"[1] (yakınlar)dan maksad Emir-el Mü'minin, Hz. Fatime ve evlatlarıdır. Ayetteki iyilikten maksad ise onları sevmek ve onlara muhabbet beslemektir. Ayetteki "gafur ve şekur" ise Allah'ın onları seven kimseleri bağışladığı ve de onları takdir ettiği manasınadır.
    Bu, şia mezhebinin kesin inançlarından biridir. Bu hususta masum imamlardan bir çok mütevatir ve sahih hadis nakledilmiştir.
    Ama burda şii olmayan tariklerden nakledilen rivayetlerden bazısını örnek olarak zikretmek istiyoruz:
    Ehl-i sünnet büyüklerinden Ahmed b. Hanbel, Taberani, Hakim-i Nişaburi ve İbn-i Ebi Hatem, İbn-i Abbas'tan bir rivayet naklediyor ki mezkur ayet nazil olduğunda Peygambere (s.a.a) sevgisi bizlere vacib olan akrabanız kimlerdir?" diye sorulunca Resulullah (s.a.a) şöyle cevab verdi: "Ali, Fatime ve evlatları."[2] Aynısına İbn-i Hacer de Sevaik-ul Muhrika kitabında tasrih etmiştir.[3]
    Zamehşeri de "Keşşaf" adlı tefsirinde bu hadisi mürsel olarak zikretmiş ve hadisin muteber olduğunu ispatlamak için diğer bir takım rivayetleri de delil olarak getirmiştir:
    1- Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "İnsanların beni çekememesinden Resulullah'a (s.a.a) şikayette bulundum. Resulullah (s.a.a) şöyle byurdu: acaba sen cennete ilk önce girecek olan dört kişiden biri olmayı istemez misin? Bu dört kişi ben, sen, Hasan ve Hüseyin'dir.
    2- Peygamber şöyle buyurdu: Ehl-i beytime zulüm edenler ve itretime eziyet etmekle bana eziyet eden kimseye cennet haram kılınmıştır."
    3- Resulullah şöyle buyurmuştur:
    "Her kim ölür de kalbinde Ehl-i beytimin sevgi ve muhabbeti olursa şehid olarak dünyadan göçmüştür. Her kim Muhammed'in Ehl-i Beyt'inin sevgisi ile ölürse günahları bağışlanmış olarak ölmüştür. Ehl-i Beytimin sevgisi ile ölen kimse dünyadan tevbe etmiş olarak göçmüştür. Her kim Muhammed'in Ehl-i Beytinin sevgisi ile ölürse imanı kamilleşenbir mümin olaak ölmüştür. Her kim Ehl-i Beytimin sevgisi ile ölürse Azrail ve sonra da Nekir ile Münker onu cennetle müjdelerler. Her kim Ehl-i Beytin sevgisi ile ölürse gelinin damadın evine uğurlanması gibi o da cennete uğurlanır. Her kim Ehl-i Beyt'in sevgisi ile ölürse kabirde onun için cennete iki kapı açılır. Her kim Ehl-i Beyt'in sevgisi ile ölürse Allah onun kabrini rahmet meleklerinin ziyaretgâhı haline getirir. Her kim Al-i Muhammed'in sevgisiyle ölürse peygamberin sünnetine ve hak cemaatın yoluna uyarak ölmüştür. Her kim de Ehl-i Beyt'in düşmanı olarak ölürse kafir olarak dünyadan göçmüştür. Her kim Ehl-i Beyt'e düşmanlık ettiği halde ölürse kıyamette mahşere geldiğinde alnına şöyle yazılacaktır: "Bu şahıs Allah'ın rahmetinden mahrumdur."[4]

    Bu İmtiyazın Sebebi Nedir?

    Muhterem okuyucunun da bildiği gibi bu büyük aileye mezkur makam ve mevkinin Allah tarafından ihsan edilmesinin sebedi onların yeryüzündeki halifeleri ve Allah'ın velileri, kamil hüccetleri, Peygamber'den sonra vahyin eminleri, insanlara emretme ve sakındırmada Allah'ın elçileri mesabesinde olmaları dolayısıyladır.
    Bu yüzden her kim onları severse Allah'ı sevmiş ve her kim de onlara düşmanlık ederse hakikatte Allah'a düşmanlık etmiş sayılır.
    İşte bu yüzden şair Ferezdak da onlar hakkında şöyle demiştir:
    Ehl-i Beyt öyle kimselerdir ki
    Sevgileri din, düşmanlıkları küfürdür.
    Yakınlıkları kurtarıcı ve koruyucu.
    Takva sahipleri sayılınca Ehl-i Beyt
    onların imamlarıdır.
    Yeryüzünün en hayırlısı kimdir diye sorulsa
    Ehl-i Beyt'tir diye cevap verilir.
    Mecme-ül Beyan'ın da değindiği gibi Hakim'in, Ebi Emame-i Bahili'den naklettiği bir rivayette Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Allah, peygamberleri muhtelif şecerelerden yaratmıştır. (Her birini bir şecereden) ama beni ve ali'yi bir şecere ve ağaçtan yaratmıştır. Ben o ağacın kökleri mesabesindeyim. Ali ise o ağacın gövdesi. Fatime ise o ağacın meyve vermesine bir vesiledir. Hasan ve Hüseyin de bu ağacın meyveleridir. Bize tabi olanlar da bu ağacın yapraklarıdır. Bu ağacın dallarındanbirine tutunan kurtuluşa erer. Onu terkeden ve ondan uzaklaşan kimse de helak olur. Birisi tam üçbin yıl Allah'a ibaret dahi etse riyazet ve ibaret sebebiyle su kırbası gibi kupkuru da olsa bizim aileyi sevmediği müddetçe Allah onu yüzü üstü ateşe atacaktır." Resulullah (s.a.a) daha sonra da meveddet ayetini tilavet buyurdu.
    Ebi Şeyh ve diğerleri de (Sevaik ve diğerleri) Hz. Ali'nin şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: Şura suresinde bizim hakkımızda bir ayet nazil oldu ki bu ayet gereğince, bizi yalnız mümin sever." Daha sonra da meveddet ayetini tilavet buyurdu.
    Şair mumeyt de bu hususta şöyle diyor:
    "Şura suresinde sizin hakkınızda
    Nazil olan bir ayet bulduk
    ki takiyye edenler ve
    etmeyenler onu tevil ettiler."
    Hakeza Bezzaz ve Taberani de (Sevaik ve diğer kitaplarda olduğu gibi) çeşitli yollarla İmam Hasan'ın (a.s) bir hutbesinin zımnında şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: "Ben Allah'ın sevgi ve dostulğunu müminlere vacip kıldığı ailenin bir ferdiyim. Meveddet ayetindeki iyilikten maksad da biz Ehl-i Beyt'in sevgi ve muhabbetidir."
    Taberani de (Sevaik ve diğer kitaplarda olduğu gibi) İmam Zeyn-ül Abidin'den (a.s) şöyle naklediyor: İmam'ı diğer eserlerle birlikte Dimeşk'e getirdikleri zaman Şam halkının zalimlerinden biri İmam'a şöyle dedi: "Sizleri öldüren Allah'a şükürler olsun." İmam Zeynelabidin ona şöyle cevap verdi: "Acaba şu ayeti "De ki sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim ancak yakınlarıma sevgidir ve kim güzel ve iyi iş yaparsa onun güzelim mükafatını artırırız; şüphe yok ki, Allah, bağışlayandır, iyiliğe mükafatla karşılık verendir." (Şura/23) Okumadın mı?" O şahıs, "Okumuşum, siz Peygamber'in yakınları mısınız?" diye sordu. İmam da, "Evet" diye cevap verdi.[5]
    Ahmed b. Hanbel de İbn-i Abbas'tan naklediyor ki ayetteki "iyilik"ten maksad Ehl-i Beyt'in muhabbet ve velayetidir. (Bunu Sevaik ve başkaları da nakletmiştir.)
    İbn-i Ebi Hatem de mezkur ayetin tefsirinde İbn-i Abbas ve Ebi Hamza-i Somali'den şöyle nakletmektedir: Hicretten sonra İslam'ın temeli sağlamlaştığında Ensar kendi aralarında şöyle dediler: "Peygamberin huzuruna varıp diyelim ki: Siz bazı zorluklarla karşılaşmışsınız bu yüzden mallarımız sizin hizmetinizdedir. Nerede kullanmak isterseniz kullanın." Peygamberin huzuruna çıkıp aldıkları kararı açıkladılar, mezkur ayet nazil oldu. Resulullah (s.a.a) ayeti onlara tilavet ettikten sonra şöyle dedi: "Benden sonra akrabalarımısevin ve onlara muhabbet ediniz."
    Onlar Resulullah'ın eminlerini can-ı gönülden kabul etmiş bir halde onun huzurundan ayrıldılar. Ama münafıklar, "Muhammed Allah'a iftirada bulunuyor ve bizlere akraba ve yakınlarını tavsiye ediyor. O, bu işiyle bizleri kendinden sonra da kendi akrabaları karşısında hor ve hakir kılmak istiyor.
    Daha sonra da ayetin devamı nazil oldu: Yoksa onlar: "Allah'a karşı yalan düzüp uydurdu" mu diyorlar?"
    Sa'lebi ve Bağevi de bu rivayeti İbn-i Abbas'tan aynı şekilde nakletmişlerdir.[6]

    Hasedin Yakıcı Alevleri

    Allah-u Teala hasedin kökünü kurutsun. Gerçekten de hased sonunda insanın kıyamette cehennem ateşinde yanmasına sebep oluyor.
    Bak bu dargörüşlü ve hasud insanlar nasıl da Allah'ın dininden saptılar ve (Allah'ın evliyası olan Ehl-i Beyt'e hased etmelerinden dolayı) Allah'ın sadık ve emin peygamberinin sözlerini inkar ettiler.
    Öyle ki Allah'u Teala da onların bu nifakını zahir kılmak için ayet nazil ediyor ki müslümanlar gece-gündüz, onlar hakkındaki ayetleri Kur'an'da okusun ve durumlarından ibret alsınlar.
    Evet, haset ve nifak ehlinin eliyle ekilen bu topum, kudret sahibi oldukları zaman daha çabuk yeşermeye ve gelişmeye başladı.

    Ocakları Söndüren Büyük Bela

    Ama ne yazık ki Müslümanların çoğu bundan gafil idiler. Hakikat onlara gizli kaldı. Bu yüzden de büyük bir şüpheye ve belaya duçar oldular. Belaya duçar olmalarının sebebi, Müslümanların çoğunun ise Sadr-ı İslam'da herkese güvenmeleri ve Resulullah'ın tüm sahabelerinin adil ve güvenilir kimseler olduğunu sanmaları idi.
    Halbuki Kur'an'da ve sünnette sadr-ı İslam'daki bazı münafık sahabelerin akıbetlerinin kötü olduğu ve onların Peygamber'in ayelyine düzenledikleri komplolar açıkça beyan edilmiştir.
    Bu büyük bela hiç kimsenin Sadr-ı İslam'da yaşayanların biyografisini inceleye ve onlar hakkında araştırma yapmaya hakkı olmadığı görüşünün uydurulmasıyla şiddet buldu. Zira salt Peygamber'in zamanında yaşadığı ve huzurunda bulunduğu için onları eleştirmeye ve biyografilerinin ele alınmasına asla izin verilmiyordu.
    Bunlar salt Peygamber'in huzurunda bulunmanın itimad, doğruluk ve kutsiyet için bir ölçü olduğuna inanıyorlardı. Halbuki İslam'ın birçok gizli düşmanları ve münafıkları da Peygamber'in huzurunda idiler ve Resulullah'ın (s.a.a) düzenlediği tüm ders ve toplantılara katılıyorlardı.
    Evet, bazıları bu yanlış düşüncelerin sebebiyle (ne yazık ki günümüzdü de birçok insan bu yanlışlığa düşmüştür) kendilerini birçok hakikatları görmekten mahrum etmişler böylece birçok gerçekler kendilerine meçhul ve gizli kalmıştır. Dolayısıyla da ister-istemez farkında olmadan münafıkların yolunu tutmuş, onlara tabi olmuşlardır.
    İşte bu hesap üzere ayet-i şerifenin tefsiri hakkında ihtilafa düştüler. Halbuki hakikat gün gibi aşikar idi. Üstelik birçok sahih rivayetler de ayetin Ehl-i Beyt hakkında nazil olduğuna delalet etmektedir.
    Muhaliflerin görüşlerini dört maddede beyan etmeye çalışacağız:
    1- Bazıları diyorlar ki bu ayet Mekke müşrikleri hakkındadık. Yani Allah'u Teaala Peygamberine, müşriklere şöyle demesini emretmektedir: "Ben sizlerden yakınları sevmek dışında hiçbir ücret istemiyorum." Yani, beni sizinle akraba olduğum için sevin ve akrabalık vazifesini yerine getirin." Ama bu görüşün arağıdaki deliller ile batıl ve boş bir iddiadan ibaret olduğu ortaya çıkıyor.
    a- Bu ayet Medine'de nazil olmuştur. Medine nerede ve Mekke müşrikleri nerede?
    Nitekim Bagevi ve Sa'lebi'nin tefsir kitabından bu ayetin Medeni olduğunu söyledik; başka müfessirlerden de nakledeceğiz.
    b- Ayetin nüzul sebeninin Ensar'dan bazı kimselerin mallarını peygambere takdim etmeleri veya Beni Haşim'e fahr satmaları neticesinde olduğunu önceden de söylemiştik. Binaenaleyh hitab onlaradır, Mekke müşriklerine değil.
    c- Aslında bu hususta müşriklere hitap etmenin hiçbir manası yoktur. Zira hikmet sahibi olan Allah'ın risaletinin ücretini risaleti inkar eden ve başkalarının da inkar ve tekzib etmesi için çalışan kimselerden istemesi yersiz ve çirkin bir şeydir. Belki ücret, mümin ve iman sahibi olan ve de inanç ve imanı en büyük bir nimet sayan kimselerden beklenir.
    d- Bu görüş, zikredilen ayetin Ali, Fatıma ve evlatlarının sevgisi hakkında nazil olduğuna delalet eden sarih naslara da muhaliftir.
    e- Bu, İkrime'nin görüşüdür. Bazı Ehl-i Beyt düşmanları ile Beni Ümeyye'nin büyüttüğü kimseler de ona tabi olmuşlardır. Elbette bunların özellikle de bu husustaki görüşleri kabul edilemez. Nitekim İkrime'nin biyografisini daha önceden de okudunuz. İkrime Ehl-i Beyt'in düşmanlarından, haricilerin ileri gelenlerinden ve muhaddislerin yalancılarından sayılan bir kimsedir.

    Büyük Bir Yanlışlık

    En büyük yanlışlıklardan biri de bazılarının bu boş ve temelsiz görüşü İbn-i Abbas'a nisbet vermesidir. Onlar bu nisbeti verirken Buhari'nin kendi sahihinde naklettiği bir rivayete istinad ediyorlar. Halbuki bu rivayetin ravilerinden biri Muhammed b. Bişar ve diğerleri de Muhammed b. Cafer'dir. Bu iki ravi, hem şia amilleri ve hem de Yahya b. Muir ve Fellas gibi bazı Ehl-i Sünnet alimleri tarafından güvenilmeyen ve de itibar derecesinden düşürülmüş kimselerdir.
    Gerçekten de nasıl olur da bu görüşü İbn-i Abas'a nisbet veriyorlar. Halbuki İbn-i Abbas'tan naklletiğimiz birçok hadisler ayetteki yakınların Ali, Fatıma ve evlatları olduğunu söylüyor ve iyiliğin de onların sevgi ve muhabbeti olduğunu beyan ediyordu.
    2. GÖRÜŞ: Bazıları da demişlerdik ayetin manası şudur: De ki ben buna karşı salih ameller ile Allar'a yakın olmayı sevmenizden başka hiç bir ücret istemiyorum."
    3. GÖRÜŞ: Bazıları da demişlerdir ki ayetin manası herkesin kendi akrabalarını sevmesidir.
    Ama muhterem okuyucu bu iki görüşün de boş ve batıl bir şey olduğuna teveccüh etmektedir sanırız. Bu görüş sahipleri Allah'ın kullarını sapıtmaktan başka bir gaye taşımamaktadırlar. Kalplerde şüphe yaratmak için bu temelsiz görüşleri yaymaya çalışıyorlar.
    Bu görüşün batıl olduğunu ispatlayan en iyi delil ise şudur: Bu gösteriş ve boş çırpınmaların onca sarih nas ve apaçık deliller karşısında hiçbir ilmi ve istidlali değeri yoktur.
    4. GÖRÜŞ: Bazıları da demişlerdir ki mezku ayet neshedilmiştir. Bu mensuh ayetin nasihi ise Sebe' suresinin şu ayetidir: "De ki sizden bir ücret istemişsem o sizin lehinizedir." (Sebe'/47)
    Gerçekten de bu görüşlerin en zayıfı ve batıl sözlerin en şaşırtıcısı bu görüştür. Zira yakınları sevmek, başka bir anlam vesilse bile İslam inancında kıyamete kadar devam edecek olan şeylerdendir. Dolayısıyla da meveddet ayetinin nesholunduğu asla doğru değildir.
    Üstelik bu iki ayetin arasında hiç bir çelişki de sözkonusu değildir. Dolayısıyla da birini nasih diğerini de mensuh kabul etmek zorunda değiliz. Zira Şura suresindeki ayetin manası şudur: "Ben, buna karşı yakınlıkta sevgi dışında hiçbir ücret istemiyorum." Sebe' suresindeki ayetin manası ise şudur: "Ben, risalet ücreti olaak dünya malından hiçbir şey istemiyorum. Şura suresinde risalet ücreti olarak sizden istediğim Ehl-i Beyt'imin sevgisi de sizin lehinize ve yaranızadır. (Aslında bu ayet o ayeti beyan eder bir konumdadır.)
    Zira Ehl-i Beyt'im Allah'ın sizlerin yanında kamil hüccetleridir; Allah'ın insanlara ihsan ettiği büyük nimetlerdir; onların vücudu yeryüzünde insanların emniyet içinde yaşamasına sebep olmaktadır. Bunlar İslam ümmetinin kurtuluş gemileridir. Bunlar semavi kitap olan Kur'an'ın dengidirler. O halde onları sevmek tüm müslümanlar için gerekli ve zaruri bir şeydir. Zira bunun faydası da neticede bizzat insanların kendisine ulaşmaktadır.
    Binaenaleyh iyice dikkat edilecek ve iki ayet bir arada mütalaa edilecek olursa ikinci ayetin birinci ayeti te'kid ve teyid eder bir mahiyette olduğu anlaşılır. (Dolayısıyla da birini nâsih, diğerini de mensuh kabul etme zarureti ordana kalkar.)

    İki Yersiz Eleştiri

    Şimdi de Arapça belagat ve edebiyatına vakıf olmayan bazı kimselerin sözkonusu ettiği iki itirazı ele alacağız.
    1. İTİRAZ: Eğer ayetin maksadı Ehl-i Beyt'in muhabbet ve dostluğu ise niçin "illel meveddete fil kurba" yerine "İllel meveddetel kurba" veya "illel meveddete lilkurba" buyurmamıştır? (İstilahen niçin "fi" harfiyle ifade edilmiş ve izafe veya "lam" harfiyle ifade edilmemiştir?)
    Söylemek gerekir ki hem bu itiraz ve hem de sonradan zikredeceğimiz itiraz Arapçayı fazla bilmeyen kimseler tarafından sözkonusu edilmiştir. Belagat ilmine ve Arapça edebiyata vakıf olanalr bu itirazda bulunmazlar.
    Zira bu ve benzeri yerlerde kullanılan "fi" edatı, "izafe" veya "lam" edatından daha fazla mübalağa ifade etmektedir.[7]
    Burada kullanılan "fi" edatı muhabbetin mahal ve yerini beyan etmektedir. Yani bu sevgi ve muhabbetin sadece peygamberin akrabaları hakkında olması gerektiğini belirtmektedir.
    Belagat ilminin büyük alimleri de bu konuyu tasrih etmişlerdir.[8] Mesela Zemahşeri Keşşaf adlı tefsirinde ayetteki yakınlardan maksadın Ehl-i Beyt olduğunu beyan etikten sonra şöyle demektedir:
    "Eğer birisi niçin Allah-u Teala mezkur cümleyi "izafe" veya "lam" edatıyla ifade etmemiştir diye soracak olursa şöyle cevap veririz: Mezkur cümlede kullanılan "fi"edatı, sevgi ve muhabbetin mahallini ve karar alması gereken yeri beyan etmektedir. Mesela: "Li fi al-ı fulan meveddetun ve li fihim heva ve hubbun şedidun."
    "Ben de falanın âline karşı bir sevgi ve onlara karşı şiddetli bir muhabbet var."
    Bu cümleden maksat onları sevmek ve onların muhabbetin mahalli olmasını beyan etmektir. "fi" edatının sahip olduğu başka bir itmiyaz da (ki "lam" edatı bu imtiyaza sahip değildir) şudur: İstilahen "lam" edatı kullanılmış olsaydı "meveddet" kelimesine taalluk ederdi. Ama "fi" edatı "meveddet" keliseni taalluk etmemektedir. Neticede ayetin manası şöyledir:
    "Peygamber yakınları hakkında sabit olan ve yerleşen bir sevgiyi istemektedir."
    Bunlar Zemahşeri'nin değerli sözleriydi. Gerçekten de o bir çok sırlardan haberdar idi ki, belagat onlarla kendi yüceliklerine varmış ve icaz onlarla kamil olmuştur.
    2. İTİRAZ: Bu ayet Şura suresindedir. Şura suresi ise Mekke'de nazil olmuştur. Hasan ve Hüseyin (a.s) ise Medine'de dünyaya gelmişlerdir. O halde ayetin onlara da şamil olduğunu söyleyemeyiz.
    Cevap olarak şöyle deriz: Bu ayğet kendinden sonraki üç ayet ile birlikte bu hususta Ehl-i Beyt'ten nakledilen birçok rivayetlerde yer oldığı gibi kesinlikle Medine'de nazil olmuştur.
    Mecme-ul Beyan'ın sahibi de Kutade ve İbn-i Abbas'tan bunu nakletmektedir. Nitekim daha önce de bu husuta Ebu Hamza-i Somali'den ve Bağavi ile Ba'lebi'nin tefsirlerinden aynı şeyi nakletmiştik.
    Vahidi de "Esbab-un Nüzul" adlı kitabından İbn-i Abbas'tna nakletmektedir ki: "Resulullah Medine'ye geldiklerinde bir takım iktisadi ve hukuki sorunlarla karşı karşıya kaldı. Dünya malından da elinde bir şeyi yoktu. ensar bu husuta kendi aralarında istişare ettiler ve şöyle dediler: Allah-u Teala bu büyük şahsiyetle sizleri hidayet etmiştir. Ve o sizin kızkardeşinizin çocuğudur. Şu anda onun danya malından hiçbir şeyi yok ve bir çeşit zorluklarla karşılaşmıştır. Gelin de sizlere zarar vurmayacak bir miktarda kendi mallarınızdan toplayarak, ona götürün ve böylece zorluklarla karşılaştığında yardımcısı olsun. Böyle yaptılar ve daha sonra da topladıkları malları Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna getirdiler ve şöyle arzettiler: "Ey Allah'ın Resulü, sen bizim kızkardeşimizin evladısın ve Allah-u Teala senin elinle bizleri hidayet eyledi. Senin karşılaştığın bazı sorunların vardır ki onları gidermekte de elinde bir servetin yoktur. Bu yüzden sorunlarını gidermen için kendi varlıklarımızdan bir miktarını toplayıp sana getirmeyi kararlaştırdık. İşte onlar bunlardır." Bu rivayet Keşşaf ve diğer muteber tefsirler ile nüzul sebepleri hakkında telif olmuş olan birçk kitaplarda da yer almıştır.
    Keşşaf ve diğer tefsirlerde bu ayetin nüzul sebebi hakkında şöyle bir rivayet de yer almıştır. "Ensar Beni Haşim'in bazısına karşı büyüklük taslıyor iftihar ediyordu. Resulullah bu yüzden onları kınadı. Onlar da diz çökerek "öyleyse biz tüm mallarımızı Allah ve Resulüne takdim etmek istiyoruz" dediler. daha sonra mezkur ayet nazil oldu. Peygamber de onlara ayeti tilavet buyurdu. Acaba bütün bu rivayetler mezkur ayetin Medine'de nazil olduğuna ve de muhatabının Ensar olduğunu tasrih etmiyor mu?
    Ama sure Mekke'de nazil olmuştur, diyenlere gelince: Bir surenin bir bölümü Medine'de diğer bölümü ise Mekke'de nazil olmuş olabilir. Bunun hiçbir aykırılığı yoktur. Zira Kur'an'ın mevcut tertibiyle nazil olmadığı hususunda İslam alimleri ittifak etmişlerdir.[9]
    Üstelik mezkur ayetin Mekke'de nazil olduğunu ispatlasak dahi yine de ayetin Hz. Hasan ve Hüseyin'e (a.s) doğumlarından önce şamil olmasının hiçbir sakıncası ve aykırılığı yoktur. Zira ayette geçen sevginin vacip kılınması için Resulullah'ın (s.a.a) yakınlarının dünyaya gelmiş olmaları asla gerekmemektedir. Sevgi ve muhabbet vücubu ayetin nazil olduğu sıralarda mevcut olan kimselere münhasır değildir. Belki önceden değindiğimiz gibi maksad, muhabbetin Resulullah'ın yakınlarında sabit olması ve onların bu sevgiye mahal olmasıdır.
    O halde meveddet ayeti de, tıpkı vasiyet ayeti gibidir. Çocuklarınız konusunda Allah erkeğe iki kızın hissesi kadar tavsiye eder." (Nisa/11) Hiçbir müslüman vasiyetin mevcut evlatlara münhasır olduğunu söylememiştir. Hatta vaziyet zamanında çocuk henüz dünyaya gelmemiş bile olsa bu ilahi hüküm ve mukaddes kanun ona da şamildir.
    Acaba bu ayet ile önceki ayet arasında herhangi bir farklılık var mıdır?
    O halde Peygamber'in (s.a.a) "Ayet, Ali, Fatıma ve evlatları hakkında nazil olmuştur" diye buyurması, ya ayetin nazil olmasından ve de Hasan ve Hüseyin'in doğumundan sonra vaki olmuştur ya da onların doğmundan önce vaki olmuş ve dolayısıyla da peygamberin nübüvvetine delil sayılacak gaybi haberlerinden sayılmaktadır.
    Peygamber'in gaybi haberleri vermesi şayılacak bir hadise değildir. Peygamber birçok yerlerde gaybi haberler vermiştir. Kendisinden sonra oniki halifenin (imamın) geleceğini, Cemel olayını, Aişe'nin serüvenleri, (Haveb) köpekleri olayını, zalim grubun (Muaviye ordusu) çıkışı ve Ammar'ı öldüreceklerini sonra okun yaydın çıkıı misali dinden çıkacak olan marikin, nakisin (ahdi bozanlar), kasitin (adaletten sapanlar) ve Peygamber hayattayken ona karşı olan kinlerini gizleyen grupları, Ali'ye (a.s) kapşı yapılacak olan düşmanlık ve adaveti, en kötü bir yaratığın (İbn-i Mülcem) eliyle başının yarılıp sakalının kanla boyanacağını ve böylece şehid olacağını, Fatıma-i Zehra'nın başına gelecek olanları, Peygamber'den sonra kendisine katılacak olan ilk kimsenin Hz. Fatıma (a.s) olduğunu, İmam Hasan'ın acı dolu geleceği ve zehirleneceğini Hz. Hüseyin'in dayanılmaz müsibetleri ve İmam'ın Ehl-i Beytinin esir edilip şehirleri gezdirilmesi ve Kerbela'daki içler acısı durumunu Peygamber'den sonra işbaşına geçecek ve İmam'ın makamını işgal edecek olan zalim idarecileri, Beni Ümeyye ve Beni Mervan eliyle vuku bulacak olan şer ve fesadın boyutlarını, onların hükümet müddetinin bir ay olduğunu Beni Abbas'ın işbaşına geçmesi Necd fitnesi ve Karn-uş Şeytan'ın çıkışı... Bu ve bunlaar benzer binlerce gaybi haberi Peygamber Allah'ın izniyle ve nübüvvet ferasetiyle görmüş ve haber vermiştir. Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra da bütün bu gaybi haberleri ümmeti apaçık güneş gibi tahakkuk ettiğini görmüşler.

    Allah'ın İlmi Herşeyi İhate Etmiştir

    Allah'ın sınırsız ve sonsuz ilmi her şeyi ihate etmiştir. Dolayısıyla o sınızsız ve sonsuz ilmin sahibi Allah-u Teala, Ali ve Fatıma'dan (a.s) günün birinde Hasan ve Hüseyin gibi çocukların vücuda geleceğini de biliyordu. Allah-u Teala gelecekte vuku bulacak bu olayı Peygamberine de haber vermiş ve onların sevgi ve muhabbetinin vacip olduğunu beyan etmiştir. Zira bu iki nurlu cevherin, Allah indinde çok büyük bir değeri ve ulaşılmaz yüce bir makamı vardır.
    Nitekim Allah-u Teala Peygamber-i Hatem'in geleceğini ve o hazretin azametini Hz. adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa gibi önceki peygamberlere de haber vermiştir. Ve onlar da peygamberimizin nübüvvetine iman etmişlerdir.
    İlginç olan da şudur ki bazıları bunca örnek hakikatları görmesin rağmen yine de şek ve şüphe etmektedirler.
    Ama bu hususta farzen şek edilse dahi bu iki zatın peygamberin Ehl-i Beyt'inden olduğu hususunda asla şek edilemez. Yani Resulullah'ın "Kur'an'ın dengi" olarak beyan ettiği ve Kevser havuzuna kadar asla Kur'an'dan ayrılmayacağını haber verdiği Ehl-i Beyt'inden oldukları hakkında şüphe edilemez. Kur'an ve Ehl-i Beyt Kevser havuzunun başında Resulullah'a kavuşuncaya dek asla birbirinden ayrılmayacaklardır. Ehl-i Beyt Peygamberin tavsiye ettiği iki değerli şeyden biridir. Onlara sarılanlar asla sapıklığa düşmezler.
    Ayetteki yakınlardan maksadın Peygamber'in Ehl-i Beytiolduğu hususunda birçok mütevatirrivayetler vardır. Bunu Ehl-i Sünnet'in büyük alimleri de kabul etmiş ve açıkça tasrih etmişlerdir.[10] Örnek olarak onlardan bazılarının bu hususta söylemiş olduğu sözleri naklediyoruz.
    Ehl-i Sünnet imamlarından biri olan Muhammed b. İdris-i Şafii (r.a) Ehl-i Beyt hakkında şu şiiri inşad etmiştir:
    "Ey Resulullah'ın Ehl-i Beyti, sizin sevginiz,
    Allah'ın nazil ettiği Kur'an'da farz kılınmıştır.
    Size azamet olarak şu yeter ki
    Size salavat göndermeyenin namazı kabul değil."[11]
    İbn-i Arabi de şöyle diyor:
    "Ehl-i Beyt'i sevmeyi vacip biliyorum,
    hakikatten uzak kimselere rağmen,
    Bana Allah indinde yakınlık verdi.
    Resul hidayeti için ücret istemedi.
    Ve tebliği için,
    yakınlarını sevmekten başka."
    Nebehani de şöyle diyor:
    "Ey Al-i Taha, ey en iyi Peygamberin Al-i,
    Ceddiniz seçkin, sizler de seçkinlersiniz.
    Allah sizdenpisliği gidermiştir ezelden beri,
    Sizler tahir kimselersiniz
    Ceddiniz dini için ücret istemedi,
    Yakınlarına sevgi dışında,
    Ve budur zaten ücretlerin en güzeli."
    Ehl-i Sünnein büyükleri dahi bu hakikati itiraf ettiğine göre bir avuç inatçı insanların hakikatı tahrife kalkışmasının hiçbir önem ve değeri yoktur. Nitekim Nebehani de "eş-Şeref-ul Müebbed" adlı kitabında bunlardan bazısının adını zikretmekte ve şöyle demektedir: H. 1290 yılında Konstantiniye'de çok cahil bazı kimseler ortaya çıktı ki Peygamberin Ehl-i Beytine kin kusmakla bataklığa battılar.
    Cahillikleri yüzünden vahiy mektebinin öğrencileri, vahyin iniş yeri ve hikmet kaynağı olan risalet hanedanının makam ve derecesi hakkandaki rivayetleri "zahiri irade edilmemiştir. Bunlardan maksad başka şeylerdir" diye tevil ediyorlar.
    İlginç olanı da şu ik rivayetlerde yaptıkları bunca yersiz tevillere rağmenyine de peygamberin Ehl-i Beytinin dostlarının olduğunu idia ediyorlar. Onlar bu amelleriyle artık asla Ehl-i Beytin dostu olamayacaklarını bilemiyorlar. Bunlar ıssız çölde başıboş geziyorlar."
    Buraya kadar Nebehani'nin Ehl-i Beytin düşmanları ve onlara uyanlar hakkında yaptığı eleştirileri naklettik. Onun diğer sözlerini de okumak isteyenler onun kitabına müracaat etmelidirler.
    Nebehani mezku kitabının üçüncü bölümünde şöyle diyor:
    "Öyle bazı kimseler vardı ki onlara Ehl-i Beytin Kur'an'daki veya İslam peygamberi ile alimlerini salih ve evliyadan olan kimselerin dilinden nakledilen menkıbe ve faziletlerinden bahsedilince rengi değişiyor ve rahatsız olduğu yüzünden okunuyordu. Onlar hal lisanıyla söylenen vasıfların Ehl-i Beytin hakkında olmamasını arzuluyorlar, sonra da bir takım boş ve yersiz şeyler söylemeye başlıyorlardı. Bir takım yalan ve uydurma hadisler naklediyorlardı. Onlar bu amelleriyle Allah'ın nurunu söndürebileceklerini mi sanıyorlar?!
    "Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır." (*) (*) (Saf/7)
    Nebehani'nin sözünü aynen naklettik.
    (Evet hakikat, düşmanı ve insaflıyı konuşturur) Allah'tan kendim ve bütün müslümanlar için tevfik ve hidayet diliyorum.
    O'dur Erham-ür Rahimin.
    _________________
    Dipnotlar:
    [1]- "Kurba" kelimesi "zülfa" ve "buşra" kelimeleri gibi masdardır ve "yakınlık" manasınadır. Buradaki "istisna" ise "istisna-i muttasıl"dır. Dolayısıyla da manası şöyledir:
    Sizlerden "yakınlarıma sevgi dışında hiçbir ücret istemiyorum."
    Buna şöyle bir basit örnek verebiliriz: Ali'den başka bütün arkadaşlarım ziyaretime geldi.
    Bu istisnanın istisna-i munkati olması da mümkündür. O zaman da manası şöyle olr: Ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Velakin yakınlarımı sevmenizi istiyorum. Velhasıl hangisi olursa olsun Muhammed'in (s.a.a) ehl-i beyt'ini sevmek tüm müslümanlara farz olur.
    [2]- Hakeza İbn-i Munzir, İbn-i Murdeveyh (Nebehani'nin "Erbain" kitabında naklettiği üzere), Mukrizi (Nebehani'nin Şeref-ul Müebbed kitabında naklettiği üzere) Begavi ve Sa'lebi (kendi tefsirlerinde) Celaluddin-i Suyuti (Nebehani'nin Şeref-ul Muebbed kitabnıd naklettiği üzere) Dürr-ul Mensur'da, Hafız Ebu Naim "Hilyet-ül Evliya'da Hamaveyni-i Şafii "Feraid" adlı kitabında ve diğer müfessir ve muhaddisler bu hadisi İbn-i Abbas'tan nakletmişler.
    [3]- Sevaik-ul Muhrika / İbn-i Hacer 11. Bab 1. Fasıl 14. ayetin tefsirinde.
    [4]- Bu ve benzeri hadislerde Al-i Muhammed (Ehl-i Beyt imamlarına şamildir. Zira Ehl-i Beyt imamları peygamberin (s.a.a) halifeleri, vasileri, ilim ve hikmet varisleri ve velileridir.
    Bunlar peygamberin bıraktığı değerli emanet ve Kur'an'ın eşidirler. Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) buyurduğu gibi bu ikisi (Kur'an ve Ehl-i Beyt) birbirinden asla ayrılmazlar. O ikisine sarılanlar sapıklığa düşmezler. Onların birisinden bile yüz çeviren de hidayet bulamaz.
    Açıktır ki burada Al-i Muhammed'den maksad peygamber-i Ekrem'in tüm evlatlarının tek tek fertleri değildir. Zira bu yüce makam Allah'ın evliyasından başkasına yakışmaz. Yani onların geneline hükmedilmiştir; fert ferdine değil.
    Evet Ehl-i Beyt'in pensinin ve özellikle de evlatlarının sevgisi (zira onlar ile nisbetleri vardır) vaciptir. Onların sevmek insanın Allah'a yakın olmasına ve peygamberin (s.a.a) şefaatına mazhar olmasına sebep olur.
    [5]- Bu rivayeti Nebehani Şeref-ul Müebbed kitabının "3. Maksad"ında "Suda" ve "Ebu Deylem"den nakletmiştir.
    [6]- Sevaik-ul Muhrika'dan naklen
    [7]- Nebehani'nin Şeref-ul Müebbed kitabından naklen.
    [8]- Bilindiği gibi Kur'an'ın sonundaki ayetlerin çoğu Mekki evveli ise Medeni'dir. Eğer tertip üzere nazil olsaydı böyle bir tertip olmazdı. Mesela Alak suresi Kur'an'ın evvelinde Beraat suresi ise sonunda yer alması gerekirdi. Nasıl ki bunu Buhari Süleyman b. Haib ve o da Şu'be'den ve hakeza Müslüm Bendas'dan o da, Gander ve o da Şu'bu'den nakletmiştir. En son ayet "Bakara 281. ayeti" veya Nisa suresinin son ayeti veya "Tevbe 128" ayeti olmalıydı. İlim ehli kimseler ve onların kitablarına müracaat edenler de bunu tasdik etmektedirler.
    [9]- Daha fazla bilgi için Mecme-ul Beyan, Taberi, Razi ve Keşşaf tefsirlerinde surelerin evveline müracaat ediniz. Hakeza İrşad-us Sari fi Şerhi Sahih-il Buhari (Tefsir kitabı: Maide, Araf, Ra'd, İsra, Kehf, Meryem, Hacc, Şuara, Kasas, Rum, Lokman, Seba, Zümer, Zuhruf, Duhan, er-Rahman ve Mücadele surelerinin evveli) ve hakeza bu hususta yazılmış diğer kitaplara müracaat ediniz. Bunca incelemeden sonra sormak gerekir: Sırf bu surenin Mekki olduğu hasebiyle böyle istidlalde bulunan ve bunca sahih hadislerden yüz çeviren kimselerin delili nedir?"
    [10]- Nitekim büyük alimlerden çoğu da bunu tasrih etmişlerdir. Örneğin İmam Ebu Bekr b. Şihabuddin Reşfet-üs Sâdi kitabında bunu açık bir şekilde tasrih etmiştir.
    [11]- Bu şiirlerin ilk iki beyitini İmam Şafii'ye nisbet vermişlerdir. (İbn-i Hacer Sevaik kitabında, Nebehani Şeref-ul Müebbed'de) Halk arasında da bu ikik beyit oldukça meşhurdur ve dillere düşmüştür. Son iki beyti ise "Sevaik" kitabının yazarı ve diğerleri, İbn-i Arabi'ye nisbet vermişlerdir.

     
    FirstName :
    LastName :
    E-Mail :
     
    OpinionText :
    AvrRate :
    %0
    CountRate :
    0
    Rating :
     
     

    Address: The Al-ul-Mortaza Religious Communication Center, Opposite of Holy Shrine, Qom, IRAN
    Phone:+98251-7730490 - 7744327 , Fax: +98251-7741170
    E-Mail: info@shahroudi.net