پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
Monday 19 August 2019 - الإثنين 16 ذو الحجة 1440 - دوشنبه 28 5 1398
 
 
 
  • Şimdi Başka Bir Hatayı Ele Alalım   
  • 2010.05.31 21:36:10  
  • CountVisit : 62   
  • Sendtofriend
  •  
  •  
  • Bazıları da demiştir ki ayetteki Ehl-i Beyt'ten maksad kendisine sadaka almanın haram olduğu kimselerdir. Bunlar ise Ben-i Haşim'den olan herkese şamildir. Delil olarak da Sahih-i Müslim'de Hz. Ali'nin (a.s) faziletleri babında Zeyd b. Erkam'dan nakledilen bir rivayeti göstermektedirler.
    "Zeyd b. Erkam'a Peygamber'in Ehl-i Beyt'inden maksadın kimler olduğu sorulunca o şöyle dedi:
    "Ehl-i Beyt'ten maksad peygamber'in eşleri değildir. Zira kadın ve erkek birbiriyle evleniyor ve bir müddet sonra da kadın boşanınca valideyninin veya kabilesinin yanına dönüyor. O halde Ehl-i Beyt'ten maksad Peygamber'in eşleri olamaz. Belki Peygamber'in Ehl-i Beyt'i kendisine sadaka verilmesi haram olan kimselerdir.
    Ama bu istidlal iki açıdan batıl ve yanlışktır:
    1- Eğer Sahih-i Müslim'e müracaat eder ve bu rivayete bakacak olursanız bu olayın mezkur ayetin tefsiri ile hiçbir ilgisinin olmadığı anlaşılır. Belki Zeyd b. Erkam'dan sorulan soru Resulullah'ın "Ben sizlere iki değerli şey bırakıyorum. Bunlara sarıldığımız müddetçe asla sapmazsanız. Bunlar Allah'ın kitabı ve benim Ehl-i Beyt'imdir,[18] hadisi ile ilgilidir. Hakikatte ona bu hadisteki Ehl-i Beyt'ten maksadın kimler olduğu sorulmuştur. O da nakledildiği şekilde cevap vermiştir.
    (Elbette söylemek gerekir ki bu hadisteki Ehl-i Beyt'ten maksad da tüm tahir imamlardır. Nitekim Resulullah Ehl-i Beyt'ini Kur'an-ı Mecid ile bir arada zikretmiştir. Dolayısıyla da maksad Ehl-i Beyt'in fertleri değildir. Belki genel olarak onların tümünü kapsamaktadır. Zeyd de hadisteki Ehl-i Beyt'ten maksadın onların bir bir ferdleri olduğunu zannetmiş ve de bu esas üzere cevap vermiştir.)
    O halde Zeyd b. Erkam genel olarak ayetin tefsinine işaret etmemiştir. Zira ondan ayetin tefsiri sorulmadığı için ayetin tefsirini beyan etmemiştir. Elbete ki ondan ayetin tefsirini soracak olsalardı doğru şekilde cevap verir ve beş mukaddes zatın adını zikrederdi. Nasıl ki ebu Saidi-l Hudri, Mücahid, Kutâde ve diğerleri söylemişlerdir. Bu hususta Peygamber'in açık beyatlarına asla muhalefet etmezdi.
    O halde Zeyd'in dediği şeylerin bizim meselemizle hiçbir ilgisi yoktur ve bu rivayet ile istidlalde bulunmak doğru değildir.
    2- Farzen birisi "Zeyd'in beyanı ayeti kerimenin tefsiri hakkındadır" diyecek olsa da ona şöyle cevab veririz:
    "Bu tefsir, kendi reyine göre yapılan bir tefsirdir ve istidlal açısından hiçbir değeri yoktur. Zira tefsirler Peygamber'e müstenet olmadığı müddetçe hiçbir itibara sahip değildir. O halde nasıl olur da Zeyd'in bu tefsiri (ki reyine göre yapılan bir tefsirdir) apaçık deliller ile sahih nas ve mütevatir hadisler ile boy ölçüşür.
    Ama ne yazık ki biz insafsız bir cemaatle karşı karşıyayız. (Bunlar taassubdan uzak bir gözle hakikati göremiyor ve inadı bırakıp hakikatleri tasdik edemiyorlar.)
    İnna lillah ve İnna ileyhi râciun.

    Fahr-u Razi'nin İlginç Sözü
    Razi'nin de bu hususta ilginç bir sözü vardır. Razi, bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: "Ehli Beyt hakkında ihtilaf vardır. Bu hususta çeşitli ve farklı görüşler mevcuttur. Ama en iyisi Bikai'nin görüşüdür. Bikai'ye görü Ehl-i Beyt'ten maksad Resulullah ile birlikte olan herkestir. Yani Resulullah'ın yanında bulunan tüm kadın ve erkekler ve hakeza Resulullah'ın eşleri cariyeleri ve genel olarak Peygamber'in tüm akrabaları Ehl-i Beyt'i sayılmaktadır."
    Fahr-u Razi bu akideyi tercih etmektedir. Bu hususta Bikai'yi takip etmiştir. Elbette demek gerekir ki o bu ameliyle Peygamber'in sünnetini de gözardı etmiş olmaktadır. Gerçekten de ilginç bir şeydir!
    "Size olsun zahiremiz; peygamber, yakınları
    ve onların grubu beniz zahiremdir
    zahire aradığımız gün
    Fatımîlerin dosluğunu Allah'a yakınlık
    için vesile kıldım
    yaşadığım müddetçe."

    Acaba Ehl-i Beyt'ten Maksad Beş Mukaddes Zat İle Peygamber'in Eşleri Midir?

    Bazıları da ayetteki Ehl-i Beyt'ten maksadın hem beş mukaddes zat ve hem de Peygamber'in (s.a.a) eşleri olduğunu ileri sürmüşler ve istilahen ayetin siyakı ile rivayetlerini arasını bulmak istemişlerdir. Ama bu görüş de şu deliller ile batıldır:
    1- önceden siyat delilini iptal ettik ve apaçık delillerle siyakın bu meseleye dedil olamayacağını belirttik.
    2- Peygamber'in Ümmü Seleme'nin cübbenin içine girmesine engel olması Peygamber'in eşlerinin Ehl-i Beyt'ten olmadığının en açık ve kesin delilidir.
    3- Eğer Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'ten (a.s) başkasını da kasdetmiş olsaydı şöyle buyurması gerekirdi: "Allah'ım bunlar benim Ehl-i Beyt'imdendir." (Yani tab'iz için olan "min"lafzını kullanırdı. O zaman da ayetin manası şöyle olurdu:
    "Allah'ım bunlar benim Ehl-i Beyt'imin bir parçasıdır. Ama Resulullah beylu buyurmadı. Belki Ehl-i Beyt'in bu dört kişiden ibaret olduğunu belirterek "Allah'ım benim Ehl-i Beyt'im bunlardır" diye buyurdu.
    İbn-i Hacer'in de "Sevaik" adlı kitapta naklettiği rivayete göreyse Resulullah (s.a.a) mezkur hadisin akabinde şöyle byurmuştur:
    "Benim Ehl-i Beyt'imle savaşanlar ile savaşır, onlarla dost olanlarla dost olur ve onlarla düşman olanlarla da düşman olurum."
    Ahmed b. Hanbel de Mesned'in de bu babda mezkur hadisi şöyle naklediyor: "Ümmü Seleme diyor ki: Günün birinde peygamber benim odamda idi. Hizmetçi, Ali ve Fatıma'nın evin kapısında durduğunu bildirdi. Resulullah bana şöyle buyurdu: "Benim için Ehl-i Beyt'imden uzaklaş." Ben de peygamberin bu emrine itaat ettim. Bu esnada Ali ve Fatıma girdiler. Henüz çocuk olan Hasan ve Hüseyin de onlarla birlikteydi. Peygamber o iki aziz çocuğu kucağına aldı ve (sevgi dolu) bağrına bastı. Onları öptü. Sonra da bir elini Ali'nin ve bir elini de Fatıma'nın boynuna attı. Onları öpüyordu. Sonunda siyah renkli bir parçayı onların üstüne attı ve hep birlikte bu parçanın altına girdiler. Sonra da Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Allah'ım Beni ve Ehl-i Beyt'imi rahmetine garket ve bizi azap ateşinden koru."[19]
    Şimdi hükmetmeyi siz değerli okuyuculara bırakıyorum. Peygamber'in Ehl-i Beyt'ini Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'den (a.s) ibaret bildiğine iyice dikkat etmelisiniz.
    Resulullah bu zatları hep birlikte bir parçanın altına topladı ve onlar hakkında hayır duada bulundu. Resulullah'ın bu işinin heva ve heves üzere olduğunu iddia edebilir miyiz?
    Resulullah, "Bu ayet Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma hakkında nazil olmuştur" derken yersiz mi demiştir? Allah'a sığınırım! Veya sabah namazında Ali ve Fatıma'nın kapısında durup "Ey Ehl-i Beyt namaz vaktidir. Allah sizleri tüm günahlardan temizlemek ve sizleri tertemiz kılmak istemektedir" derken heva ve heves üzere mi konuşmaktadır? Allah'a sığınırız.
    Acaba Peygamber Ümmü Seleme'ye "Benim için, kalk ve Ehl-i Beyt'imden ayrıl" derken hezeyan mı söylemişti. Allah korusun. allah'a andolsun ki doğru değildir. Peygamber bu gibi şeylerden beridir. Zira Allah-u Teala O'nun hakkında şöyle diyor:
    "Arkadaşınız, gerçekten ne saptı, ne ayrıldı. Ve kendi dileğiyle söz de söylemedi. Sözü, ancak vahyedilen şeyden ibaret." (Neml/2-4)
    Bu hususta İmam Ebi Bekir b. Şihabu-d Din, Raşfetu-s Sadi kitabında güzel bir şiir söylemiştir.
    "Peygamber'in sözünden başka her şeyi bırakmalı
    Güneş doğunca yıldızlar kaybolmalı."
    Şimdi De İki Nükteye Teveccüh Ediniz

    Birinci nükte şudur: Ayeti Şerife beş mukaddes zatın ismet ve masumiyetine de delalet etmektedir. Zira Keşşaf ve benzerlerinin de dediği gibi ayetteki "rics"den maksad günahtır. Ayetin evvelinde de hasr editı (innema) mevcuttur.
    O halde ayetin mazmunu şöyledir: Yani Allah-u Teala sadece sizleri günahlardan temizlemeyi ve tertemiz kılmayı irade etmiştir."
    Zaten ismet ve masumiyetin hakikatı da bundan başka bir şekilde tasavvur edilemez.[20]
    İkinci nükte: Mezkur ayet dolaylı olarak Ali b. Ebi Talib'in imamet ve hilafetine de delalet etmektedir. Zira O hazret hilafet iddiasında bulundu. Hasan, Hüseyin ve Fatıma da Hz. Ali'nin, Peygamber'in hak halifesi ve naibi olduğunu iddia ettiler.
    Öte yandan bu mesele de yakinen bilinmektedir ki bu zatlar asla yalancı değillerdir. Zira, yalan da rics'ten (günahtan) sayılmaktadır. Halbuki Allah-u Teala onları tüm günahlaran tertemiz kılmıştır.
    O halde ayet-i şerife, Hz. Ali'nin Resulullah'ın aralıksız halifesi ve hak naibi olduğunun delillerinden biridir.
    _________________
    Dipnotlar:
    [1]- İmam BAğavi, İbn-i Hazin ve müfessirlerden çoğu bu meseleyi Ebu Said-i Hudri ile tabiinden olan Mücahid, Kutade vb. kimselerden nakletmiştir. (Eş Şeref-ul Müebbed liali Muhammed/Yusuf b. İsmail-i Nebhani'nin eseri.) Daha fazla bilgi için imam Ebi Ebi Bekr Şihabuddin Alevi (r.a.)'nın Reşfet-us Sadi kitabına bakınız.
    [2]- Şeref-ul Müebbed kitabından naklen
    [3]- İbn-i Cerir ve Taberani muhtelif senetlerle bu haberi nakletmektedir. İbn-i HAcer de "Sevaik" adlı kitabında ve Nebehani de "Şeref-ul Müebbed" adlı kitabında (sf. 7) bu rivayetleri nakletmişlerdir.
    [4]- İmam Ahmed b. Hanbel de (Sevaik-u Muhrika'nın nakli üzere) Ebu Said-i Hudri'den nakletmektedir ki bu ayet beş kişinin yani Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin hakkında nazil olmuştur.
    Bu hadisi diğer birçok muhaddis ve müfessirlerde nakletmiştir. Vahidi, Esbab-un Nüzul'da Ebu Said'den ve İmam Sa'lebi de kendi tefsirinde nakletmiştir.
    [5]- Ahmed b. Hanbel kendi "Müsned"inde (6. cüz 323 sayfa) Ümmü Seleme'den nakletmektedir ki Peygamber, Fatıma'ya (a.s.) "Eşin Ali ile çocukların Hasan ve Hüseyin'i yanıma getir." diye buyurdu. Fatıma'da (a.s) onları alıp Peygamber'in huzuruna getirdi. Sonra da hepsinin üzerine Fedeki cübbesini örttü. Daha sonra Peygamber mübarek ellerini onların üzerin koyarak şöyle buyurdu: "Allah'ım, bunlar Muhammed'in (s.a.a) Ehl-i Beyt'idir. Rahmet ve bereketin Muhammed'e (s.a.a.) ve Ehl-i Beyt'ine olsun. Şüphesiz ki sen hamid ve mecidsin."
    Ümmü Seleme diyor ki: "Ben cübbeyi elimle kenara iterek altına girmek istedim. Ama Peygamber elimi iterek "Sen hayır üzeresin" diye buyurdu.
    Bu hadisi Ebu İshak-ı Sa'lebi tefsirinde ve diğer muhaddis ve müfessirlerde kendi kitaplarında senediyle zikretmişlerdir.
    İmam Ahmed b. Hanbel Müsned'inde (c. b sf. 292) Ümmü Seleme'den nakletmektedir ki: "Peygamber O'nun evindeydi. Fatıma içinde muhallebi pişirdiği taştan bir kapla geldi. Peygamber, O'na şöyle buyurdu:
    "Eşini ve çocuklarını çağır."
    Ümmü Seleme diyor ki: "Hepsi geldiler ve yatağının üzerinde oturmuş olan Peygamber'in yanına oturdular. O'nunla birlikte yemeğe koyuldular. Bir sekinin üzerine oturmuş, hayber malı bir cübbeyi de altına sermişti. Ben de odamda namaz kılıyordum. Sonra, Tathir Ayeti nazil oldu. Peygamber cübbenin fazlalığını alarak onların üstüne örttü ve sonra ellerini göğe doğru açarak şöyle buyurdu: "Allah'ım bunlar benim Ehl-i Beyt'imdur. Onlardan pisliği gider, onları tertemiz kıl."
    Ben başımı odaya uzatarak, "Ya Resulullah, ben de sizlerden miyim?" dedim. Peygamber:
    "Sen hayır üzeresin, Sen hayır üzeresin" diye buyurdu.
    Bu hadisi İmam Vahidi, Eshabun Nüzul kitabında, Tathir Ayeti'nin altında, sf. 267'de; İbn-i Cerir-i Taberi'de El Kebir tefsirinde, İbn-i Münzer, İbn-i Ebi Hatem, İbn-i Murdeveyh ve Taberani ve diğerleri de kendi kitaplarında nakletmişlerdir.
    Tirmizi, Hakim rivayeti sahih bilmeleriyle birlikte, İbn-i Ebi Cerir, İbn-ul Muner, İbn-iMürdeveyh ve Beyhaki de Sünen kitaplarında farklı senetlerle Ümmü Seleme'den nakletmişlerdir ki:
    "Bu ayet bizim evde nazil oldu. Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyn de orada idiler. Peygamber sonra cübbesini onların üzerine örterek şöyle buyurdu: "Allah'ım, bunlar benim Ehl-i Beytim'dir. Onlardan pisliği gider ve onları tertemiz kıl."
    Müslim de kendi sahihinde Ali'nin (a.s) faziletleri babında Amr b. Sa'd b. Ebi Vakkas'tan nakletmektedir ki: Muaviye, Sa'd'a şöyle dedi:
    "Niçin sen Ali'ye sövmüyorsun?"
    Sa'd şöyle cevap verdi: "Ben Peygamber'in Ali (a.s.) hakkında buyurduğu üç sözünü unutamadığım sürece Ali'ye sövmeyeceğim. Bu sözlerden birinin dahi benim hakkımda söylenmiş olmasını, dünyanın en iyi nimetlerine sahip olmaktan daha çok severdim.
    Ali'ye kendisiyle birlikte savaşa götürmediği ve de "Ya Resulullah, beni kadın ve çocuklarla mı bırakıyorsun?" dediği bir zamanda Peygamber'in O'na şöyle buyurduğunu duydum:
    "Sen Harun'un Musa'ya olan konumuna sahip olmak istemez misin? Sadece benden sonra artık Peygamber gelmeyecektir."
    Hayber gününde de Peygamber'in şöyle buyurduğunu işittim:
    "Yarın sancağı Allah ve Resulü'nü seven, Allah ve Resulü'nün de kendisini sevdiği birine vereceğim." Sonra da Peygamber'in yanına vardık. Peygamber şöyle buyurdu:
    "Ali'yi yanıma çağırın. O'nu gözü ağrıdığı bir halde Peygamber'in huzuruna getirdiler. Peygamber mübarek tükürüğünü O'nun gözüne sürdü ve sancağı O'na teslim etti. Allah da O'nun eliyle zafer nasib etti. Mübahale ayeti nazil olunca da Peygamber Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i yanına cağırdı ve "Allah'ım bunlar benim Ehl-i Beytim'dir" diye buyurdu.
    Hakeza Müslim kendi sahih'inde (Ehl-i Beytim faziletleri babı, c.2, sf. 331) Aişe'den nakletmiştir ki:
    "Peygamber bir sabah üzerinde yünden bir siyah bir cübbe olduğu bir halde dışarı çıktı. Hasan O'nun yanına vardı. O'nu cübbesinin altına aldı, sonra da Hüseyin geldi, O'nu da cübbesinin altına aldı. Daha sonra Fatıma geldi, O'nu da cübbesinin altına aldı. Sonra da Ali geldi ve O'nu da cübbesinin altına aldı ve sonra da Tathir ayetini tilavet buyurdular."
    Bu hadisi Ahmed b. Hanbel, Müsned kitabında (Aişe'nin hadisleri) ve İbn-i Cerir, İbn-i Ebi Hatem, Hakim, "El-Cem' beyn-es' sahiheyn" kitabının sahibi ve "El-cem' beynes Sihah-is Sitte" kitabının sahibe de kendi kitaplarında nakletmişlerdir. Daha fazla bilgi için İmam Ebi Bekr b. Şehabuddin Alevi'nin "Reşfet-üs Sadi" kitabına müracaat ediniz. Bu kadar naklettiğimiz rivayetler de basiret sahibleri için yeterlidir sanırız.
    [6]- Geçen hadiste Ümmü Seleme'den nakledilen hadisler de buna delalet etmektedir.
    [7]- Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde (4.cüz sf. 107) Vaile b. Eska'dan naklettiği rivayet de buna delalet etmektedir. "Fatıma'nın (a.s.) yanına vardım ve O'na Ali'nin (a.s.) nerede olduğun sordum. "Resulullah'ın yanına gitti." dedi.
    Ben O'nu beklemeye koyuldum. Aniden Peygamber teşrif buyurdu. Ali, Hasan, Hüseyin de O'nunla birlikte idiler. Peygamber ve Ali, herbiri Hasan ve Hüseyin'den birinin elini tutmuştu. Peygamber, Ali ve Fatıma'yı yanına çağırdı. Hasan ve Hüseyin'i dizlerine oturttu. Elbisesini onların üzerine örttü ve şöyle dua etti: "Allah'ım bunlar benim Ehl-i Beytimdir. Onlardan pisliği gider ve onları tertemiz kıl."
    Bu hadisi ibn-i Cerir tefsirinde İbn-i munzer, İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Ebi Hatem, Taberani ve Beyhaki da Sünen kitaplarında, Hakimi-i Nişaburi (sahih hadis olduğunu vurgulayarak) ve diğer muhaddis ve hadis hafızları da Vaile'den nakletmişlerdir.
    Nebehani de Şeref-ül Müebbed adlı kitabında (sf. 7) şöyle diyor:
    Muhtelif tarihlerle nakledilmiştir ki, Peygamber taşrif buyurdu. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin de O'nunla birlikte idiler. Her birisi birinin elinden tutmuş oldukları bir halde içeriye girdiler. Ali ve Fatıma'yı yanına çağırdı. Hasan ve Hüseyin'i dizlerine oturttu. Sonra da üzerlerine cübbesini örttü ve sonra da tathir ayetini tilavet buyurdular.
    Ümmü Seleme dedi ki:
    "Cübbeyi kenara iterek içine girmek istedim. Ama Peygamber elimi kenara itti. Ben "Ya Resulullah, ben de sizinleyim' dedim. Hazret "Sen Peygamber'in hanımlarındansın ve hayır üzeresin." buyurdular."
    [8]- İmam Ahmed b. Hanbel Müsned'inde (c.3, s. 259). Enes b. Malik'ten naklediyor ki: "Peygamber altı ay boyunca sabah namazı için mescide gidince Fatıma'nın (a.s.) evine uğruyor ve şöyle buyuruyordu.
    "Namaz ! Ey Ehl-i Beyt! Allah siz Ehl-i Beyt'ten pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor."
    Hakim de bu hadisi hakletmiş ve sahih bilmiştir. Tirmizi de bu hadisi hasen kabul etmiştir. İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Cerir, İbn-i Munzer, İbn-i Murdeveyh, Taberani ve diğerleri de Enes'ten nakletmişlerdir. Reşfet-üs Sadi (Ebi Bekr Şehabaddin-i Alevi) kitabına bakınız.
    [9]- Şeref-ul Müebbed, sf. 8.
    [10]- Öyle ki bir çok kimse bunu hakletmiştir. Vahidi Eshab-un Nüzul kitabında ve İbn-i HAcer de "Sevaik" kitabında bunu rivayet etmiştir.
    [11]- Kadı Cuâbi (Kitab-ul Mevâli) İkrime'den söz edince şöyle diyor:
    "İkrime haricilerden haruriye fırkasının görüşünü benimsemiş ve Fas'a giderek orada da bu fırkanın görüşlerini yaymaya çalışıyordu." Yakut da Muce'inde Ebi Ali-i Ahvâzi'den naklen İkrime'nin Şerh-i halinde şöyle diyor:
    "İkrime Haricilerin görüşünü beğenen ve de müzikten hoş;lanan biriydi."
    Denildiği üzere O efendisi İbn-i Abbas'a yalan yere bir takım nisbetlerde bulunuyordu.
    [12]- Zehebi "Misan'ul İ'tidal" kitabındaki bu sözünü Abdullah b. Haris'ten nakletmiştir. Yakut da Mu'cem'inde Abdullah b. Haris'ten naklen, İkrime'nin şerh-i halinin beyanında şöyle diyor:
    Ali b. Abdullah b. Abbas'ın yanına vardım. Kölesi olan İkrime'yi tuvaletin kapısına bağlamıştı. Ben "Niçin kölene böyle davranıyorsun?" dedim. "Bu alçak adam babama yalan nisbetlerde bulunuyor" dedi.
    Yakut, İkrime'nin şerh-i halinin sonlarında Yezid b. Zenad'dan naklen şöyle diyor:
    "Ali b. Abdullah b. Mesud'un yanına vardım. İkrime'yi tuvaletin kapısına bağlamış idi. Ben "Bunu niçin böyle yaptın?" dedim.
    "Babama yalan nisbetlerde bulunuyor" dedi.
    Bu iki rivayete bakılırsa O bazen İbn-i Abbas'a ve bazen de İbn-i Mesud'a yalan nisbetlerde bulunmuştur. Oğulları da O'nu tazir etmişler (cezalandırmışlar).
    [13]- Süleyman b. Muabbed Senci şöyle diyor: İkrime ve şair olan "Kesir-ul İzze" bir günde öldüler. Halk Kesir'in cenaze namazını kıldı, ama İkrime'nin cenazesini öylece bıraktılar.
    Yakut da Mücem'de bu sözün benserini Reyyaşi, Esmaî, Nafî-i Medeni ve İbn-i Selam'dan naklediyor ki: "Halkın çoğu Kesir'in cenazesini teşyi etmeye gelmişlerdi."
    [14]- Mizan-ul İtidal / Mukatil'in Şerh-i Hali
    [15]- Mürcie fırkası Hicri ilk askın ortalarında ortaya çıkan bir gruptur. Sıffeyn savaşından sonra büyük günahlardan birine mürtekip olan müslümanın ebedi olarak cehennemde kalıp kalmyacağı bahsi ortaya çıktı. (Mürcie "Erteleyen" manasına olup irca kelimesinden türemiş ve de ismi (faildir) Büyük günah işleyenlerin ebedi cehennemde kalmyacağını söyler. O'nun işini Allah'a havale ederler. Bu hususta Tevbe Süresi'nin 106. ayetini de delil olarak gösterirler:
    "Diğer bir kısmı da, Allah'ın emri için ertelenmişlerdir. O bunları ya azaplandıracak veya tevbelerini kabul edecektir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
    Bu yüzden de onlara mürcie demişlerdir. Bu grup amelsiz imanı sadece bir söz olarak kabul etmektedir. Kelime-i Şehadeti amelden öne geçirmektedirler. Amelleri terkedenleri imanlarının kurtacağını ve insanın imanıyla günah ve küfrüyle de Allah'a itaat edemeyeceğini söylerler.
    [16]- Allah'ı mahlukata teşbih edenler. Allah hakkında tecessüm, hareket, intikal, cisimlere hulul etme vb. şeylere inanmaktadırlar. Şia'dan da bir grubun bu inançta olduğunu söylemişlerdir.
    Bu grup sekiz kola ayrılmıştır. Beraniye, Muğayyire, Hişamiye, Kerameyi, Kilabiye, Şeybaniye, Zuariye ve Mu'maniye. Bu aşırı mücessime ve müşebbihe fırkaları tüm müslümanlarca red edilmiş ve kabul görmemiştir.
    [17]- El-Fasi, 4. c. s. 205
    [18]- Burada Ehl-i Beyt'ten maksad 14 masumdur. Zira buna Ehl-i Beyt imamları da dahildir. Bunun delili de Kur'an'ın kenarında zikredilmiş olmalarıdır ki:
    "Batıl, ona önünden de, ardından da gleemez." (Fussilet, 42)
    "Ehl-i Beyt" ve "İtret"ten maksad bir tüm olarak onların hepsidir. Onlar fert fert irade edilmemiştir. Zeyd b. Erkam da bunu söylemek istemektedir.
    [19]- Mesned, 6. cüz, 296. sayfa
    [20]- Nebehani de "Şeref-ül Muebbed" adlı kitabının evvelinde bu ayeti zikretmiş ve sonra da bu hususta bazılarının görüşlerini nakletmiştir ki onlar da bu ayetin ismet ve masumiyete delalet ettiğini söylemiştir. Biz, şimdi de O'nun söylediği ibareleri aynen naklediyoruz."
    "Muhammed b. Cerir-i Taberi kendi tefsirinde şöyle demiştir: Allah bu ayette şöyle buyurmaktadır:
    "Ey Ehl-i Beyt, Allah sizlerdenher türlü kötülük, pislik ve günahı gidermek istemekte ve sizi Allah'a isyandan kaynaklanan tüm pisliklerden (günahlardan) tertemiz kılmayı irade etmektedir.
    Ebi Zeyd'den ayetteki "rics"ten maksadın şeytan olduğu nakledilmiştir.
    Said b. Kutade şöyle diyor: Ayetteki kimselerden maksad Ehl-i Beyt'tir ki Allah, onlardan tüm pislikleri gidermiş ve onları kendi özel rahmetine mazhar kılmıştır."
    İbn-i Atiyye şöyle diyor: "Rics günah, azab, necaset ve noksanlıklar hakkında kullanılmaktadır. Allah Ehl-i Beyti bütün bunlardan beri kılmıştır."
    İmam Nevevi de diyor ki: "Rics şek, azab ve günah anlamındadır."
    Ezheri de şöyle diyor:
    "Rics, her türlü pis şeye (amel olsun veya başka bir şey olsun) denmektedir. Hakeza Muhyiddin İbni Arabi de Futuhat'ın 29. babında "rics"in "utanç verici" şeyler olduğunu söylemiş ve şöyle beyan etmiştir.
    Peygamber, Allah'ın kendinden ve Ehl-i Beyt'ten her türlü pisliği giderdiğini hatırlatmıştır. Rics utanç verici şeylere şamil olmaktadır. Zira "rics" her türlü pislik manasını ifade eder "kazr" kelimesi ile eşanlamlıdır."
    Kâriler de böyle nakletmiştir...

     
  •  
  • shahroudi  
  • 2010.05.31  
  • % 100
  • that is so much great and useful for us 
     
    FirstName :
    LastName :
    E-Mail :
     
    OpinionText :
    AvrRate :
    %100
    CountRate :
    1
    Rating :
     
     

    Address: The Al-ul-Mortaza Religious Communication Center, Opposite of Holy Shrine, Qom, IRAN
    Phone:+98251-7730490 - 7744327 , Fax: +98251-7741170
    E-Mail: info@shahroudi.net