پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
Tuesday 11 December 2018 - الثلاثاء 02 ربيع الثاني 1440 - سه شنبه 20 9 1397
 
 
 
  • İBRETLİ ÖYKÜLER   
  • 2010.06.17 20:37:48  
  • CountVisit : 226   
  • Sendtofriend
  •  
  •  
  • 1- SEVGİNİN FAYDASI

    2- TORBALARLA OLUŞTURULAN DAĞ!

    3- EĞLENCE VE ŞENLİK MECLİSİ BOZULDU
    4- BEĞENİLMİŞ AKAİD (İNANÇ)

    5- İMAM HADİ (A.S) YIRTICI HAYVANLAR ARASINDA

    6- ZİNAKÂR BİR HIRİSTİYAN HAKKINDA İMAM HADİ (A.S)’IN FETVASI

    7- İMAM HADİ (A.S) FAKİRLERİN KERVANSARAYINDA

    8- İMAM HADİ (A.S)’IN EVİNE SALDIRI

    9- SIKINTI ANINDA ALLAH’IN NİMETLERİNİN HATIRLATILMASI

    10- YÜZÜK KAŞI!

    11- NETİCESİZ KALAN KOMPLO

    12- İLAHÎ PEYGAMBERLERİN MUCİZELERİ


    1- SEVGİNİN FAYDASI

    Bir şahıs, Yusuf bin Yakub’u Abbasi halifesi olan Mütevekkil’e ispiyonladı. Mütevekkil, onu cezalandırmak için ihzar etti.
    Yusuf: “Eğer Allah Teala beni sağ-salim evime geri çevirir ve Mütevekkil’den taraf bana bir zarar dokunmazsa İmam Ali Naki’ye yüz eşrefi (18 nohut ağırlığında altın) vereceğim” diye adakta bulundu.
    O sırada halife İmam (a.s)’ı Hicaz’dan Samerra’ya getirip kendi yanında tuttu. İmam (a.s) da geçim açısından sıkıntı içerisinde idi.
    Yusuf, Samerra’nın girişine yetişince kendi kendine şöyle dedi: “Mütevekkil’in yanına gitmeden önce yüz eşrefiyi İmam’a vermem daha iyi olur. Ama İmam’ın evini tanımıyorum, diğer taraftan da Mütevekkil onunla görüşmeyi yasaklamıştır, kimse onun evine gidemiyor. "Burada ne geziyorsun." diyebilirler.”
    Bu düşündeyken bineğimi serbest bırakmam ve böylece kimseden sormadan Allah’ın lütfuyla İbn’ur- Rıza’nın (İmam Hadi’nin) evine gitmem aklımdan geçti. Bineği serbest bıraktım, pazar ve sokaklardan geçip bir evin önünde durdu. Her ne yaptımsa hareket edip oradan geçmedi. Bir adama: “Bu ev kimin evidir?” diye sordum. "Rafiziler’in İmamı olan İbn’ur-Rıza’nın evidir." dedi!
    Bu hadiseyi, İbn’ur- Rıza’nın azametinin bir nişanesi olarak telakki ettim. Bu haldeyken evden bir zenci hizmetçi dışarı çıkıp: “Yusuf bin Yakub sen misin?” diye sordu. "Evet benim" dedim. Bineğinden in dedi. Ben de binekten indim, beni eve aldı.
    Ben kendi kendime: "Bu, İbn’ur- Rıza’nın hakkaniyetinin ikinci delilidir." dedim. Çünkü beni görmemişken tanıdı!
    Köle daha sonra: “Adadığın yüz eşrefiyi bana ver” dedi.
    Ben yine kendi kendime: "Bu da O Hazretin hakkaniyetinin üçüncü delili!" dedim. Parayı (eşrefileri) hizmetçiye verdim o da alıp gitti, biraz sonra gelerek beni evin içine götürdü. İçeriğe girince azametli bir şahsın yalnız başına oturmuş olduğunu gördüm. Bana hitaben: “Ey Yusuf! İslam’ı seçmen için yeterli miktarda delil görmedin mi?” dedi. Ben de: “Yeterli miktarda gördüm” dedim.
    İbn’ur- Rıza bu sözüm üzerine şöyle buyurdu: “Heyhat! Sen Müslüman olmayacaksın, ama senin oğlun İshak Müslüman ve Şii olacaktır. Ey Yusuf! Halk zannediyor ki, sizin bize karşı olan sevgi ve dostluğunuzun faydası yoktur. Allah’a ant olsun ki, onların zannettikleri gibi değildir. Kimin bize karşı sevgisi olursa, ister Müslüman olsun ister gayri Müslüman faydasını mutlaka görecektir. Huzurlu olarak Mütevekkil’in yanına git, hiç kaygı ve düşüncen olmasın. Sen bu şehre vardığında Allah Teala, seni buraya getirmek için bir meleği görevlendirdi; seni buraya getiren hayvan da ahirette cennete gidecektir.”

    (Bihar’ul-Envar,c. 50,s. 154)
    _________________
     
     
    2- TORBALARLA OLUŞTURULAN DAĞ!


    Abbasi halifesi olan Mütevekkil, askeri gücüne dayanarak muhaliflerini korkutmak istiyordu. Böyle bir düşünceye sahip olduğundan dolayı, bir ara, doksan bine ulaşan ordusunun fertlerine, at torbalarını kırmızı toprakla doldurup geniş bir çölde onları üst üstte dökmelerini emretti.
    Askerler, Mütevekkil’in emrini yerine getirdiklerinde üst üste dökülmüş yığınla topraklardan büyük bir dağ oluştu. Mütevekkil tepenin üzerine çıkıp İmam Hadi (a.s)’ı kendi yanına çağırarak: “Ordumu görmen için seni buraya çağırdım!” dedi. Üstelik Mütevekkil, ordusuna, savaş elbiselerini giyip silahla donanmalarını da emretmişti.
    Mütevekkil’in bu hareketten amacı, inkılâpçıları (hükümet aleyhine ayaklanmak isteyenleri), özellikle Mütevekkil’in aleyhine kıyam emri verebilecek güce sahip olan İmam Hadi (a.s)’ı tehdit etmekti.
    İmam Hadi (a.s) Mütevekkil’in bu hareketten amacının ne olduğunu bildiğinden dolayı ona şöyle buyurdu: “Acaba sen de benim ordumu görmek istiyor musun?”
    Mütevekkil: “Evet” dedi.
    İmam (a.s) bu esnada bir dua okudu! Aniden yerle gök ve doğuyla batı arası silahlı meleklerle dolmuş oldu. Mütevekkil bu durumu görünce düşüp bayıldı.

    (Bihar’ul-Envar, c. 50, s. 144)
    _________________
     
    3- EĞLENCE VE ŞENLİK MECLİSİ BOZULDU

    Mütevekkil (Abbasilerin vampir halifesi), halkın İmam Hadi (a.s)’a yönelmesinden rahatsız olup dehşete kapıldı. Fitne peşinde olan bazı müfsitler İmam Hasdi (a.s)’ın evinde, halifenin aleyhine kıyam etmeleri için bir takım silah, yazı ve eşyaların toplanmış olduğunu Mütevekkile haber vermişlerdi.
    Mütevekkil, haber vermeksizin Türklerden olan bir grup kimseleri, İmam Hadi (a.s)’ın evine gönderdi. Memurlar İmam (a.s)’ın evine saldırdılar. Evin her tarafını aradılarsa da bir şey bulamadılar. Arama işi bittikten sonra İmam (a.s)’ı takip ettiler; Hazreti, üzerine yünlü bir elbise atıp kapısı kapalı bir odada ibadet ve Kur’ân okumakla meşgul olduğu bir halde görünce hemen İmam’ı yakalayıp Mütevekkil’in yanına götürerek şöyle dediler: “Biz O’nun evinde bir şey bulamadık; Onun kıbleye doğru oturup Kur’ân okuduğunu gördük.”
    Abbasi halifesi Mütevekkil, eğlence meclisinin başında oturup şarap içmekle meşgul iken İmam (a.s) içeri girdi. İmam’ı görünce Hazretin heybet ve azameti onu sardı, elinde olmaksızın İmam’a saygı göstererek O’nu kendi kenarında oturttu, elinde bulunan şarap bardağını da Hazrete ikram etti.
    İmam (a.s): “Allah’a and olsun ki, kesinlikle benim et ve kanıma şarap karışmamıştır, beni bundan muaf et” dedi; o da artık ısrar etmedi.
    Mütevekkil daha sonra şöyle dedi: O halde bize bir şiir oku, şiir okumanla bizim meclisimizi şenlendir.
    İmam (a.s) cevaben: “Ben fazla şiir bilmiyorum” buyurdular.
    Halife: “Kurtuluş yolu yoktur, okumalısın” dedi.
    İmam (a.s) onun bu ısrarı üzerine şöyle bir şiir okudular:
    Onlar (Güçlü ve kan dökücü yöneticiler) dağların doruklarında sabahladılar; koruyordu onları güçlü kişiler, ama bir fayda etmedi.
    İzzetten sonra kendi kalelerinden aşağı indirildiler; karanlık ve dar çukurlara dolduruldular; indikleri yer ne de kötü idi!
    Defnedildikten sonra da birisi şöyle feryat etti: Nerede o taçlar ve ziynetler?
    Nerede o perde ve tüller arkasında saklanan yüzler?
    Kabir onlardan taraf fasih bir şekilde şöyle cevap verdi: O yüzlerin üzerinde kurtlar (haşereler) savaşıyor.
    Onlar bu dünyada uzun bir süre yiyip içtiler; ama bugün o yiyip içmeden sonra kendileri başkalarına yiyecek oldular.(1)
    İmam (a.s)’ın sözleri Mütevekkil’in sert kalbini öyle etkiledi ki, elinde olmaksızın ağladı; öyle ki, gözlerinin yaşı sakalını ıslattı. Mecliste bulunanlar da ağladılar. Mütevekkil daha sonra şarap bardağını yere çaldı; artık o eğlence meclisi bozulup başka bir havaya büründü. Mütevekkil dört bin dinar İmam a.s)’a takdim ederek saygıyla O’nu evine uğurladı.(2)
    _________________
    1 - A’yan’uş- Şia’da (c. 2, s. 38) şiirin devamı şöyle:
    Nice yıllar sarfettiler, binalar yükseltip meskenler kurabilmek için; ama sonunda evlerini de, ailelerini de bırakıp gittiler.
    Nice hazineler toplayıp mallar yığdılar; sonunda hepsini de düşmanlara dağıtıp göçtüler. (Müt.)
    2 - Bihar, c. 50, c. 211
    _________________
     
     
    4- BEĞENİLMİŞ AKAİD (İNANÇ)

    Hz. Abdulazim- i Haseni (r.a) şöyle diyor:
    Mevlam İmam Ali Naki el-Hadi (a.s)’ın huzuruna vardım. Gözü bana iliştiğinde şöyle buyurdular: “Hoş geldin ey Ebu’l- Kasım (Hz. Abdulazim’in künyesi)! Sen gerçekten bizim dostumuzsun.”
    Arzettim ki: “Ey Resulullah’ın oğlu! Kendi dinimi (inancımı) size sunmak istiyorum; eğer bu inancımı beğenmiş olursanız ölene dek o inanç üzere baki kalayım.”
    İmam (a.s): “Anlat bakalım” diye buyurdular.
    Arzettim ki: “Ben inanıyorum ki, Allah Tebarek ve Teala birdir, eşi ve benzeri yoktur; ibtal (nefy) ve teşbih (varlıklara benzetme) sınırından hariçtir; cisim, suret (şekil), âraz ve cevher değildir; aksine cisimleri mücessem eden, şekilleri şekillendiren, âraz ve cevherleri yaratan O’dur; her şeyin rabbi, maliki, karar kılanı ve yoktan var edeni yine O’dur. Şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.a) O’nun kulu, elçisi ve peygamberlerinin sonuncusudur; kıyamet gününe dek O’ndan sonra peygamber yoktur; O’nun şeriatı bütün (semavi) şeriatların sonuncusudur; O’nun şeriatından sonra bir şeriat yoktur.
    Yine inanıyorum ki, O’ndan sonra İmam, halife ve veliyyi emr olan Emir’ul-Muminin Ali bin Ebu Talib (a.s)’dır; sonra İmam Hasan (a.s)’dır; Sonra İmam Hüseyn (a.s)’dır; sonra Ali bin Hüseyn (a.s)’dır; sonra Muhammed bin Ali (a.s)’dır; sonra Cafer bin Muhammed (a.s)’dır; sonra Musa bin Cafer (a.s)’dır; sonra Ali bin Musa (a.s)’dır; sonra Muhammed bin Ali (a.s)’dır; sonra sizsiniz ey mevlam.”
    Bu esnada İmam (a.s) şöyle buyurdular: “Benden sonra oğlum Hasandır; O’ndan sonra gelecek İmam’a karşı halkın durumu nasıl olacaktır?”
    Abdulazim diyor, arzettim ki: “Ey mevlam! Halkın durumu nasıl olacaktır?”
    Buyurdular ki: “Oğlumdan sonra gelecek olan İmam görülmeyecektir; zuhur edip yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle doldurana dek O’nun özel ismini zikretmek câiz değildir.”
    Hz. Abdulazim diyor ki, sonra şöyle arzettim: “O’nun imametini de ikrar ederek diyorum ki; Onların dostu Allah’ın dostudur, O’nların düşmanı da Allah’ın düşmanıdır. Yine diyorum ki; Miraç haktır, kabirde soru-sual haktır, cennet haktır, cehennem haktır, sırat (köprüsü) haktır, mizan (terazi) haktır; kıyamet günü gelecektir, onun gelmesinde hiçbir şüphe yoktur; (o gün) Allah Teala kabirdekileri haşredecektir. Yine inanıyorum ki; velayetten sonra farz olan ameller namaz, zekât, oruç, hac, cihad, iyiliğe emretmek ve kötülükten sakındırmaktır.”
    Ali bin Muhammed (İmam Hadi -a.s-) buyurdular:
    “Ey Ebe’l- Kasım (Hz. Abdulazim’in künyesi)! Allah’a and olsun ki, Allah’ın kullarına beğendiği din işte budur; bu itikat üzere sabit kal; Allah Teala seni dünya ve ahirette güçlü ve değişmez söz ile sabit kılsın.”

    (Bihar, c. 3, s. 268; c. 36, s. 412; c. 69, s. 1)
    _________________
     
    Alevilik, Hz. Ali (a.s)'ın yolundan gitmektir.
     5- İMAM HADİ (A.S) YIRTICI HAYVANLAR ARASINDA

    Ebu Haşim-i Caferi şöyle diyor:
    Abbasi halifesi olan Mütevekkil zamanında, bir kadın ortaya çıkarak: “Ben Hz. Fatıma (a.s)’ın kızı Zeyneb’im” diyerek bir iddiada bulundu. (Bu entrikayla halktan para toplamaya çalışıyordu.)
    Onu Mütevekkil’in yanına getirdiklerinde, Mütevekkil ona: “Sen genç bir kızsın; oysa Resulullah (s.a.a)’in torunu olan Zeyneb (a.s)’ın zamanından yıllar geçmiştir” dedi.
    Genç kadın cevaben şöyle dedi: “Resulullah (s.a.a) elini başıma çekerek, her kırk yılda gençliğin bana dönmesi için dua etti. Ben şimdiye kadar kendimi halka göstermedim. Ama çok muhtaç olduğumdan dolayı halkın yanına giderek kendimi onlara tanıtmak zorunda kaldım.”
    Mütevekkil, Ebu Talip, Abbas ve Kureyş’in büyüklerini çağırarak kadının durumunu onlara anlattı. Onlardan bazıları bir rivayet naklederek: “Hz. Ali (a.s)’ın kızı Zeynep (a.s) filan tarihte dünyadan göçmüştür” dediler.
    Mütevekkil o kadına dönerek: “Bu rivayet hakkında sen ne diyorsun?” diye sordu.
    Kadın cevaben: “Bu rivayet yalan ve uydurmadır. Ben halktan saklanmıştım; kimse benim ölümüm veya hayatım hakkında herhangi bir şey bilmiyor” dedi.
    Mütevekkil, davet ettiği kimselere: “Bu rivayetten başka, bu kadının aleyhinde diğer bir deliliniz var mı?” diye sordu.
    Davet edilenler: “Hayır, bizim başka bir delilimiz yoktur” dediler.
    Mütevekkil: “Bu kadını, yeterli bir delil olmaksızın iddiasından vazgeçirmeye zorlamayacağım” dedi.
    Davet edilenler: “Öyleyse İbn’ur- Rıza’yı (İmam Hadi’yi) ihzar ediniz. Şayet onun yanında bizim delilimizden başka diğer bir delil olabilir” dediler.
    Onların bu önerisi üzerine Mütevekkil, İmam Hadi (a.s)’ı ihzar edip söz konusu kadının mezkur iddiasını İmam (a.s)’a bildirdi.
    İmam Hadi (a.s): “O kadın yalan söylemiştir; çünkü Hz. Zeynep (a.s) filan yıl, filan ay ve filan günde dünyadan göçmüştür” buyurdular.
    Mütevekkil: “Burada hazır bulunanlar da bunun gibi bir rivayet naklettiler. Ben, yeterli bir delil olmadıkça onu bu iddiadan vazgeçirmeye mecbur kılmayacağıma dair yemin etmişim” dedi.
    İmam Hadi (a.s): “Senin onu mecbur kılmana gerek yok. Onu ve ondan başkalarını sözlerinden vazgeçmeye mecbur kılacak delil ve hüccet vardır” buyurdular.
    Mütevekkil: “O delil ve hüccet nedir?” dedi.
    İmam Hadi (a.s): “Hz. Fatıma (a.s)’ın evlatlarının bedenleri yırtıcı hayvanlara haramdır; onları yemezler. Eğer o kadın iddiasında sadık ise, onu yırtıcı hayvanların önüne bırak. Eğer o Fatıma (a.s)’ın evlatlarından olursa, yırtıcı hayvanlar ona bir zarar dokundurmazlar” buyurdu.
    Mütevekkil o kadına: “Ne diyorsun?” diye sordu.
    Kadın: “O benim ölmemi istiyor. Burada İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s)’ın evlatlarından vardır. Onlardan istediğini atabilirsin” dedi.
    Ravi diyor ki: O kadın bu sözü söylediğinde Allah’a and olsun ki, birçoklarının rengi değişti. Ehl-i Beyt düşmanlarından bazıları da: “O başkasının atılmasını istiyor, neden kendisi yırtıcı hayvanların yanına gitmiyor?” dediler.
    Mütevekkil onların bu sözlerine meyillendi. Çünkü kendisi İmam Hadi (a.s)’ı herhangi bir teşebbüste bulunmaksızın ortadan kaldırmak istiyordu. Bundan dolayı şöyle dedi: “Ey Ebu’l- Hasan, yırtıcı hayvanların yanına gidecek olan neden siz olmayasınız?”
    İmam (a.s): “Bu sizin isteğinize bağlıdır. İstediğiniz takdirde giderim” buyurdu.
    Mutevekkil: “Öyleyse bu işi yap” dedi.
    İmam (a.s): “Yaparım” buyurdular.
    Derken İmam (a.s)’ın yırtıcı hayvanların yanına inmesi için bir merdiven getirdiler. Orada altı tane aslan bulunuyordu. İmam (a.s) hemen onların yanına indi. İçeri girip oturduğunda aslanlar ileri gelerek İmam (a.s)’ın önünde uzanıp başlarını ön ayaklarının üzerine bıraktılar. İmam (a.s) elini teker-teker hepsinin başına çekti. Onların başına el çektiğinde de eliyle bir kenara çekilmesine işaret ediyordu. Nihayet hepsi bir kenara çekilip İmam (a.s)’ın karşısında durdular.
    Bu esnada Mütevekkil’in veziri şöyle dedi:
    “Yaptığın bu iş doğru değildir, bu iş senin zararına tamam olur. O halde bu olay halk arasında yayılmadan önce hemen onu oradan dışarı çıkar.”
    İşte bundan dolayı Mütevekkil şöyle dedi: “Ey Ebu’l- Hasan, bizim kötü niyetimiz yoktu. Sadece dediğin söze yakinimizin artmasını istedik. Şimdi yukarı çıkmanı istiyorum.”
    İmam (a.s) kalkıp merdivene doğru hareket ettiğinde aslanlar İmam (a.s)’ın etrafını sarıp kendilerini İmam (a.s)’ın elbisesine sürüyorlardı. İmam (a.s) ayağını merdivenin ilk basamağına bıraktığında, onlara dönerek eliyle geri dönmelerini işaret eder etmez onların hepsi geri döndüler. İmam (a.s) yukarı çıktığında: “Kim Hz. Fatıma (a.s)’ın evlatlarından olduğunu zannediyorsa, aşağı inip benim oturduğum yerde otursun” buyurdular.
    Bu sırada Mütevekkil o kadına hitap ederek: “Şimdi senin sırandır, aslanların bulunduğu yere in” dedi.
    Bu esnada kadın ağlayıp yalvarmaya başladı. “Ben yalan söyledim; ben filan adamın kızıyım; fakirlik ve yoksulluktan dolayı böyle bir iddiada bulundum” dedi.
    Mütevekkil: “Onu yırtıcı hayvanların önüne atın” diye emretti. Ama Mütevekkil’in annesi onun affedilmesini istedi. Mütevekkil de onu afetti.

    (Bihar, c. 50, s. 150)
    _________________
     
     
    6- ZİNAKÂR BİR HIRİSTİYAN HAKKINDA İMAM HADİ (A.S)’IN FETVASI

    Cafer bin Rızkullah şöyle diyor:
    Bir gün, bir müslüman kadınla zina yapan Hıristiyan bir şahsı Mütevekkil’in yanına getirdiler. Mütevekkil ona had (şer’i ceza) uygulamak istediğinde o adam şehadeteyni söyleyerek müslüman oldu.
    Yahya bin Eksem (baş kadı): “Onun müslüman olması, onun daha önceki çirkin işlerini temizlemektedir. Buna göre ona had uygulanmamalıdır” dedi.
    Âlimlerden bazıları da: “Ona üç had uygulanmalıdır” dediler.
    Bu görüş ihtilafı, Mütevekkil’in İmam Hadi (a.s)’a mektup yazarak meseleyi ondan sormasına sebep oldu.
    İmam Hadi (a.s) Mütevekkil’in mektubunu okuduğunda cevaben: “Ölünceye dek dövülmelidir” yazdılar.
    Mütevekkil’in çevresindeki âlimler bu fetvaya karşı çıktılar.
    Mütevekkil İmam (a.s)’a bir mektup daha yazarak bu fetvanın delilini sordu.
    İmam (a.s) cevaben şöyle yazdı:
    “Bismillahirrahmanirrahim. “Felemma reev be’sena kalu âmenna billahi ve keferna bima kunna bihi müşrikin, felem yekun yenfa’uhum iymanuhum lemma reev be’sena...”(Onlar bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman dediler ki: “Bir olan Allah’a iman ettik ve O’na şirk koşmakta olduklarımız şeyleri de inkâr ettik.” Ama bizim dayanılmaz azabımızı gördükleri zaman imanları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı...)(1)
    Mütevekkil İmam (a.s)’ın bu güçlü delilini görünce, İmam Hadi (a.s)’ın fetvasına göre zina yapan hıristiyana haddin uygulanmasını emretti.(2)
    _________________
    1 - Mü’min / 84 -85
    2 - Bihar, c. 50, s. 171
    _________________
     
     
    7- İMAM HADİ (A.S) FAKİRLERİN KERVANSARAYINDA

    Salih b. Said şöyle diyor:
    İmam Hadi (a.s)(1) Samerra’ya geldiği gün O’nun huzuruna vardım. Arzettim ki: Fedan olayım! Bu zalimler, mümkün olan her vesileyle sizin nurunuzu söndürmek ve sizi küçük düşürmek istiyorlar. Öyle ki, fakir ve dilencilerin yeri olan bu kötü kervansarayda size yer vermişlerdir.
    İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdular: “Ey İbn-i Said! Fakirlerin bulunduğu bu yerde olduğumuzu mu zannediyorsun?!”
    Daha sonra eliyle bir yöne işaret ettiler. Bu esnada çok güzel meyveli bahçeler, akan nehirler, inci gibi güzel hizmetçiler gördüm. Oldukça şaşırmıştım. İmam (a.s) (bu durumumu görünce) şöyle buyurdular: “Ey İbn-i Said! Biz nerede olursak, bu (nimetler) bizim içindir. Biz fakir ve dilencilerin kervansarayında değiliz!”(2)
    _________________
    1 - İmam Hadi (Ali Naki a.s) H. 212’de Zilhicce ayının yarısında Sorya’da (Medine yakınlarında bir köy) dünyaya geldi. H. 254’de de Recep ayının yarısında 41 yaşında Samerra’da vefat etti. İmamet süresi 33 yıl sürmüştür. Annesinin ismi ise “Semane” idi.
    Abbasi halifesi olan Mütevekkil, İmam Hadi (a.s)’ı Yahya b. Herseme’nin memuriyetiyle Medine’den Samerra’ya getirtti. İmam Hadi (a.s), dünyadan göçünceye dek o şehirde kaldı. (Bihar, c. 50, s. 197)
    2 - Bihar, c. 50, s. 202
    _________________
     
     
    8- İMAM HADİ (A.S)’IN EVİNE SALDIRI

    Muhammed Bathanî isminde bir şahıs, kovuculuk için Abbasî halifesi Mütevekkil’in yanına giderek: “Ebu’l-Hasan’ın (İmam Hadi’nin) aleyhinizde kıyam yapmak için evinde bir takım silah ve mallar vardır” dedi.
    Mütevekkil, Said-i Hacib’e, geceleyin İmam Hadi (a.s)’ın evine saldırmasını ve evinde bulunan bütün silah ve malların kendisine götürülmesini emretti.
    Said şöyle diyor: Geceleyin İmam Hadi’nin evine gittim. Kendimle bir tane de merdiven götürmüştüm. Onunla damın üzerine çıktım. Sonra ondan inerek İmam’ın evine girdim. Gece çok karanlıktı. Odaya nereden ve nasıl gireceğimi bilmiyordum. İmam Hadi, odasından bana: “Ey Said! Mum getirmeleri için olduğun yerde dur!” diye seslendi. Çok geçmeksizin bir mum getirdiler. İçeriye girdiğimde İmam Hadi’nin, üzerinde yünden bir cübbe, başında bir külah, önündeki hasırın üzerinde seccadesinin açılı olduğunu ve kendisinin de kıbleye yönelik oturmuş olduğunu gördüm. Bana hitaben: “Bu odaları arayabilirsin!” dedi.
    Odaları teker teker aradım ama önemli bir şey bulamadım. Sadece Mütevekkil’in annesinin damgasıyla damgalanmış bir kese vardı. İmam Hadi: “Bu seccadenin altına da bak” dedi. Seccadeyi kaldırdığımda kınında olan bir kılıç gördüm. Onu da alarak hepsini Mütevekkil’in yanına götürdüm.
    Mütevekkil, annesinin kesenin üzerindeki damgasını görünce, onun peşi sıra adam yolladı. Annesi geldiğinde olayın neden ibaret olduğunu sordu.
    Annesi cevabında şöyle dedi: Sen hastalandığında, iyileştiğin takdirde kendi malımdan on bin dinar Ebu’l-Hasan’a (İmam Hadi’ye) vermem için adakta bulundum. Sen iyileştikten sonra o miktar parayı bu keseye bırakarak ona gönderdim. İşte bu kese üzerindeki damgandır ve Ebu’l-Hasan hala onu açmamıştır.”
    Mütevekkil ikinci keseyi açtı; onda ise dört yüz dinar vardı. Sonra bir keseyi de annesinin kesesi üzerine bırakmamı ve her iki keseyi o kılıçla beraber Ebu’l-Hasan’a geri çevirmemi emretti.
    Said sözünün devamında şöyle diyor:
    “Ben keseleri ve kılıcı İmam Hadi’ye geri çevirdim ve O’ndan oldukça utandım. Bu yüzden şöyle dedim: Efendim! İzinsiz evinize girmem bana çok ağır geldi ama ben bu iş için görevliydim.”
    İmam (a.s) şöyle buyurdular: “Haksızlık edenler, hangi dönüşe döndürüleceklerini (hangi cezaya uğrayacaklarını) yakında bileceklerdir.”

    (Bihar, c. 50, s. 199)
    _________________
     
     
    9- SIKINTI ANINDA ALLAH’IN NİMETLERİNİN HATIRLATILMASI

    Ebu Haşim-i Caferî şöyle diyor:
    Bir ara şiddetli bir şekilde sıkıntı içerisinde idim ve İmam Hadi (a.s)’ın yanına uğradım. İçeriye girmek için İmam (a.s) bana izin verdi. İmam (a.s)’ın huzurunda oturduğumda şöyle buyurdular:
    “Ey Ebu Haşim! Allah’ın sana vermiş olduğu nimetlerinin şükrünü yerine getirebilir misin?”
    Benim dilim düğümlendi ve ne diyeceğimi bilemedim. Ben konuşmadan İmam (a.s) buyurdu ki:
    “Allah-u Teala sana iman vermiştir ve bundan dolayı da bedenini cehennem ateşine haram kılmıştır. Sana sağlık vermiştir; bu vesileyle itaat ve kulluk etmek için sana yardımda bulunmuştur. Sana kanaat vermiştir; bununla da senin haysiyetini korumuştur.”
    Sonra şöyle buyurdular: “Ey Ebu Hişam! İlk başta bu nimetleri sana hatırlatmamın sebebi, bunları sana veren kimse hakkında bana şikâyette bulunmandan korktuğumdan dolayıdır. Şimdi yüz dinarın (altının) sana verilmesini emrettim ve onlarla geçimini sağla.”

    (Bihar, c. 50, s. 129)
    _________________
     
     
    10- YÜZÜK KAŞI!

    İmam Hadi (a.s)’ın Samerra’da Yunus isminde nakkaş bir komşusu vardı. Sürekli İmam (a.s)’ın huzuruna varıp hizmetinde bulunuyordu. Bir gün titrer bir halde İmam (a.s)’ın yanına gelerek şöyle dedi: “Efendim! Aileme iyilikte bulunmanızı vasiyet ediyorum.”
    İmam (a.s): “Ne olmuş?”
    Yunus: “Ölüme hazırlanmışım!”
    İmam (a.s) gülümseyerek: “Ne için?”
    Yunus: Musa b. Boğa(1) üzerinde nakış yapmam için çok değerli bir yüzük kaşı bana gönderdi. Nakkaşlık yaparken yüzük kaşı kırılarak ikiye bölündü. Yarın onu vermem gerekir. Musa b. Boğa’nın nasıl birisi olduğu ise herkesin malumudur. Eğer onun kırıldığını öğrenirse, ya beni öldürecektir veya bana bin kırbaç vuracaktır.
    İmam (a.s): “Git evine. Yarın hayırdan başka bir şeyle karşılaşmayacaksın.”
    Yunus ertesi gün, tekrar titrer bir vaziyette İmam (a.s)’ın yanına gelerek: “Musa b. Boğa’nın elçisi yüzük kaşını almak için gelmiştir” dedi.
    İmam (a.s): “Onun yanına git; hayırdan başka bir şey görmeyeceksin.”
    Yunus: “Efendim! Ona ne söyleyeyim?”
    İmam (a.s) gülümseyerek: “Onun yanına git ve ne diyeceğini dinle, hayırdan başka bir şey olmayacaktır.”
    Yunus, İmam (a.s) sözü üzerine gitti. Çok geçmeksizin gülümseyerek geri dönüp şöyle dedi: Efendim! Musa b. Boğa’nın yanına gittiğimde şöyle dedi: Kadınlar birbirleriyle kavga yapıyorlar. Mümkünse o yüzük kaşını ikiye böl. Böyle yaparsansa, seni müstağni kılarım.
    İmam (a.s) Allah’a şükrettikten sonra Yunus’a: “Ona ne söyledin?”
    Yunus: Ona dedim ki: Bana fırsat ver de onun hakkında düşüneyim.
    İmam (a.s): “İyi söylemişsin.”(2)
    İşte böylece nakkaş Yunus, kendi hayatını tehdit eden sorundan kurtulmuş oldu.
    _________________
    1 - Abbasi halifesi Mütevekkil’in iktidarlı serdarı.
    2 - Bihar, c. 50, s. 125
    _________________
     
     
    11- NETİCESİZ KALAN KOMPLO

    Yakub b. Yasir şöyle diyor:
    Abbasi halifesi olan Mütevekkil sürekli şöyle diyordu: İbn’ur-Rıza (İmam Hadi)’nın işi beni aciz etmiştir. Şarap içmesi ve meclisimde oturması için her ne kadar çaba sarfettimse de muvaffak olamadım. Onu bu işe çekmek için de bir türlü fırsat bulamıyorum.
    Etrafındakiler dediler ki: Eğer İbn’ur-Rıza’yı böyle bir işe çekemiyorsan, onun kardeşi Musa şarap içen, çalıp oynayan, yeyip içen ve eğlenen birisidir. Onu Medine’den buraya getirt, onu halka İbn’ur-Rıza olarak tanıtıp meşhur ederiz ve böylece hedefimize ulaşmış oluruz. (Bu vesileyle İmam Hadi’nin halk orasındaki olan mevki ve şahsiyetini lekelemek istiyorlardı.)
    Mütevekkil, onların bu önerisi üzerine, birisini bir mektupla İmam Hadi’nin kardeşi Musa’nın peşine gönderdi. Onu ihtiram ve saygıyla Bağdat’a getirdiler. Ordu komutanları, ülkenin büyükleri ve Beni Haşim onu karşılamaya gittiler.
    Mütevekkil, Musa Bağdat’a vardığında, bazı mülkleri ona vermeyi, onun için görkemli bir bina yaptırmayı, şarap sunucuları ve şarkı söyleyen kadınları onun yanına göndermeyi, yiyip içme ve eğlenme araç gereçleri tekmil olduktan sonra kendisi de onu görmek için yanına gitmeyi kararlaştırmıştı.
    Musa Bağdat’a vardığında, İmam Hadi (a.s), genellikle misafirlerin karşılandığı yer olan Vasif köprüsünde onunla mülakat etti, selamlaştıktan ve hal hatır sorduktan sonra şöyle buyurdu: “Mütevekkil senin ihtiramını yok etmek onuruna dokunmak ve senin değerini düşürmek istiyor. Sakın ona; “ben şarap ehliyim ve şarap içiyorum” deme.
    Musa, İmam (a.s)’ın cevabında şöyle dedi: “Eğer o beni bu amaçla davet etmiş olursa, o zaman çarem nedir?”
    İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Kendi ihtiramını koru ve böyle bir işi yapma. Mütevekkil’in amacı sadece seni rezil etmektir.”
    İmam (a.s) ona her ne kadar öğüt verip nasihat ettiyse de Musa kabul etmedi. İmam (a.s), Musa’nın bu sözleri dinlemediğini görünce şöyle buyurdu:
    “Şunu bil ki Mütevekkil’in, tertiplemiş olduğu toplantıyı asla görmeyeceksin ve arzuna da kavuşmayacaksın.”
    Musa, Bağdat’ta olduğu üç yıl boyunca, her gün sabah Mütevekkil’i görmeye gidiyordu, fakat cevabında şöyle diyorlardı: “Halifenin bugün işi vardır, git yarın gel.”
    Diğer gün gittiğinde yine şöyle diyorlardı: “Şimdi şarap içip sarhoş olmuştur, git yarın gel.”
    Sonraki gün yine şöyle diyorlardı: “Bugün hastadır, ilaç kullanmıştır, görüşme hali yoktur.”
    Günler böylece geçip gitti, nihayet Mütevekkil öldürüldü, sonuçta onlar bir defa bile bir şarap meclisinde oturmaya muvaffak olamadılar.

    (Bihar, c. 50, s. 159)
    _________________
     
    12- İLAHÎ PEYGAMBERLERİN MUCİZELERİ

    Abbasî halifesi olan Mütevekkil, mümkün olan her yolla İmam Hadi (a.s’)a eziyet ediyordu. Bazen etrafındaki kimselere, İmam Hadi (a.s)’ı mağlup edebilmek için O’na çok zor sorular sormalarını emrediyordu.
    Bir gün İbn-i Sikkit’e(1) şöyle dedi: “Benim huzurumda İbn’ur-Rıza’dan (İmam Hadi’den) bir takım zor sorular sor.”
    İbn-i Sikkit de İmam (a.s)’a şöyle bir soru sordu:
    “Neden Allah-u Teâla Hz. Musa’yı asayla, Hz. İsa’yı sağırlara, körlere, abraş hastalığına yakalananlara şifa vermek ve ölüleri diriltmekle, Hz. Muhammed (s.a.a)’i de Kur’an ve kılıçla peygamberliğe seçmiştir?”
    İmam (a.s) şöyle cevap verdi: “Allah-u Teâla halkın arasında ilim ve sihir yaygın olduğu bir dönemde Hz. Musa’yı asa ve yed-i beyzayla (beyaz ve parlayan elle) gönderdi. Hz. Musa da, onların sihirlerine galip gelmek için aynı türden bir takım mucizeler onlara getirdi.
    Hz. İsa’yı, sağırları, körleri ve abraş hastalığına yakalananlara şifa vermek ve ölüleri diriltmekle göndermesinin sebebi de, o zamanda halkın tıp ilmi açısından güçlü olmalarından kaynaklanıyordu. Hz. İsa bu mucizelerle, Allah’ın izniyle onlara galip oldu.
    Hz. Muhammed (s.a.a)’i de Kur’an ve kılıçla peygamberliği meb’us kılmasının sebebi ise, o asırda şiir ve kılıcın yaygın olmasından dolayıdır. Peygamber (s.a.a) ışık saçan Kur’an ve keskin kılıçla onların şiir ve kılıçlarına galip oldu.”
    İbn-i Sikkit sonra şöyle bir soru yöneltti: “Şimdi halka hüccet nedir?”
    İmam (a.s) cevabında şöyle buyurdu: “İnsanın aklıdır. Zira insan akıl vasıtasıyla, Allah’a yalan isnat edeni tanır ve onu tekzip eder.”(2)
    _________________
    1 - İbn-i Sikkit-i Ehvazi, edebiyatçı, şair, Şia’nın büyük bilginlerinden, İmam Cevad ve İmam Hadi’nin vefalı dostlarından biri idi. Mütevekkil, bu ünlü bilgini zorla, iki oğlu olan Mu’tez’le Mueyyed’in eğitimi için görevlendirmişti.
    Bir gün Mütevekkil ona: “Benim bu iki oğlum mu senin yanında daha sevimlidirler yoksa Hasan’la Hüseyin mi?”
    İbn-i Sikkit, onun bu yanlış mukayesesinden oldukça sinirlendi ve tam bir cesaretle şöyle dedi: “Allah’a andolsun ki, Hz. Ali’nin kölesi Kanber bile benim yanımda senin oğullarından daha iyi ve daha sevimlidir.”
    Mütevekkil, onun bu sözünü duyar duymaz, öyle sinirlendi ki, İbn-i Sikkit’in dilinin boynunun arkasından çıkarılmasını emretti. İbn-i Sikkit böylece 58 yaşında şahadete erişti. Onun şahadetinin niteliği hakkında diğer sözler de söylenmiştir.
    2 - Bihar, c. 50, s. 164

     
    FirstName :
    LastName :
    E-Mail :
     
    OpinionText :
    AvrRate :
    %0
    CountRate :
    0
    Rating :
     
     

    Address: The Al-ul-Mortaza Religious Communication Center, Opposite of Holy Shrine, Qom, IRAN
    Phone:+98251-7730490 - 7744327 , Fax: +98251-7741170
    E-Mail: info@shahroudi.net