پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
 
 
 
Tuesday 11 December 2018 - الثلاثاء 03 ربيع الثاني 1440 - سه شنبه 20 9 1397
 
 
 
 
 
 
 
 
  • HZ. HÜSEYİN (A.S)'IN MEKKE-KERBELA YOLU BOYUNCA BUYURDUĞU SÖZLER   
  • 1389-04-08 21:45:51  
  • تعداد بازدید : 192   
  • ارسال به دوستان
  •  
  •  
  • Irak seferinden vazgeçmeyi Hz. Hüseyin'e (a.s) teklif eden kişilerden beşincisi Arapların meşhur şairi Ferezdak'tır. Hz. Hüseyin (a.s) Mekke'den Irak'a doğru hareket ettiği zaman Ferazdak da hac farizasını eda edebilmek için Mekke'ye doğru geliyordu. Merhum şeyh Mufid Ferazdak'ın kendisinden şöyle naklediyor: "Ben H. 60. yılda annemle birlikte hac farizasını eda edebilmek için Mekke'ye gidiyordum. Harem'in yakınlarına vardığımda... Irak'a doğru giden Hz. Hüseyn (a.s)'ın kafilesi ile karşılaştım ve hemen huzuruna çıktım. Selam verip musafaha ettikten sonra: "Ey Resulullah'ın torunu!... Hac farizasını eda etmeden Mekke'den böyle acele olarak çıkmanızın sebebi nedir?" diye sordum. Hz. Hüseyn (a.s): "Eğer acele etmeseydim beni yakalayacaklardı." buyurdu.
    Ferazdak daha sonra şöyle devam ediyor:"... İmam (a.s) benden: "Irak halkının, mevcut durumlar hakkında görüşleri nelerdir?" diye sordu. Ben ise cevaben: "Durumu bilir kişiden sorup öğrenmek istiyorsunuz. Biliniz ki halkın kalpleri sizinledir, ancak kılıçları aleyhinizedir. Mukadderat Allah'ın elindedir, dilediği şekilde yapar" dedim.
    Hz. Hüseyn (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: "Doğru söyledin, mukadderat Allah'ın elindedir... Eğer kaza ve kâder dilediğimiz şekilde olursa Allah'a nimetleri karşısında şükrederiz; şükretmek için yardım dilenen de O'dur. Eğer kaza ve kâder, isteğimiz arasında engel olur, işlerimiz dilediğimiz şekilde gitmezse, yine de niyeti hak ve batını takva olan (kalbine takva hükmeden) bir kimse, doğru yoldan çıkmamıştır."[1]
    Ferazdak şöyle devam ediyor: "İmam Hüseyn (a.s)'ın sözü tamamlandığında: "Evet, sözünüz doğrudur, önünüze hayır çıksın." dedim. Daha sonra hac ve diğer bazı şeyler hususunda bir kaç soru sordum. İmam (a.s) bu sorularımı cevapladıktan sonra, vedalaşıp bineğini sürdü, böylece birbirimizden ayrıldık.

    Hz. Hüseyin (a.s)'ın Kûfe Halkına İkinci Mektubu

    Hz. Hüseyin (a.s) Kûfe'ye doğru hareketinde "Hacir" adındaki konağa vardığında, bu mektubu Kûfe halkına hitaben ve Muslim b. Akil'e cevap olarak yazıp " Kasys b. Müsehher-i Saydavî" vasıtasıyla onlara gönderdi: "Allah'a hamd, Peygambere salat ve selamdan sonra. Bize yardım etmek ve hakkımızı talep etmek için toplanmış olduğunuzu bildiren Muslim b. Akil'in mektubu bana ulaştı. Allah-u Teâla hepimize güzel ihsanda bulunmasını (akıbetimizi hayır etmesini) ve bu ittihada karşı da size en büyük sevapları lütufta bulunmasını niyaz ederim. Ben de Zilhicce ayının sekizi, salı günü Mekke'den ayrılıp size doğru hareket ettim. Elçim size ulaştığında işlerinizi süratle düzene sokun. Ben de bu bir kaç gün içerisinde gelip size ulaşırım."[2]

    Hz. Hüseyn (a.s) Niçin Kûfe'yi Tercih Etti?

    Bu soruya kısa bir şekilde şöyle cevap vermek mümkündür: Acaba Hz. Hüseyn (a.s) bunca mektup ve istekler karşısında, Irak ve Kûfe seferini durdurmuş olsaydı makûl bir mazereti olur muydu? Eğer Kûfe halkı, "Biz Hz. Hüseyn'in (a.s) yolunda can ve malımızdan geçmeye hazırdık" iddiasında bulunsalardı veya "Bize önderlikte bulunması için İmam Hüseyin'e (a.s) rica ettik, fakat O bizim isteklerimize itina göstermedi" deselerdi, İmam (a.s) da onlara; "Ben sizin bana karşı vefasız olacağınızı bildiğim için isteklerinize müspet cevap vermedim" demesi ikna edici bir cevap olur muydu? Acaba onlar böyle bir zamanda, "biz davetimizde samimiydik, sana karşı vefalı da kalacaktık" iddiasında bulunmazlar mıydı?
    Başka bir ifadeyle, İmam Hüseyn (a.s) burada tarihin kavşak noktasında durmaktadır. Öyle ki İmam Hüseyn (a.s) Kûfe halkının isteklerine olumlu cevap vermezse tarihin karşısında mahkûm olacaktır. Tarih, şartların oldukça elverişli ve müsait olduğuna, ama İmam Hüseyn (a.s)'ın bu mühim fırsattan istifade etmediğine veya etmek istemediğine ya da korku ve vahşet sebebiyle bu meseleden el çektiğine hükmedecekti.
    Bu yüzden Hz. Hüseyin (a.s), kendisine ellerini uzatan kimselere hücceti tamamlamak için onların isteklerine olumlu cevap veriyor.

    Kûfe Yolunda

    Hz. Hüseyin, Kerbela seferinde "Hüzeymiye" ismindeki konağa vardı, bir gün orada kalıp dinlendi. İşte bu konakta, Hz. Zeyneb (a.s) sabah erkenden kardeşinin huzuruna gelip şöyle dedi: Kardeşim, bu iki beyt şiir sanki gaipten bana ilham oldu ve daha çok ıstırap ve üzüntüme yol açtı.
    Ey göz, yaşla dolup taş
    Ağla ağla durmadan
    Çünkü kim ağlayacak
    Şehitlere sonradan
    Ağla o kervana ki
    Takdir ile yürüyor
    Ahde vefa etmeye
    Ölüm onu sürüyor.
    İmam Hüseyin (a.s), bacısı Zeyneb-i Kubra'ya cevabında tek bir kısa cümleyle iktifa etti;
    "Ey bacım! Allah'ın takdir ettiği şey mutlaka vuku bulacaktır."[3]

    Hz. Hüseyn (a.s) Sa'lebiyye Konağında

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın kafilesi "Hüzeymiye" ve "Zerud" dan sonra "Sa'lebiyye" konağına vardı.
    Şîa'nın büyük muhaddisi Şeyh Saduk ve Hatib-i Harezmî'nin naklettiklerine göre bir şahıs "Sa'lebiyye" konağında Hz. Hüseyin (a.s)'ın huzuruna çıkıp şu ayetin tefsirini sordu: "Kıyamet günü, herkesi ve her toplumu kendi imam ve önderleriyle çağıracağız."[4]
    İmam (a.s) cevabında şöyle buyurdu: "Evet, öyle imam ve önderler vardır ki, insanları doğru yola, saadet ve mutluluğa doğru çağırır; bir grup insanlar da ona icabet edip itaat ederler. Öyle önderler de vardır ki bedbahtlık ve sapıklığa davet eder; diğer bir grup da ona olumlu cevap verirler. Birinci grup cennete, ikinci grup ise cehenneme gider."
    İmam (a.s) daha sonra; "İşte bu Allah-u Teâla'nın buyurduğu "Bir gurup cennettediler, diğer bir grup da cehennemde"[5] ayetinin diğer bir manasıdır" diye buyurdular.

    Hz. Hüseyin (a.s)'ın Şükuk Konağındaki Sözü

    Hz. Hüseyin (a.s), Kûfe bölgesine doğru ilerlerken her gün Kûfe ve Irak halkından olan çeşitli insanlarla karşılaşıyordu. Sa'lebiyye konağını arkasında bırakıp "Şükuk" ismindeki diğer bir konağa vardığında Kûfe'den gelen bir kişiyle karşılaşır, o adamdan Kûfe'nin durumunu ve oradaki insanların ne fikirde olduklarını soruyor, o adam da. "Ey Resulullah'ın torunu! Irak halkı sana karşı muhalefet etmek ve savaşmak için birbiriyle birleşip anlaşmışlardır." diyor.
    İmam Hüseyn (a.s) o adamın sözüne karşılık şöyle buyuruyor: "İşler Allah'a mahsustur (olaylar O'nun emriyle vuku bulur.) Dilediği ve salah gördüğü şeyi yapar. Allah-u Teâla, her gün bir işdedir (yani her zaman için özel bir iradesi vardır.)"
    İmam Hüseyin (a.s) daha sonra şu şiiri okuyor:
    "Eğer bu dünya hayatı bazılarının nazarında değerli sayılıyorsa,
    Allah'ın mükafat dünyası daha yüce ve değerlidir.
    Eğer dünya malı ve serveti ondan bir gün el çekmek için toplanmışsa,
    İnsanın böyle bir servet için cimrilik yapmaması gerekir.
    Eğer rızkılar takdir edilmiş bölünmüşse,
    İnsanın servet elde etmekte ihtirasının az olması daha iyidir.
    Eğer bu bedenler ölüm için yaratılmışsa,
    İnsanın Allah yolunda öldürülmesi daha üstündür."
    Ey Muhammed (s.a.a) hanedanı, Allah'ın selamı üzerinize olsun ben en yakın zamanda aranızdan ayrılacağım.[6]

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın "Zübale" Konağındaki Konuşması

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın kafilesi "Şükuk" konağından sonra "Zübale" konağına vardı. Bu konakta Kûfe'deki taraftarlarından eline ulaşan bir mektup vasıtasıyla artık resmen Müslim, Hanî ve Abdullah ibn-i Yektur'un katledilme olayından haberdar oldu. Hz. Hüseyn (a.s) dostlarının arasında, mektubu elinde tuttuğu halde şöyle buyurdu: "Bismillahirrahmanirrahim. Allah'a hamd, Peygambere salat ve selam olsun. Bize üzücü bir haber ulaşmıştır. Bu üzücü haber Müslim ibn-i Akil, Hanî ibn-i Urve ve Abdullah ibn-i Yektur'un öldürülme haberleridir. Şia'larımız bize yardım etmekten vazgeçmişlerdir. Sizden geri dönmek isteyen geri dönebilir ve bizden taraf onun üzerinde hiçbir hak yoktur."[7]

    Bu Teklifin Sebep Ve Neticesi

    Taberi Hz. Hüseyn (a.s)'ın teklifi hususunda şöyle diyor: Hz. Hüseyin (a.s), yol esnasında O'nun kervanına katılan kimselerin ne ümitle katıldıklarını iyice biliyordu. Onlar,İmam Hüseyn (a.s)'ın, halkı ona uyan ve emirlerini kabul eden bir şehre gittiğini düşünüyorlardı. Fakat İmam (a.s), meselenin gerçeğini bilmeyen şahısların kendisiyle beraber gelmesini sevmediği ve meselenin iç yüzü onlara aşikar olduktan sonra bu seferden vazgeçeceklerini bildiği için bu teklifi onlara sundu ve eline ulaşan mektubun mazmununu açıkça onlara söyledi."
    Taberi, bu önerinin neticesini şöyle naklediyor: "Hz. Hüseyn (a.s)'ın konuşmasından sonra, İmam (a.s)'la birlikte gelen toplum, grup-grup sağa sola dağıldılar; öyle ki Hz. Hüseyin (a.s) kendisiyle birlikte Medine'den gelen yakın dostlarıyla yalnız kaldı."

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın Akabe Vadisindeki Sözleri

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın kafilesi "Zübale" konağından hareket ettikten sonra "Akabe vadisi" ismindeki diğer bir konağa vardı. İbn-i Kuleveyh'in İmam Sadık'dan (a.s) naklettiğine göre İmam (a.s) bu konakta gördüğü uyku münasebetiyle ashabına ve dostlarına şöyle buyurdu: "Ben kendimi maktul görüyorum. (Beni öldüreceklerdir.) Çünkü rüyamda birkaç köpeğin bana saldırıp ısırdığını gördüm, onların en çok saldıranı ve kötüsü ise alaca renkli olanıydı."[8]

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın Şeraf'da Öğle Namazından Sonraki Konuşması

    Nur kafilesi Akabe vadisini de arkasında bıraktıktan sonra, "Şeraf" ismindeki diğer bir konağa vardı. Hz. Hüseyn (a.s) bu bölgeye ulaştıktan sonra, İmam (a.s)'ın hareketini önlemekle memur olan Hür ibn-i Riyahî de bin savaşçı erle birlikte bu konağa vardı. Bu konakta Hz. Hüseyn (a.s) iki kısa konuşmanın zımnında, kendi mevkisi ve Beni Ümeyye hanedanının durumunu ve seferinin sebebinin ne olduğunu Hürr'ün askerlerine beyan etti.
    Hz. Hüseyn (a.s)'ın öğle namazını kıldıktan sonraki konuşması: "Ey insanlar! Benim sözlerim sizlere hüccet ve Allah katında mesuliyetten kurtulmak ve vazifeyi yapmaktan ibarettir. Ben, "Bizim önderimiz yoktur, davetimizi kabul edip bize taraf hareket et tâ ki Allah-u Teâla senin vesilenle bizi doğru yola hidayet etsin" şeklindeki gönderdiğiniz mektup ve elçilerinizden sonra size doğru gelmişim. Eğer davetlerinizde sadıksanız işte ben gelmişim... Ama yok eğer gelmemden razı değilseniz o zaman geldiğim bölgeye geri dönerim."[9]
    Hürr'ün askerleri Hz. Hüseyn (a.s)'ın sözü karşısında susmayı tercih ettiler. Böylece öğle namazı İmam (a.s)'ın sözleriyle sona erdi. Daha sonra ikindi namazının vakti ulaştı. Namaz kıldıktan sonra tekrar İmam (a.s) bir konuşma yaptı. Bu konuşmada yine onların davetlerinden ve... söz etti. Hür ise; "Bizim bu davet mektuplarından haberimiz yoktur." dedi. Bunun üzerine İmam Hüseyn (a.s), "Akabet ibn-i Sem'an"a, Kûfe halkının mektuplarıyla dolu olan heybeyi getirmesini emretti. Ama Hür yine de bu mektuplardan habersiz olduğunu söyledi. Bu sırada İmam (a.s) ile Hürr'ün arasında, İmam (a.s)'ın hareketine dair bazı konuşma ve tartışmalar oldu. Çünkü İmam (a.s) Kûfe'ye doğru gitmek istiyordu. Hür de memur olduğu üzere İmam (a.s)'ın Kûfe'ye doğru hareketini engellemeye kesin karar almıştı. Fakat Hür, İmam (a.s)'ın kendi kararından vazgeçmeyeceğini... görünce şöyle dedi: "Hareket etmeye karar aldığınıza göre, kendiniz için ne Kûfe'ye ve ne de Medine'ye ulaşacak bir yol seçin ben de bu arada fırsattan yararlanıp İbn-i Ziyad'a barışçı bir mektup yazayım, şayet Allah-u Teâla beni sana karşı savaşmaktan kurtarır."

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın Beyza Konağındaki Sözleri

    Şeraf konağından hareket ettikten sonra her iki kafile birbirinin parelelinde hareket ediyorlardı. Suyu ve rahatlığı fazla olan yerlere ulaştıklarında orada konaklıyorlardı. Konakladıkları yerlerden biri de "Beyza" konağıydı. Bu konakta yine İmam Hüseyn (a.s) bir fırsat bularak Hürr'ün askerlerine bazı gerçekleri anlatıp kıyam ve hareketinin asıl sebebini şöyle teşrih etmiştir:
    "Ey insanlar! Resulullah buyurmuştur ki, "Her kim Allah'ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün sünnetine muhalif olan, kulları arasında günah ve haksızlık yapan zalim bir yönetici görür, ameli ve sözüyle ona karşı muhalefet etmezse Allah-u Teâla böyle bir adamı, o zalimi sokacağı yere (cehennem'e) sokar." Ey insanlar! bilin ki, bunlar (Benî Ümeyye) Allah'ın itaatini terk edip Şeytan'ın itaatine sarıldılar. Fesadı yayıp ilahi sınırları tatil ettiler. Fey'î (Peygamber ailesine mahsus olan ganimeti) kendilerine ayırdılar. Allah'ın haramını helal, helalını da haram ettiler (emr ve nehiylerini değiştirdiler.) Ben müslüman toplumu hidayet etmeye ve onlara önderlik yapmaya ceddimin dinini değiştiren fasitlerden daha lâyığım.
    Bi'at ettiğinize, beni düşman karşısında yalnız bırakmayacağınıza ve yardımınızı benden esirgemeyeceğinize dair bana bir çok davet mektupları ve elçileriniz geldi. Bu bi'ata sadık olduğunuz takdirde, adet ve insanî değerlere ulaşmış olursunuz. Zira ben Ali ve Peygamberin kızı Fatıma'nın oğluyum. ...Eğer bana karşı ahdinizi bozar ve biatiniz üzerinde durmazsanız, zaten yeni bir şey yapmış sayılmazsınız. Çünkü babama, kardeşime ve amcam oğlu Müslim'e de aynı muâmeleyi yaptınız. Aldatılan, sizin sözlerinize güvenen kimsedir. Siz nasibinizi elde etmekte hata eden ve payını boş yere elden çıkaran kimselersiniz. Kim ahdini bozar da sözünün üzerinde durmazsa, yaptığı, iş kendi zararına tamam olur. Allah-u Teâla, beni sizden müstağni kılar inşaAllah."[10]
    Hz. Hüseyn (a.s)'ın Ebu Hirem'e Verdiği Cevap
    "Rüheyme" konağında Ebu Hirem ismindeki Kûfe'li bir kişi, Hz. Hüseyn (a.s)'ın huzuruna varıp şöyle dedi. "Ey Resulullah'ın torunu, seni ceddinin hareminden çıkaran sebep nedir?"
    İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdu. "Ey Eba Hirem! Ümeyye oğulları, çirkin sözlerle şahsiyetime dokundular, buna karşı sabrettim, malımı, servetimi yağmaladılar sabrettim. Fakat kanımı dökmek istediklerinde şehrimi terk etmek zorunda kaldım. Allah'a andolsun ki bunlar beni katledeceklerdir. Allah-u Teâla da onları büyük bir zillet ve keskin bir kılıca düçar edecek, kendilerini hor, hakir eden bir kimseyi onlara musallat kılacaktır. O zaman da bir kadının kendi arzuları doğrultusunda halkının mal ve canına hükmettiği Seba kavminden daha çok hor ve zelil bir duruma düşeceklerdir."[11]

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın Tirimmah İbn-İ Adi Ve Dostlarına Verdiği Cevap

    Taberi şöyle diyor: Amr ibn-i Halid, Sa'd, Mecme ve Nafi ibn-i Hilal ismindeki dört kişi, Tirimmah ibn-i Adî'yle birlikte Kûfe'ye doğru hareket edip "Uzeyb'ül Hicanat" konağında İmam (a.s) ile karşılaştılar. İmam (a.s)'la konuşurken şöyle dediler. "Ey Resulullah'ın torunu! Tirimmah yol boyunca hedy (kaval çalma) yerine şu şiirleri okuyarak develeri sürüyordu:
    Güzel devem ne olur zahmetimde incime
    Yorulma sen, usanma çilelere gam yeme.
    Eşsiz binicilere götür beni kendinle
    En iyi yolculara götür beni kendinle.
    Şafak henüz doğmadan, karanlığı boğmadan
    Hareket et, yürü git, yerinde hiç durmadan.
    Öyle bir servere ki hürdür, göğsü geniştir
    Allah getirmiş onu, işi en iyi iştir.
    Ya Rab, O pâk vücudu belalardan koru sen
    Asla bırakma sönsün bu ilahî nuru sen.[12]
    Tirimmah'ın İmam (a.s)'la görüşmeye olan arzusunu dile getiren şiirleri Hazretin huzurunda okununca İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdular: "Allah'a andolsun ki ben, Allah-u Teâla'nın bizim hakkımızda iradesinin hayır olmasını Ümit ediyorum..."[13]
    Daha sonra Hz. Hüseyn (a.s) Kûfe halkının akide ve düşünce tarzlarını sordu. Onlar cevaben: "Ey Resulullah'ın torunu! Kûfe kabilelerinin büyüklerine gelince İbn-i Ziyad'dan çok ağır ve değerli rüşvetler almışlardır. Diğer fertlere gelince de onların kalbleri seninledir, kılıçlarıysa aleyhinedir." dediler. Yine İmam (a.s)'ın elçisi olan Kays ibn-i Müsehher-i Saydavî'nin öldürülme haberini Hazrete bildirdiler. Hz. Hüseyn (a.s) bu üzücü haberi duyar duymaz şu ayeti okudu: "Müminlerden öyle erler vardır ki Allah'a verdikleri sözde sadık kaldılar. Kimi adağını ödedi (şehit oldu) kimi de (şehid olmayı) bekliyor. Onlar asla verdikleri sözü değiştirmediler"[14]
    Hz. Hüseyn (a.s) daha sonra şöyle dua etti. "Allah'ım! Cenneti bize ve onlara nasip et. Bizleri ve onları kendi rahmetinde, korunmuş olan sevaplarının en beğenilenine ulaştır."

    Kerbela Yakınlarında

    Hz. Hüseyn (a.s) "Kasr-ı Beni Mekatil" konağında sabaha yakın bir vakitte, gençlere tulumları suyla doldurmalarını emretti, ve bir sonraki menzile doğru hareket edildi. Kafilenin hareketi esnasında İmam (a.s) istirca "İnna lillah ve inna ileyhi raciun..."[15] kelimesini tekrarladığı defalarca duyuldu. Hz. Hüseyn (a.s)'ın yiğit oğlu Ali Ekber, Hazretten bu istirca kelimesinin sebebini sorduğunda İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Ben hafif bir uykuya daldım bir süvari zahir olup şöyle diyordu. "Bu topluluk geceleyin yürüyor, ölüm de onları takip ediyor." Böylece o topluluğun bizlerin olduğunu ve ölümün de bize haber verilmiş olduğunu öğrendim."
    Ali Ekber: "Allah kötü bir olay karşımıza çıkarmasın, biz hak değil miyiz?" dediğinde İmam (a.s): "Evet Allah'a andolsun ki biz hak yolundayız." buyurdu. Hz. Ali Ekber: "Öyleyse hak yolunda ölmekten hiçbir korkumuz yoktur" dedi.
    İmam Hüseyn (a.s) bunu duyunca şöyle buyurdu: "Allah-u Teâla bir evlada babasından taraf vereceği en iyi mükafatla mükafatlandırsın seni."
    Evet, eğer öldürülmek ve öldürmek, kıyam ve inkilap hak yolunda olursa artık ölümden korkmanın bir anlamı yoktur.

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın Kerbela'ya Vardığı Zaman Buyurduğu Sözler

    Hz. Hüseyn (a.s)'ın kafilesi, Hürr'ün ordusuyla birlikte hareketlerine devam edip "Neyneva"ya ulaştılar. Burada ata binmiş silahlı bir süvariyle karşılaştılar, o adam İbn-i Ziyad'ın elçisiydi, kendisinden taraf Hürr'e mektup getiriyordu. Mektubun metni şöyledir: "Bu mektubu okur okumaz Hüseyn ibn-i Ali'yi baskı altına al ve O'nu kuru düz bir çöle sevk et."
    Hür mektubun metnini İmam Hüseyn (a.s)'a okuyup Hz. Hüseyin'i (a.s) bu yeni emirden haberdar etti.
    İmam Hüseyin (a.s): "Öyleyse bırak biz Neyneva, Gaziriyyat veya Şufeyye çölüne inelim" buyurdu.
    Hür: "Ben sizin bu teklifinizi kabul edemem. Çünkü ben artık karar almakta özgür değilim. Zira bu mektubu ulaştıranın kendisi İbn-i Ziyad'ın casusudur ve benim en küçük hareketlerimi bile göz altında bulundurmaktadır." dedi.
    Bu arada "Züheyr ibn-i Kayn" İmam (a.s)'a şöyle bir teklifte bulundu: "Bizim bu az grupla savaşmamız, bunların arkasında olan kişilerle savaşmaktan daha kolaydır...." İmam Hüseyn (a.s) Zübeyr'in teklifine cevaben. "Savaşı ben başlatmayacağım"[16]
    iye buyurdu.
    Daha sonra İmam Hüseyn (a.s) Hürre hitaben: "İkametimize daha münasib bir yer bulmamız için biraz daha hareket edelim." diye buyurdu. Hür, İmam Hüseyin'in (a.s) bu sözüne muvafakat ederek hareketlerine devam edip Kerbela çölüne ulaştılar. Burada Hür ve dostları; "Burası Fırat'a yakın ve münasib bir yerdir" diye Hazretin bundan daha fazla ilerlemesine mani oldular.
    Hz. Hüseyin (a.s) o bölgeye inmeye karar verdiğinde o yerin ismini sordu. Buraya "Taf" diyorlar diye cevap verdiler. İmam (a.s): "Buranın başka bir ismi de var mıdır?" diye sorduğunda "Buraya Kerbela da diyorlar" dediler.
    Hz. Hüseyin (a.s) "Kerbela" ismini duyar duymaz şöyle buyurdu: "Allah'ım Kerb ve bela (gam ve bela) dan sana sığınıyorum. İşte burası bizim ineceğimiz (son) yerdir. Allah'a andolsun ki, kıyamet gününde de buradan haşrolacağız. Bu, ceddim Resulullah'ın (s.a.a) vadesidir, O'nun vadesinde hiç bir hilaf yoktur."[17]
    _________________________
    Kaynakça:
    [1] - Ensab'ül-Eşraf, c. 3, s. 164. Taberi, c. 7, s. 287. Kamil-i İbn-i Esir, c. 3, s. 276. İrşad-ı Mufid, s. 218. Harezmî, c. 1, s. 223
    [2] - Ensab'ül-Eşraf, c. 3, s. 167. Taberi, c. 7, s. 289. el-Bidaye ve'n-Nihaye, c. 8, s. 168
    [3] - Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 225
    [4] - İsra / 72
    [5] - Şura / 7
    [6] - İbn-i Asakir, s. 164. Maktel-i Harezmî, c. 1 s. 223. Menakıb, c. 4, s. 95
    [7] - Taberi, c. 7, s. 294. İrşad-ı Mufid, s. 223
    [8] - Kamil'üz-Ziyarat, s. 75. Tarih-i Taberi, c. 7 s. 294
    [9] - Taberi, c. 7, s. 297. Kamil-i İbn-i Esir, c. 3, s. 280. Maktel-i Harezmî, s. 231. İrşad-ı Mufid, s. 224
    [10] - Taberi, c. 7, s. 297. Kamil-i İbn-i Esir, c. 3, s. 280. Harezmî, c. 1, s. 234. Ensab'ül-Eşraf, c. 3, s171
    [11] - Harezmî, c. 1, s. 226. Lühuf, s. 62. Musîr-ül Ahzan-ı İbn-i Nûma, s. 46
    [12] - Ensab-ül Eşraf, c. 3, s. 172
    [13] - Taberi, c. 7, s. 304
    [14] - Ahzab/23
    [15] - Ensab'ül -Eşraf, c. 3, s. 185, Taberi, c. 7, s. 306
    [16] - Taberi, c. 7, s. 308. Kamil, c. 3, s. 282. Harezmî, c. 1, s. 234
    [17] - Nur'üs-Sakaleyn, c. 4, s. 221. Bihar'ül-Envar, c. 10, s. 188

     
     
  • مطالب مرتبط
  •  
    نام :
    نام خانوادگی :
    ایمیل :
     
    متن :
    متوسط امتیاز :
    %0
    تعداد آراء :
    0
    امتیاز شما :
     

     
     
     
     
     
     

    آدرس: قم - روبروی شبستان امام خمینی(ره) - دفتر آیت الله العظمی شاهرودی (دام ظله)

    تلفن: 7730490 3، 7744327 3- 025 فکس: 7741170 3- 025  

    پست الکترونیک: info@shahroudi.net / esteftaa.shahroudi.com@gmail.com