پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
 
 
 
Tuesday 11 December 2018 - الثلاثاء 03 ربيع الثاني 1440 - سه شنبه 20 9 1397
 
 
 
 
 
 
 
 
  • İMAM HÜSEYİN (A.S)'IN ŞAHADETİ   
  • 1389-04-08 21:2:14  
  • تعداد بازدید : 107   
  • ارسال به دوستان
  •  
  •  
  • Musibet ve üzüntüler ard arda Resulullah'ın gülünün üzerine çullanıyordu. Bir musibet sona ermeden daha korkunç ve daha mihnetli musibet ve belalar İmam'a yöneliyordu. İmam'ın (a.s) bu dehşetli anlarda karşılaştığı bu çeşit şiddetli mihnet ve musibetlerle hiçbir muslih ve reformcu karşılaşmamıştır. Onlardan bazıları şunlardır:
    1- İmam (a.s), korku ve dehşet içerinde olan Peygamber ailesine bakıp duruyordu. Onların nasıl bir durumda olduğunu Allah'tan başka kimse bilemiyordu. Her an temiz kanına boyanan Ehl-i Beyt yıldızlarından olan bir azizi karşılıyorlardı. Çok geçmeksizin İmam (a.s) da onların gözleri önünde şahadete erişecekti. Onların korkularını daha çok artıran şey, nefislerinde merhamet olmayan katı düşmanların onları kuşatması idi. Aile ve yardımcılarını kaybettikten sonra ne gibi mihnet ve sıkıntılarla karşılaşacaklarını da bilemiyorlardı. İmam (a.s) onların bu elemli haline bakıp üzüntü ve kederden kalbi eriyordu. İmam (a.s) onları, sabra ve sabırsızlıktan değerlerini düşürecek herhangi bir harekette bulunmamaya emrediyordu. Allah Teala'nın onları koruyacağını ve onları düşmanların şerrinden kurtaracağını da onlara bildirdi.
    2- Çocukların, öldürücü susuzluktan bağırtıları yükselmişti. İmam (a.s) da onların yardım dilemelerine koşacak bir fırsat bulamıyordu. İmam'ın (a.s) şefkatli ve merhametli kalbi, karşılaştıkları musibet ve belâya takatleri olmayan çocuklara ve ailesine yanıp yakıldı.
    3- Kan dökücü düşmanların, İmam'ın yaren ve ehl-i beytini katlettikten sonra O'nun kardeşi ve amcaoğullarından onlan suçsuz ve masum çocukların kanlarını dökmeye yeltenmeleri.
    4- İmam'ın elemli susuzluğu tahammül etmesi. Bir rivayette şöyle geçer: İmam (a.s) o kadar şiddetli susamıştı ki, gökyüzünü bir duman gibi görüyordu. Mübarek ciğeri susuzluk ateşinden parçalanmıştı.
    Şeyh Tusterî şöyle diyor: "İmam Hüseyin'in (a.s) susuzluk ateşi, onun dört uzvunu etkilemişti: Susuzluktan dudakları kupkuru olmuştu, ciğeri parçalanmıştı. Nitekim İmam (a.s), susuzluktan hayatından ümidini kestiği ve onların da İmam'ın bundan sonra artık yaşamayacağını fark ettikleri bir sırada onlara hitaben; "Bana bir damla su verin. Susuzluktan ciğerim parçalandı" dedi. İmam'ın dili, hadiste de geçtiği üzere, ağzında fazla döndüğünden yaralanmıştı. İmam'ın gözleri susuzluktan artık kararmıştı."[1]

    5- Ehl-i Beyt ve ashabından olan dostlarını kaybetmesi. İmam (a.s) onların çadırlarına baktığında onları boş olarak görünce derinden ah çeker ve onlara dertli bir şekilde seslenirdi.
    İnsanın ruhu, Resulullah'ın oğlunun çekmiş olduğu bu üzüntü ve kederden dolayı sıkışmakta ve parçalanmaktadır. Seyfuddin şöyle der: "İmam Hüseyin (a.s), Müslüman birinin duyup da kalbinin erimesi elinde olmayacağı bir mihnet ve belâyla karşılaştı."[2]

    İmam'ın Yardım Dilemesi

    İmtihana tabi tutulan İmam Hüseyin (a.s), üzüntü ve hasretle Ehl-i Beyt ve ashabına bir göz attı. Onların Kerbela kumları üzerinde kurbanlıklar gibi boğazlandıklarını, güneşin onları erittiğini ve diğer taraftan da ailesinin çığlıklar atarak yüksek sesle ağladıklarını görünce, Resulullah'ın ehl-i beytinin himayesi için şu sözlerle yardım dilemeye başladı: "Resulullah'ın haremini (ehl-i beytini) savunacak, hakkımızda Allah'tan korkacak ve bize yardımda bulunarak Allah'ın mükafatını umacak bir muvahhit ve bir yardımcı yok mu?"[3]

    İmam'ın (a.s) bu yardım dileme feryadı, kalpleri batıl üzere damgalanan ve günah bataklığına dalan kalpleri etkilemedi. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s) babasının yardım dilemesini duyunca, hemen yerinden kalkıp, şiddetli hastalığından kolayı asasına dayanarak İmam'a doğru hareket etmeye başladı. İmam (a.s) onu görünce, kız kardeşi Ümm-ü Gülüsüm'e; "Yeryüzünün Âl-i Muhammed neslinden boş kalmaması için onu tut" diye seslendi. Ümm-ü Gülüsüm de ona doğru koşarak onu yakalayıp kendi yerine geri döndürdü.[4]

    Süt Emen Bebeğin Şehit Edilmesi

    İmam Hüseyin'in sabrı nasıl bir sabırdı? Bu musibet ve gamlara nasıl tahammül edebildi? Şüphesiz bu sabır, bütün kâinatın kendisinden aciz olduğu bir sabırdır. Dağlar onun dehşetine dayanamaz dağılırdı. Başına gelen musibetlerin en acı ve en şiddetlisinden biri de süt emen oğlu Abdullah'ın musibetidir. Abdullah dolunay (ve nur topu) gibi bir çocuktu. İmam (a.s) susuzluktan onun bayıldığını gördü. Onun susuzluktan gözleri çöküp çukurlaşmıştı, susuzluğun şiddetinden dudakları kupkuru olmuştu. İmam (a.s), düşmanın duygusunu harekete geçirmek ve böylece onlardan bu bebeğe biri yudum su alabilmek için onu götürüp düşmanlara gösterdi. Abasıyla, -güneşin sıcağını önlemek için- ona gölgelik yapıyordu. Onlardan, bir miktar suyla onu ölüm tehlikesinden kurtarmalarını istedi. Ama mesh olmuş bu hayvanların kalpleri yumuşamadı. Hermele b. Kahil adındaki alçak ve zalim birisi, okunu ona taraf doğrultarak, alçak arkadaşlarının yanında alçakça güldüğü halde; "Al bunu onu suya kandır" dedi. Ok -ya Allah- bebeğin boğazını parçaladı. Ok bu bebeğe isabet eder etmez, ellerini kondaktan çıkararak, boğazlanmış bir kuş gibi babasının kucağında çırpınmaya başladı. Bebek, başını göğe doğru tutarak iki kat oldu ve böylece babasının kolları üzerinde can verdi… Bu öyle bir manzara ki, onun dehşetinden kalpler parçalanır ve diller düğümlenir… İmam (a.s) kanla dolu olan ellerini göğe doğru kaldırdı ve o kanları göğe doğru serpti. O kandan bir damla dahi yeryüzüne düşmedi. İmam Bakır'ın (a.s) buyurduğuna göre, İmam Hüseyin (a.s) o anda şöyle münacatta bulundu:
    "Bunun, Allah'ın gözleri karşısında olması başıma gelen musibeti hafifletti. Allah'ım, bu (kurbanlık) senin katında, Salih'in devesinin yavrusundan daha düşük olmasın. Allah'ım, yardımı (zaferi) bizden esirgemişsen, o halde ondan daha hayırlısını nasip eyle, zalimlerden intikamımızı al ve dünyada başımıza gelen musibeti ahirette azık kıl. Allah'ım, sen bunlara şahit ol; onlar, Resulün Muhammed'e en çok benzeyeni katlettiler."
    Sonra İmam (a.s) bineğinden inerek kılıcının kınıyla çocuğu için bir çukur kazdı. Kanına boyanmış oğlunu orada defnetti.
    Bir nakle göre; İmam (a.s) onun cenazesini, Ehl-i Beyt'ten olan diğer şehitlerin cenazesinin yanına bıraktı.[5]

    Ya Eba Abdullah! Hiçbir peygamberin bunların bazısıyla bile imtihan edilmediği ve yeryüzünde hiçbir muslihin başına gelmediği bu musibet ve belâlardan dolayı Allah sana mükafat versin.

    İmam'ın (a.s) Sebat ve Direnişi

    İmam (a.s) meydanda tek başına düşmanın karşısında durdu. İnsanı şaşkınlığa uğratan bu musibet ve felâketler, İmam'ın yakin ve imanını ve firdevs'ul-a'la menzillerine gidecek güvenini artırdı. İmam'ın evlat, ehl-i beyt ve ashabının şehit düşmesi, susuzluk ve kanının akmasından çektiği elem ve acılar, onun azmini gevşetmedi, Allah'ın seçtiği peygamber ve ulu'l-azimlerin direnişi gibi direnip sebat gösterdi.
    İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s, akılları şaşkınlığa uğratan babasının sabır ve sebatını şöyle anlatır: "Durum şiddetlendiğinde, İmam'ın rengi nur saçar, organları ise sakin ve sabit olurdu. Bazıları şöyle derdi: "Baksana nasıl da ölüme itina etmiyor."[6]
    Abdullah b. Ammar şöyle der: "Düşmanın toplu bir şekilde İmam'ın üzerine çullandığını gördüm. İmam da sağ tarafındakilere saldırdı, derken onlar korku ve dehşetle İmam'ın önünden kaçtılar. Allah'a andolsun ki, evlat ve ashabı öldürülen ezilmiş birisinin İmam'dan daha dayanıklı ve kalbi daha güçlü olan birisini görmedim. Allah'a andolsun ki, ne ondan önce ve ne de ondan sonra onun gibi birisini görmedim.[7]
    İmam (a.s) amansızca düşmana saldırıp şiddetle onlarla savaşıyordu. Sonra sol kola saldırarak şu recezi okudu:
    Ben Ali öğlu Hüseyin'im,
    İki kat olmayacağıma yemin etmişim.
    Babamın ailesini himaye ediyorum,
    Peygamber'in dini üzere hareket ediyorum.[8]

    Evet, sen Hüseyin'sin, senin şeref ve makamın bütün insanların dilinde dolaşıyor, senin şeref ve makamın dünyayı doldurmuştur. Sen bu dünyada, azim ve iradesinden dönmeyen yegâne birisisin. Sen boyun eğmedin, zelil olmadın, savaş yolunda zalim ve serkeşlerin kalelerini darmadağın ettin. Şüphesiz ceddin Resulullah'ın dini üzere hareket ettin. Sen bu dini yenileyensin. Sen olmasaydın din, hayat sahnesinde gölgesi olmayan mübhem bir şebeh (hayal, karartı) olurdu…
    İbn-i Hacer diyor ki, İmam Hüseyin (a.s) savaştığı halde şu beyitleri okuyordu:
    Ben, Âl-i Haşim'den hür olan Ali'nin oğluyum,
    Övündüğüm zaman iftihar açısından bu bana yeter.
    Ceddim, gelip geçenlerin en değerlisi olan Resulullah'tır,
    Biz insanların arasında Allah'ın ışık saçan kandiliyiz.
    Anam Fatıma Ahmed'in sülâlesidir,
    Amcam Cafer Zül-Cenah olarak çağrılmaktadır.
    Allah'ın kitabı sadık olarak bizim aramızda nazil olmuştur,
    Hidayet, vahiy ve hayır bizim aramızda anılmaktadır.[9]

    Ailesiyle Vedalaşması

    İmam Hüseyin (a.s), ailesiyle son kez vedalaşmak için, kanları aldığı yaralardan aktığı halde onların yanına gitti. Vahiy ve risalet ailesine şu sözleriyle, örtünme ve belaya hazırlanmalarını, sabır ve tahammül etmelerini ve Allah'ın kaza-kaderine teslim olmalarını emretti: "Belaya hazırlanın. Bilin ki şüphesiz Allah Teala sizin himayecinizdir, sizin koruyucunuzdur, yakında sizi düşmanın şerrinden kurtaracaktır, sizin akıbetinizi hayır kılacaktır, düşmanlarınızı çeşitli azaplarla azaplandıracaktır, bu bela ve musibetin karşılığında çeşitli nimet ve kerametler size bahşedecektir. O halde değerinizi eksilten sözleri ağzınıza almayın."[10]
    Devletler yok olur, köle edinmeler ortadan kalkır, medeniyetler fani olur, ama tarife sığmayan bu iman, bu hayatta kalmaya her mevcuttan daha lâyık ve daha uygundur. Hangi bir nefis bu çeşit musibet ve belâlara dayanabilir ve dayanaklık, hoşnutluk ve işleri Allah'a bırakarak ondan istikbal edebilir? Resulullah'ın (s.a.a) ümidi, reyhanesi ve kâmil şekli olan İmam Hüseyin'den başka kimse böyle olamaz.
    Resulullah'ın kızları İmam'ı bu durumda görünce, vedalaşmak için İmam'a sarıldılar. Şüphesiz dehşete kapılmışlardı ve korku onların renklerini kaçırmıştı. İmam (a.s), korkunun onların organlarını etkilediğini görünce kalbi yanıp tutuştu.
    İmam Kaşif'ul-Ğita şöyle der: "İmam Hüseyin'i kim sana tasvir edebilir! Şüphesiz belâ dalgaları O'nu sarmıştı ve her taftan musibetler O'nun üzerine çökmüştü. İşte böyle bir durumda, ailesi ve çocuklarından kalanlarla vedalaşmaya karar verdi. Derken Peygamber kadınları, Ali ve Zehra kızları için kurulan çadıra yaklaştı. Bu esnada perde arkasındaki kadınlar, korkuya kapılmış bağırtlak kuşlar gibi dışarı dökülerek kanında yüzen İmam'ın çevresini sardılar. Acaba o kadınların ve İmam'ın o korkunç halde nasıl bir durumda olduklarını düşünebilir misin? Onu düşünebildiğinde kalbin parçalanmaz, aklın sarsılmaz ve göz yaşların akmaz mı?"[11]

    İmam'ın (a.s) ailesiyle vedalaşma anındaki üzüntü ve mihneti, İmam'ın duçar olduğu bütün mihnet ve üzüntülerden daha şiddetli ve daha çetindi. Resulullah'ın (s.a.a) kızları yüzlerini tırmalıyor ve dizlerini dövüyorlardı. Ağlama feryatları göklere yükselmişti. Cedleri Resulullah'ı çağırıyorlardı. İmamla vedalaşmak için kendilerini O'nun üzerine atmışlardı. Şüphesiz bu korkunç manzara İmam'ın nefsinde Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği bir etki yarattı.
    Alçak Ömer b. Sa'd, silahlı güçlerine, İmam'a saldırmaya tahrik etmek için şöyle seslendi: "O, kendisi ve haremi (ailesi)yle meşgulken O'na saldırın. Andolsun ki o size saldırırsa, sağ cenahınız sol cenahınızdan ayırt edilmez (hepsini birbirine katar).
    Derken habis insanlar İmam'a saldırdılar, İmam'ı ok yağmuruna tuttular, oklar çadırların üzerine yağmaya başladı. Bazı oklar kadınların çarşaflarına bile isabet etti. Onlar da korkudan çadırlara sığındılar. Allah'ın hücceti olan İmam (a.s), öfkeli aslan gibi bu mesh olmuş (insanlıktan çıkan) bu alçaklara saldırarak onların başlarını kılıcıyla biçiyordu. Oklar da sağ ve soldan İmam'a isabet ediyordu. İmam da göğsü ve boğazıyla onları koruyordu. İmam'a pek çok ok isabet etti. Onlardan öldürücüleri şunlardı:  
    1- Bir ok, İmam'ın mübarek ağzına isabet ederek hazretin ağzını parçaladı. İmam (a.s) elini akan kanın altına tutarak o kanı göğe doğru serpti ve Allah'a hitaben şöyle dedi: "Allah'ım, kuşkusuz bu (musibet) senin yolunda pek azdır."[12]

    2- Bir ok da, nübüvvet ve imamet nuruyla parlayan alnına isabet etti. Bu oku, Ebu'l-Hutuf'il- Cu'fî İmam'a doğru attı. İmam (a.s), o oku çekip çıkardı. Derken alnından da kan akmaya başladı. İmam (a.s) ellerini göğe kaldırarak onlara şöyle beddua etti: "Allah'ım, şüphesiz sen, bu asi kullarından taraf ne durumda olduğumu görüyorsun. Allah'ım, onları bir bir say (hepsini cezalandır), onları dağıtarak öldür, yeryüzünde onlardan kimseyi baki bırakma, onları ebedi olarak affetme."
    Orduya da şöyle seslendi: "Ey kötü ümmet! Hz. Muhammed'e Ehl-i Beyt'i hakkında ne de kötü halef oldunuz. Bilin ki şüphesiz siz benden sonra bir kişiyi öldüremeyeceksiniz, onu öldürmekten korkacaksınız, ama beni öldürdüğünüzde onu öldürmek size kolay olacaktır. Allah'a and olsun ki şüphesiz ben, Allah'ın şahadetle bana ikramda bulunmasını umuyorum. Daha sonra benim sizden, bilincinde olmadığınız yerden intikamımı alacaktır…"[13]

    Onları meşakkatli ve sıkıntılı bir hayattan kurtaran Hz. Peygamber'in mükafatı, onun nesline sardırmaları ve onların kanlarını dökmeleri idi! Onlara karşı işledikleri cinayetler tüyleri diken diken etmekte ve gözlerden yaş akıtmaktadır. Allah Teala İmam'ın duasını kabul etti, O'nun düşmanlarından intikam aldı. Çok geçmeksizin fitne ve kasırgalar onları helâk etti. Büyük inkılâpçı Muhtar İmam'ın kanını talep etmek iöin kıyam etti. Onları takip ederek cezalandırıyordu. İmam'ın ölümünde katkısı olanlar korkudan çöllere kaçtılar. Muhtar'ın askerleri de onları takip ediyor ve tuttuklarını öldürüyorlardı.
    Zohrî şöyle diyor: "İmam Hüseyin'in katillerinden cezalanmamış kimse baki kalmadı. İmam'ın katilleri ya katledilme, ya kör olma, ya yüzü siyahlaşma ve çok kısa süre içerisinde ölüm meleğinin nazil olmasıyla cezalandılar."[14]

    3- İmam'a atılan okların en tehlikeli ve en büyüğü olan bir ok da İmam'ın kalbine isabet etti. Tarihçiler şöyle diyorlar: İmam (a.s), akan kanlardan kaynaklanan halsizlikten dolayı biraz dinlenmek için durdu. Bu sırada alçak birisi bir taş fırlatarak İmam'ın mübarek alnına vurdu. Kanlar İmam'ın yüzüne akmaya başladı. İmam (a.s), elbisesiyle gözlerine akan kanı temizlemek istediğinde, pisliğin biri üç şubeli olan bir oku İmam'a attı. Bu ok, bütün insanlara şefkat ve merhamet duyan İmam'ın mübarek kalbine isabet etti. İmam (a.s) bu okun isabet etmesiyle kesin ecelin yaklaşmasına yakin etti. Bundan dolayı gözlerini göğe doğru dikerek şöyle dedi: "Allah'ın adıyla, Allah'ın yardımıyla ve Resulullah'ın dini üzere… İhahî, şüphesiz sen biliyorsun ki onlar, yeryüzünde, ondan başka Hz. Peygamber'in kızının oğlu olmayan birisini öldürüyorlar."
    İmam (a.s) bu oku kalbinden çıkardığında kan oluk gibi akmaya başladı. İmam (a.s) o kanı avucuna toplayarak göğe doğru serpip şöyle dedi: "Bu, Allah'ın gözü önünde (huzurunda) olduğundan dolayı, bana nazil olan musibeti kolaylaştırdı."
    Sonra İmam (a.s) o mübarek kandan yüzüne ve sakalına sürdü. İmam (a.s), peygamberlerin heybetini andıran bu heybetiyle şöyle demeye başladı: "Allah Teala'yı ve ceddim Resulullah'ı mülakat edene dek bu halde –yani kanıma boyanmış bir vaziyette- olacağım…"[15]

    4- Hüsayn b. Numeyr İmam'a doğru bir ok attı, bu ok İmam'ın mübarek ağzına isabet etti. Derken kan fışkırmaya başladı. İmam (a.s), o kanı avucunda alarak göğe doğru serpti. İmam (a.s) bu cinayetkarlara şöyle beddua etti: "Allah'ım, onları, (cezalandırmak için) birbir say, dağınıklığa uğratarak onları öldür ve yeryüzünde onlardan hiçbirini baki (sağ) bırakma."[16]

    İmam'ın mübarek bedenine o kadar ok isabet etti ki, O da onların bir parçası haline geldi. Kanların akması ve susuzluğun şiddeti, İmam'ı aciz bir duruma düşürdü. Derken yere oturdu. Ağrıların şiddetinden boynunu aşağı eğdiği bir sırada, habis ve pislik olan Malik b. Nesir İmam'a saldırdı, hazrete hakaret etti ve kılıcıyla İmam'ı kaldırırken hazretin üzerindeki bornos kanla doldu. İmam (a.s) öfkeyle ona bakarak şöyle beddua etti: "Sağ elinle yeyip içmeyesin ve Allah seni zalimlerle haşretsin."
    İmam (a.s) bornosu çıkarıp attığında bu azgın ona doğru koşup onu eline aldı. Eline alır almaz da elleri çolak oldu.[17]

    Allah'la Münacatı

    İmam Hüseyin (a.s) bu son onlarda artık Allah'a yöneldi. Kırık bir kalple Allah'a yalvarıp yakarıyor ve karşılaştıkları üzüntü ve musibetlerden O'na şikâyet ederek şöyle diyordu:
    "Ey kendisinden başka ilah olmayan Allah! Senin kaza ve kaderinin karşısında sabrediyorum. Ey imdat dileyenlerin imdatçısı! Benim senden başka bir Rabbim ve bir mabudum yoktur. Senin hükmüne sabrediyorum. Ey yardımcısı olmayanın yardımcısı! Ey daimi olup faniliği olmayan! Ey ölüleri dirilten! Ey her nefse kaim (sütün) olan! Benimle bunların arasında hükmet. Şüphesiz sen hükmedenlerin en üstünüsün."[18]

    Bütün organlarına işleyen iman, İmam'ın en önemli unsurlarından idi. İmam (a.s) Allah'a sarıldı, O'nun hükmüne sabretti, karşılaştığı bütün musibet ve üzüntüleri O'na bıraktı ve sahip olduğu bu derin iman, başına gelen bütün musibetleri İmam'a unutturdu.  

    İmam'a Saldırı

    Yeryüzünün pisliğini ve alçakların habisliğini taşıyan bu azgın ve cinayetkar grup, her taraftan Resulullah'ın gülüne saldırdı. -Ya Allah!- Kılıç ve mızraklarla İmam'ı dürtüyorlardı. Zer'at b. Şerik et-Temimî İmam'ın sol koluna bir darbe vurdu. Diğer bir alçak da İmam'ın boynuna vurdu. İmam'ın düşmanlarından en kinlisi, habis Sinan b. Enes'ti. Sinan bazen İmam'ı kılıcıyla vuruyor, bazen de mızrağıyla dürtüyordu ve yaptığı hareketleri övünerek Haccac'a anlatarak şöyle diyordu: "Mızrağımla ona destek oluyor ve kılıçla da onu kesiyordum." Haccac onun bu katılığından rahatsız olarak yüksek bir sesle şöyle dedi: "Bil ki şüphesiz siz, kesinlikle bir odada bir araya gelmeyeceksiniz."[19]
    Allah'ın düşmanları her taraftan İmam'ı sardılar. İmam'ın temiz kanı onların kılıçlarından damlıyordu. Bazı tarihçiler şöyle diyorlar: İslam'da hiçbir kimse İmam Hüseyin (a.s) gibi vurulmadı. Kılıç, mızrak ve okla 120 yara İmam'a vurulduğu görülmüştür.[20]

    İmam (a.s) bir müddet öylece topraklar üzerinde kaldı. Herkes İmam'ı öldürmekten sakındı. İmam'ın heybeti hemen kalpleri sarıyordu. Hatta İmam'ın düşmanlarından bazıları O'nun hakkında şöyle demiştir. "O'nun yüzünün nuru ve güzelliği bizi onu öldürmeyi düşünmekten alı koymuştu."
    Bir adam İmam'a yaklaştığında, O'nu öldürmekten kerahet ederek geri dönüyordu.[21]

    Resulullah'ın torunu Zeynep (a.s), kardeşi ve ailesinin geriye kalanına ağladığı halde çok perişan bir vaziyette çadırdan dışarı çıktı ve ruhu erircesine (bedeninden çıkarcasına) şöyle derdi: "Keşke gök yeryüzüne düşseydi."
    Ömer b. Sa'd'a doğru giderek şöyle seslendi: "Ey Ömer! Sen kendisine baktığın halde Ebu Abdullah'ın (İmam Hüseyin'in) öldürülmesine razı mı oldun?"
    Habis Ömer b. Sa'd, gözyaşları uğursuz sakalına aktığı halde yavaşça yüzünü ondan çevirdi.[22]
    Zeynep (s.a), böyle bir halde, sabır örneği olan kardeşine bakmaya gitmedi. Derken korku ve dehşete kapılan çocuk ve kadınları gözetmek için çadırına geri döndü.
    İmam (a.s) uzun bir müddet öylece topraklar üzerinde kaldı. Yaralar ve kanın akması İmamı aciz ve çok zor bir durumda bırakmıştı. İmam (a.s) bu halde cani katillere şöyle seslendi: "Beni öldürmek için mi toplanıyorsunuz? Bilin ki, Allah'a and olsun ki, benden sonra Allah'ın kullarından birini öldüremeyeceksiniz. Allah'a yemin ederim ki, şüphesiz ben, Allah'ın, sizi hakir kılmakla bana ikramda bulunacağını ve daha sonra farkında olmadığınız bir yerden sizden intikamımı alacağını ümit ediyorum…"
    Günahkâr ve şaki Sinan b. Enes, kılıcını çekerek kimsenin İmam'a yaklaşmasına izin vermiyordu. Zira o, başka birisinin İmam'ın başını keserek İbn-i Mercane'ye götürmesinden ve neticede efendisinin mükâfatından mahrum kalacağından korktuğu için bu şekilde davranıyordu.
    Sonuçta İmam'ın dudaklarında rıza (hoşnutluk), itminan ve kendisini ebedileştiren zafer tebessümü olduğu halde başı bedeninden ayrıldı.
    Şüphesiz İmam (a.s) ruhunu, Kur'an'a ve insanlığı yücelten her şeref, izzet ve onurluğa değer ve bedel olmak için feda etti… İşte İmam (a.s), oğul, aile ve ashabının musibetine duçar olduktan sonra çok mazlum ve garip bir şekilde katledildi ve ailesi karşısında susuz bir halde boğazlandı. Hangi değer ve bedel, İmam'ın Allah'ın rızası için takdim ettiği bu değer ve bedelden daha değerli olabilir?
    Şüphesiz İmam (a.s) büyük kurban takdim etmekle Allah'la ticaret yaptı. Gerçekten İmam'ın ticareti kârlı bir ticaretti. Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, öldürülürler. (Bu) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır."[23]
    Gerçek şu ki İmam (a.s) ticaretiyle kazanç elde etti, kimsenin erişemeyeceği bir iftihara nail oldu. Hakkın şehitleri ailesinde, İmam'ın eriştiği makam, şeref ve ebedilileşmeye kimse erişememiştir. İşte dünya O'nu haykırarak anmakta ve O'nun kutsal haremi yeryüzünde en izzetli harem olmuştur.
    Şüphesiz İmam (a.s) İslam bayrağını, canının feda etmesiyle yüceltti. O bayrak İmam'ın, ehl-i beyti ve ashabından olan şehitlerin kanıyla boyandı. Bu bayrak, bu evren sahnesinde ışık saçmakta ve yeryüzü insanlarının yüzüne, hürriyet ve kerametleri (izzet ve değerleri) için değerli ufuklar açmaktadır.
    ____________________
    Kaynakça:
    [1] - El-Hasais'ul- Hüseyniyye, s. 60
    [2] - Hayat'ul- İmam'il- Hüseyin, c. 3, s. 374
    [3] - Dürr'ül-Efkar, fî Vasf'is-Sıfvet'il-Ehyar, Ebu'l- Fütuh b. Sadaka, s.38
    [4] - Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 222
    [5] - Maktel'ul- Hüseyin, Mukarrem, s. 333
    [6] - Hasais'ul- Huseyniyye, Tusteri, s. 39
    [7] - Tarih-i İbn-i Kesir, c. 8, s. 188
    [8] - Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 223
    [9] - Savaik'ul- Muhrika, s. 117-118; Cevheret'ul- Kelam fî Medh'is- Sadet'il-A'lam, s. 119
    [10] - Maktel'ul- Hüseyin, el-Mukarrem, s. 337
    [11] - Cennet'ul- Muva, s. 115
    [12] - Dürr'ün-Neziym, s. 168
    [13] - Maktel'ul- Huseyin, el-Mukarrem, s. 339
    [14] - Uyun'ul- Ahbar, İbn-i Kuteybe, c. 1, s. 103-104
    [15] - Maktel-i Harezmî, c. 2, s. 34
    [16] - Ensab'ul- Eşraf, c. 1, s. 240
    [17] - Maktel-i Harezmî, c. 2, s. 34; Ensab'ul- Eşraf, c. 3, s. 203
    [18] - Maktel'ul- Hüseyin, el-Mukarrem, s. 345
    [19] - Mecma'uz- Zevaid, c. 9, s. 194
    [20] - El-Hadaik'ul- Verdiyye, c. 1, s. 126
    [21] - Ensab'ul- Eşraf, c. 3, s. 203
    [22] - Cevahir'ul- Metalib, fî Menakıb'il- İmam Ali b. Ebi Talib, s. 139
    [23] - Tevbe/111

     
     
  • مطالب مرتبط
  •  
    نام :
    نام خانوادگی :
    ایمیل :
     
    متن :
    متوسط امتیاز :
    %0
    تعداد آراء :
    0
    امتیاز شما :
     

     
     
     
     
     
     

    آدرس: قم - روبروی شبستان امام خمینی(ره) - دفتر آیت الله العظمی شاهرودی (دام ظله)

    تلفن: 7730490 3، 7744327 3- 025 فکس: 7741170 3- 025  

    پست الکترونیک: info@shahroudi.net / esteftaa.shahroudi.com@gmail.com