پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
 
 
 
Wednesday 12 December 2018 - الأربعاء 04 ربيع الثاني 1440 - چهارشنبه 21 9 1397
 
 
 
 
 
 
 
 
  • İMAM HÜSEYİN’İN (A.S) KISACA BİYOGRAFİSİ   
  • 1389-04-08 20:42:47  
  • تعداد بازدید : 97   
  • ارسال به دوستان
  •  
  •  
  • Adı: Hüseyin (a.s).
    Lakapları: Raşid, Tayyib, Vefî, Zekî, Mübarek, Sibt, Seyyid ve Seyyid’üş- Şüheda.
    Künyesi: Ebu Abdullah.
    Baba-Ana: Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma (s.a).
    Doğumu: Hicretin dördüncü yılı Şaban ayının üçüncü veya beşinci günü Medine’de gözlerini dünyaya açtı..
    Zamanının Halifesi: Muaviye ve Yezit
    İmameti: 11 yıl
    Şahadeti: Hicretin 61. yılı, Muharrem ayının 10. günü 57 yaşında iken şahadete erişti.
    Mezarı: Kerbela
    Yaşam Dönemi:
    1) Peygamberle geçirdiği dönem (yaklaşık 7 yıl).
    2) Babası İmam Ali ile geçirdiği dönem (30 yıl)
    3) İmam Hasan ile geçirdiği dönem (10 yıl).
    4) İmamet dönemi (11 yıl).
    Çocukları: Tarihçiler İmam Hüseyin (a.s)’ın 6, 9 ve 10 çocuğu olduğunu yazmışlardır. Şeyh Mufid ise şunların isimlerini zikrediyor:
    1- Anası İran şahı Yezdcerd'in kızı olan Ali Ekber.
    2- Anası Ebu Murre b. Urvet b. Mes’ud Sakefi’nin kızı Leyla olan Abdullah (Ali Esğer).
    3- Anası Kuzâa kabilesinden olan Câfer . Cafer İmamın hayatı esnasında yaşamını yitirmiştir.
    4- Anası Rubab olan ve daha küçücük bir bebek iken babasının kucağında oklanarak şehit edilen Abdullah.
    5- Anası Kilab kabilesinden İmri’ül-Kays b. Adiy’in kızı Rübab olan Sekine.
    6- Anası Talha b. Ubeydullah’ın kızı Ümmü İshak olan Fatıma.

    İMAM HÜSEYİN (A.S)

    Yaratıklarında ortağı olmayan, azametinde benzeri bulunmayan, rüzgarı estiren, sabahı karanlıktan yarıp çıkaran, kudretiyle birlikte affı, gazabıyla birlikte büyük sabrı olan, yaratan, rızk veren, fazl ve nimet sahibi olan, izzetiyle izzetlileri mağlup eden, azametliler O'nun azameti karşısında boyun eğen, kudretiyle istediğine yetişen, çağırırken icabet eden, isyan edildiği halde ayıpları örten, verdiği nimetlere karşılık şükretmedikleri halde büyük nimetler bağışlayan, korkanlara güven veren, mustaz'afları yücelten, zorbaların belini kıran, zalimleri cezalandıran, imdat dileyenlerin imdadına yetişen ve muhtaçların mercisi olan Allah'a hamt ediyor, tesbih ederek de O'nu anıyorum.
    Hz. Muhammed (s.a.a)'in de O'nun elçisi, peygamberlerinin sonuncusu ve yaratıklarının en üstünü olduğuna şehadet ediyorum; yine Hz. Peygamber'in Ehl-i Beyt'inin Allah'ın seçkin kulları, O Hazretin nur-u dideleri, ümmetin kurtuluş gemileri, ihtilaftan korunabilmek için de birer vesile ve hüccetler olduklarına tanıklık ediyorum. Allah'ım, ben O'nların dostlarıyla dost, düşmanlarıyla da kıyamete dek düşmanım. Allah'ım O'nlara salat ve selam gönder, O'nların hedeflerini gerçekleştir, O'nların düşmanlarını ise yeryüzünden silip at.
    Ehl-i Beyt'in beşinci ferdi olan İmam Hüseyin (a.s)'ı tanımanın en güzel yolu, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt'inin O'nun hakkındaki hadisleri ve kendisinin de buyurmuş olduğu sözleri teenni ile canı gönülden okumak ve onların üzerinde iyice düşünmektir. Biz bu hedefle hareket ederek İmam Hüseyin (a.s)'ın faziletlerinden örnekler nakledeceğiz, sonra İmam (a.s)'ın kendi sözleriyle kıyamının sebeplerini açıklayacağız ve daha sonra İmam (a.s)'a ağlamak ve O'na yas tutmakla ilgili hadisleri Ehl-i Sünnet ve Şia kaynaklarından aktarmaya çalışacağız.

    İmam Hüseyin (a.s)'ın Faziletlerinden Örnekler

    Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim; Hüseyin'i seveni Allah sevsin." [1]
    Resulullah (s.a.a) bir gün İmam Hüseyin'in elinden tutarak şöyle buyurdular:
    "Ey cemaat! Bu Hüseyin b. Ali'dir; O'nu tanıyın; canım elinde olan Allah'a andolsun ki Hüseyin cennettedir, O'nu sevenler de cennettedir, O'nu sevenleri sevenler de cennettedir." [2]
    Bir gün İmam Hasan'la İmam Hüseyin (a.s) anneleriyle birlikte Resulullah (s.a.a)'i görmek için Aişe'nin evine gittiler. Resulullah (s.a.a) uyumuş olduğundan dolayı Fatıma (a.s); "Şimdi ceddiniz yatmış, başka bir saatte Hazretin yanına gelelim" buyurdular. Ama İmam Hasan'la İmam Hüseyin; "Biz ceddimizden ayrılamayız" diyerek birisi Resulullah'ın sağ kolu, diğeri ise sol kolu üzerinde yattılar. Fatıma (a.s) O'nların yattığını görünce kendi evine döndü. İmam Hasan'la İmam Hüseyin (a.s) uykudan ayılınca Aişe'den annelerinin nerede olduğunu sordular, o da; "Siz yattığınızda evinize döndü" dedi.
    Bunun üzerine İmam Hasan'la İmam Hüseyin (a.s) karanlık ve şimşekli olan o gecede evden dışarı çıkıp gittiler...
    Resulullah (s.a.a) uykudan uyanınca onların oraya gelip yalnız başlarına evlerine döndüklerini öğrenince, hemen Fatıma (a.s)'ın evine gitti. Ama onları orada bulamayınca onları aramaya koyuldu; nihayet onları Beni Neccar bahçesinin önünde yatmış olarak gördü; derken İmam Hasan'ı sağ omzuna, İmam Hüseyin'i de sol omzuna alarak eve doğru hareket etti. Bu arada İmam Ali (a.s) da Resulullah'a ulaştı. Ashaptan bazıları da Resulullah'la karşılaştıklarında; "Babam anam sana feda olsun, hafif olmanız için torunlarınızdan birini bize verin" dediklerinde, Resulullah (s.a.a); "Siz gidiniz, Allah sizin sözünüzü duydu ve makamınızı tanıdı" buyurarak vermekten kaçınıyordu...
    İmam Ali (a.s) da; "Ya Resulellah, anam ve babam sana feda olsun, hafiflemen için onlardan birini bana veriniz" dediğinde Resulullah (s.a.a) İmam Hasan'a dönüp; "Ya Hasan, babanın omzuna gitmek istiyor musun?" diye sordu. İmam Hasan; "Ey dede, vallahi senin omzunu babamın omzundan daha çok seviyorum" dedi. Sonra İmam Hüseyin'e dönerek; "Ya Hüseyin, babanın omzuna gitmek istiyor musun?" diye sordu. İmam Hüseyin de; "Ey dede, ben de kardeşimin dediğini diyorum, senin omzunda olmayı babamın omzunda olmaktan daha çok seviyorum." dedi. Resulullah (s.a.a) onları öylece omzunda Fatıma (a.s)'ın evine götürdü..." [3]
    Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
    "Kim cennet gençlerinin efendisine bakmak istiyorsa, Hüseyin b. Ali'ye baksın." [4]
    İmam Sadık (a.s)'dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
    "Resulullah (s.a.a) namaza durmuştu, Hüseyin b. Ali (a.s) da kenarında idi; derken Resulullah (s.a.a) tekbir getirdi. Ama Hüseyin (a.s) (dili tam açılmadığından) tekbir getiremedi. Resulullah (s.a.a) İmam Hüseyin'in tekbir getirebilmesi için onu yedi kez tekrarladı; yedicisinde İmam Hüseyin de tekbir getirdi; işte bundan dolayı (namaza başlamadan önce) yedi kez tekbir getirmek sünnet oldu." [5]
    Bir gün Resulullah (s.a.a) Fatıma (a.s)'ın evine gidip; "Ya Fatıma, bugün baban senin konuğundur" buyurdular. Fatıma (a.s) cevaben; "Ya Resulellah! Hasan ve Hüseyin benden yiyecek istiyorlar, ama ben onların açlığını gidermek için bir şey bulamadım." dedi. Daha sonra Resulullah (s.a.a) içeri girip Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Fatıma'yla birlikte oturdu. Ama Fatıma (a.s) şaşkınlık içerisinde kalmıştı, ne yapacağını bilmiyordu.
    Daha sonra Resulullah (s.a.a) yüzünü göğe çevirdi, derken Cebrail nazil olup şöyle dedi: "Ey Muhammed! Aliyy'ul-A'la (yüceler yücesi olan Allah) sana selam söylüyor ve şöyle buyuruyor: ‘Ey Muhammed! Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'e de ki; cennet meyvelerinden hangisini canınız istiyor?"
    Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: "Ey Ali! Ey Fatıma, Ey Hasan, Ey Hüseyin! Aziz Allah sizin aç olduğunuzu bildi, o halde cennet meyvelerinden hangisini istiyorsunuz?" Hiç kimse utancığından cevap vermedi. Bu esnada İmam Hüseyin (a.s) şöyle dedi: "Ey baba, Ey Emir'ul-Muminin, ey alemlerin hanım efendisi olan anne, ey kardeş Hasan, sizin izninizle, cennet meyvelerinden sizin için bir şey seçeyim mi?" Hepsi birlikte; "Ey Hüseyin! Sen ne istesen ve bizim için ne seçsen biz ona razıyız." dediler.
    İmam Hüseyin (a.s) sonra şöyle dedi: "Ya Resulellah! Cebrail'e de ki, biz yeni yetişen hurma istiyoruz." Resulullah (s.a.a) buyurdular ki; "Allah onu bildi." Sonra Resulullah (s.a.a); "Ey Fatıma, kalk mutfağa git, hazır olanı bize getir." buyurdular. Fatıma (a.s) mutfağa gidip üzeri yeşil örtüyle örtülen billurdan bir tabak gördü, içerisinde mevsimi olmayan yepyeni hurma vardı. Onu Resulullah'ın yanına getirdi. Resulullah (s.a.a); "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek o hurmalardan bir tanesini alıp Hüseyin (a.s)'ın ağzına bırakarak; "Afiyet olsun ya Hüseyin" buyurdu, Sonra Hasan (a.s)'ın, sonra Fatıma (a.s)'ın, daha sonra da Ali (a.s)'ın ağızlarına birer hurma bırakarak hepsinin adını dile getirip; "Yiyin, afiyet olsun" buyuruyordu..." [6]

    İmam Hüseyin'in Kıyamının Sebepleri

    İmam Hüseyin (a.s)'ın kıyamının sebeplerini O'nun kendi sözlerinde aramak gerekir. İmam Hüseyin (a.s)'ın kendisi ne için kıyam ettiğini herkesten daha iyi biliyordu. İmam Hüseyin (a.s) Mervan'nın; "Hemen Yezid'e biat et; çünkü bu iş, hem dinin hem de dünyan için daha faydalıdır" sözüne karşılık şöyle buyurdular: "İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Müslümanlar, Yezid gibi bir hükümdara duçar olduğunda artık İslam'la vedalaşmak gerekir..." [7]
    İmam Hüseyin (a.s) "Beyza" konağında bir fırsat bularak Hürr'ün askerlerine bazı gerçekleri anlatıp kıyam ve hareketinin asıl sebebini şöyle açıklamıştır:
    "Ey insanlar! Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: "Kim Allah'ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün sünnetine muhalif olan, kulları arasında günah ve haksızlık yapan zalim bir yönetici görür, ameli ve sözüyle ona karşı muhalefet etmezse Allah Teala böyle bir adamı, o zalimi sokacağı yere (cehenneme) sokar."
    Ey insanlar! Bilin ki bunlar (Beni Ümeyye) Allah'ın itaatini terk edip şeytanın itaatine sarıldılar. Fesadı yayıp İlahi sınırları tatil ettiler. Fey'i (Peygamber'in ailesine mahsus olan ganimeti) kendilerine ayırdılar. Allah'ın haramını helal, helalını da haram ettiler. Ben Müslüman toplumu hidayet etmeğe ve onlara önderlik yapmaya, ceddimin dinini değiştiren fasitlerden daha layığım..." [8]
    Kays b. Eş'as; "Neden Yezid'e biat etmiyorsun?" dediğinde İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdular:
    "Allah'a andolsun ki, ben onlara zillet elini vermeyeceğim; köleler gibi de önlerinden kaçmayacağım."[9]
    İmam Hüseyin (a.s), "Aşura" günündeki ikinci konuşmasında şöyle buyurdu:
    "Bilin ki zina zade oğlu zina zade (Ubeydullah b. Ziyad) bizi iki şey; "Kılıç ve zillet" arasında bırakmıştır; zillete gelince o bizden uzaktır; ne Allah, ne Peygamberi, ne de müminler bunu kabul ederler, ne etekleri pâk ve tahir olan anneler (Hz. Fatıma ve Hz. Hatice), ne de izzet-i nefsi olan kimseler alçak kimselerin itaatini kerim kişilerin şahadetine tercih etmeği reva görürler. Bilin ki ben hücceti tamamladım ve size olan inzar görevimi yerine getirdim. Ben aile fertlerimin azalmasına ve yardımcıların da yardım etmemesine rağmen hedefime doğru yürümeğe devam edeceğim." [10]
    İmam Hüseyin (a.s) kardeşi Muhammed-i Hanefiyye'ye verdiği vasiyetnamesinde şöyle yazmıştır:
    "...Ben azgınlık, makam, fesat, ve zulüm yapmak için Medine'den ayrılmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, ceddim Resulullah (s.a.a) ve babam Ali (a.s)'ın yolunda devam etmek için kıyam ettim. Öyleyse kim bu gerçeği benden kabul ederse (bana itaatte bulunursa), Allah'ın yolunu kabul etmiştir; kim de reddederse, Allah benimle bu kavmin arasında hükmedene kadar sabrederim (kendi yolumu tutup giderim); Allah hükmedenlerin en hayırlısıdır..." [11]

    Ehl-i Sünnet Ve Şia Kitaplarında İmam Hüseyin'e Ağlamakla İlgili Hadisler

    Ehl-i Sünnet ve Şia kitaplarında İmam Hüseyin (a.s)'a ağlamak ve O'na yas tutmakla ilgili oldukça çok hadis vardır. Ama biz o hadislerden bir kaçını okuyuculara aktarmaya çalışacağız. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyen, bu konuda yazılmış olan Arapça ve Türkçe kitaplara başvurabilirler.
    Hafız Ahmed b. Hüseyin Beyhaki, Umeyr kızı Esma'dan şöyle naklediyor:
    "Hüseyin dünyaya geldiğinde Resulullah (s.a.a) yanıma gelerek; "Ey Esma! Çocuğumu bana getir" diye buyurdu. Ben Hüseyin'i beyaz bir kundağa sararak Resulullah'a götürdüm. Resulullah (s.a.a) onun sağ kulağına ezan, sol kulağına ikamet okuduktan sonra Hüseyin'i bana verdi ve ağlamaya başladı. Resulullah'a; "Anam babam sana feda olsun Ey Allah'ın Resulü, ağlamanızın sebebi nedir?" diye sorduğumda, alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber; "Bu çocuğuma (İmam Hüseyin'e) ağlıyorum" diye cevap verdi..." [12]
    Hakim Nişaburi, Haris'in kızı Ümm'ül- Fazl'dan şöyle rivayet ediyor:
    "...Bir gün Hüseyin (a.s)'ı Hz. Resulullah (s.a.a)'in yanına götürüp onu Peygamber'in kucağına verdiğimde Hazretin yüzünü diğer tarafa çevirerek ağladığını gördüm. Bunun üzerine; "Ya Resulellah! Anam babam sana feda olsun, size ne oldu (niçin ağlıyorsunuz?) diye sorduğumda şöyle buyurdular:
    "Cebrail şimdi yanıma gelerek ümmetimin bu çocuğumu öldüreceğini bana haber verdi... Daha sonra Cebrail Hüseyin'in katligahından kan renkli olan bir avuç toprak bana getirdi." [13]
    İbn-i Sa'd "Tabakat'ul-Kubra" adlı kitabında Aişe'den şöyle naklediyor:
    "Resulullah (s.a.a)'in bir gün uyuduğu sırada Hüseyin içeriye girdi ve Resulullah'a doğru yürümeğe başladı. Ben onu Resulullah'dan uzaklaştırıp işimin başına döndükten sonra Hüseyin tekrar iki alem serverinin yanına yaklaştı. Bu sırada Hz. Peygamber ağlar bir şekilde uykudan uyandı. Niçin ağlıyorsunuz? dediğimde; "Cebrail Hüseyin'in şehit düşeceği yerin toprağını bana gösterdi. Allah'ın gazabı onun kanını dökenlere çok şiddetlidir" diye buyurdu..."[14]
    Ahmed b. Hanbel Müsned'inde[15] Abdullah b. Neci'den, o da babasından şöyle naklediyor:
    "Hz. Ali (a.s) ile Sıffîn savaşına hareket ediyorduk. "Neyneva" denen yere vardığımızda Hz. Ali şöyle seslendi: "Ey Eba Abdillah! (İmam Hüseyin'in künyesi) Fırat nehri kenarında sabırlı ol! Ey Eba Abdillah, sabırlı ol!"
    Neci diyor ki: Meselenin ne olduğunu sorduğumda Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdular:
    "Bir gün Resulullah (s.a.a)'in yanına vardığımda O'nun ağladığını gördüm ve; "Ey Allah'ın Peygamber'i sizi birisi sinirlendirdiğinden dolayı mı ağlıyorsunuz?" diye sorduğumda şöyle buyurdular:
    "Hayır, Cebrail sen gelmeden biraz önce buradan gitti ve Hüseyin'in Fırat nehrinin yanında şehit olacağı haberini bana verdi. Cebrail bana; "O'nun (Hüseyin'in) türbesini görmek ister misin?" dediğinde "Evet" dedim. O da elini uzattı ve bana bir avuç toprak verdi. İşte bu yüzden ağladım." [16]
    İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
    "Ali b. Hüseyin (a.s), yirmi (başka bir hadise göre kırk) yıl boyunca babasına ağladı. Önüne ne zaman yemek bırakılsaydı ağlardı. Bir defasında İmam'ın hizmetçisi şöyle dedi:
    "Ey Resulullah'ın oğlu, canım sana feda olsun, ben helak olmanızdan korkuyorum." İmam (a.s) şöyle buyurdular: "Ben üzüntü ve kederimi Allah'a açıyorum; ben Fatıma (a.s)'ın evlatlarının katligahını hatırladığımda, üzüntü nefesimi tıkıyor."
    Başka bir rivayette de kölenin İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s)'a şöyle dediği nakledilmiştir:
    "Ey mevlam! Üzüntünüzün son bulma zamanı ulaşmamış mıdır?" İmam (a.s) onun bu sözüne karşılık şöyle buyurdular:
    "Vay senin haline! Yakub b. İshak (a.s) peygamber oğlu bir peygamber idi; onun on iki oğlu vardı, Allah Teala onlardan birini gaybete çekince ağlamaktan gözlerine ak indi, gamdan beli büküldü; oysa oğlu dünyada yaşıyordu. Ama ben babam, kardeşim, amcam ve ailemden olan on yedi kişinin etrafımda katledilmiş naaşlarını gördüm; o halde benim gam ve hüznüm nasıl son bulabilir!" [17]
    _____________________________
    Kaynakça:
    [1] - Sünen-i Tirmizi, c. 5, s. 324.
    [2] - Bihar'ul-Envar, c. 43, s. 262
    [3] - a.g.e, c. 43, s. 266.
    [4] - a.g.e, c. 43, s. 298.
    [5] - a.g.e, c. 43, s. 307.
    [6] - a.g.e, c. 43, s. 310.
    [7] - Lühuf ve diğer kitaplar.
    [8] - Taberi, c. 7, s. 297. Kamil-i İbn-i Esir, c. 3, s. 280.
    [9] - Ensab'ul-Eşraf, c. 3, s. 188.
    [10] - Maktel-i Harezmi, c. 2, s. 7-8.
    [11] - a.g.e, c. 1, s. 188. Maktel-i Avalim, s. 54.
    [12] - Maktel'ul-Huseyn, c. 1, s. 87-88. Zehair'ul-Ukba, s. 119.
    [13] - Müstedrek'us-Sahihayn, c. 3, s. 176. Hz. Peygamber'in Ümmü Seleme'nin evinde ağladığını anlatan diğer kaynaklar da şunlardır: Zehair'ul-Ukba, s. 147. Fusul'ul-Muhimme, s. 154. Sırat'us-Seviyy, s. 94. Mecma'uz- Zevaid, c. 9, s. 118-119. Kenz'ul-Ummal, c. 6, s. 223. Müstedrek'us-Sahihayn, c. 4, s. 398.
    [14] - Hz. Peygamber'in Aişe'nin evinde bulunduğu zamanlar Hüseyin'e ağladığı şu kaynaklarda da geçmektedir:
    Mucem'ul-Kebir; Hz. Hüseyin'in hayatıyla ilgili bölüm. Müsned-i Ahmed, c. 6, s. 294. Haysemi "el-Mecma", c. 9, s. 187. Sevaik'ul-Muhrika, s. 115. Mecma'uz Zevaid, c. 9, s. 187-188. Suyuti "Hasais", c. 2, s. 125-126.
    [15] - Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 60-61'de.
    [16] - Müsned-i Ahmed, c. 2, s. 60-61. El- Musannef, c. 12; Tabakat-ı İbn-i Sa'd; Müsned-i Ebu Ya'li; Mucem'ul-Kebir; Zehair'ul-Ukba, s. 148; Cami'us-Sağir, c. 1, s. 13; Sevaik'ul-Muhrika, s. 115.
    [17] - Bihar'ul-Envar, c. 46, s. 108.

     
     
  • مطالب مرتبط
  •  
    نام :
    نام خانوادگی :
    ایمیل :
     
    متن :
    متوسط امتیاز :
    %0
    تعداد آراء :
    0
    امتیاز شما :
     

     
     
     
     
     
     

    آدرس: قم - روبروی شبستان امام خمینی(ره) - دفتر آیت الله العظمی شاهرودی (دام ظله)

    تلفن: 7730490 3، 7744327 3- 025 فکس: 7741170 3- 025  

    پست الکترونیک: info@shahroudi.net / esteftaa.shahroudi.com@gmail.com