پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
 
 
 
Monday 19 August 2019 - الإثنين 17 ذو الحجة 1440 - دوشنبه 28 5 1398
 
 
 
 
 
 
 
 
  • İBRETLİ ÖYKÜLER  
  • 1389-03-27 21:0:21  
  • تعداد بازدید : 117   
  • ارسال به دوستان
  •  
  •  

  • 1- Memun Ve Hırsız

    Muhammed b. Sinan şöyle naklediyor:
    Horasan’da mevlam Hz. Rıza (a.s)’ın yanında idim. Memun o zamanları genellikle İmam Rıza (a.s)’ı sağ tarafında oturtuyordu.
    Memun’a bir adamın hırsızlık yaptığını bildirdiler. Memun o adamın ihzar edilmesini emretti. Hazır olduğunda Memun, alnındaki secde izinden dolayı onu zahitler kıyafetinde gördü. Bundan dolayı hırsıza: “Öf bu güzel ize ve bu çirkin işe! Acaba (alnındaki) gördüğüm bu güzel eser ve zahitlik simasıyla mı seni hırsızlık yamakla suçluyorlar?”
    Sofu adam- “Ben bu işi (hırsızlığı) çaresiz olduğumdan dolayı yaptım. Çünkü sen, humus ve ganimetlerden benim payımı vermekten çekinmişsin!”
    Memun- “Senin humus ve ganimetlerde ne hakkın vardır?”
    Sofu- “Allah-u Teala humusu beş yere taksim edip şöyle buyurmuştur:
    “Biliniz ki elde ettiğiniz ganimetin humusu (beşte biri) Allah’ın, Resulün, zevil kurbanın (Peygamber’in akrabalarının), yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.” [1]
    Yine ganimeti de altı yere bölüp şöyle buyurmuştur: “Allah’ın o (fethedilen) şehir halkından peygamberine verdiği fey (mal, servet, toprak vb.), Allah’a, Peygamber’e, yakın akrabalığı olanlara (Ehl-i Beyt’e), yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir? Öyle ki (bu mal ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın.” [2]
    Bu ayetlerin gereğince, ben yolcu ve yoksul olduğuma göre sen beni hakkımdan mahrum bırakmışsın.”
    Memun- “Acaba ben, senin bu sözlerinle Allah’ın hüküm ve cezalarından birini terk mi edeyim?”
    Sofu- “İlk önce kendini arındır, daha sonra başkalarını arındırmaya çalış! İlk önce Allah’ın haddini (cezasını) kendine uygula, daha sonra başkalarına uygula!”
    Memun artık cevap veremedi, İmam Rıza’ya dönerek: “Bu konuda senin görüşün nedir?” dedi.
    İmam Rıza (a.s)- “Bu adamın maksadı şudur ki, sen hırsızlık yaptığın için o da hırsızlık yapmıştır!”
    Memun bu sözden öfkelenip hırsızlık yapan adama dönerek şöyle dedi: “Allah’a ant olsun ki senin elini kestireceğim.”
    Sofu- “Acaba sen mi benim elimi kestiriyorsun, oysaki sen benim kölemsin?!”
    Memun- “Yazıklar olsun sana, ben nasıl senin kölen oldum?!”
    Sofu- “Senin annen Müslümanların malıyla alındığından dolayı seni azat etmedikleri serece bütün Müslümanların kölesisin; ben de seni azat etmemişim.
    Üstelik sen humusu da yutmuşsun! Binaen aleyh ne Resulullah’ın Ehl-i Beyt’inin hakkını eda etmişsin, ne de benim ve benim gibi olanların hakkını vermişsin. Bir de kirli (suçlu) birisi, kendisi gibi çirkefli birisini temizleyemez; temiz bir kimsenin bulaşık bir şeyi temizlemesi gerekir. Hadde (şer’i cezaya) layık olan birisi kendisinden başlamadan önce başka birisine had uygulayamaz! Allah Teala’nın şöyle buyurduğunu duymamış mısın?:
    “Siz insanlara iyiliği emrediyorken kendinizi mi unutuyorsunuz? Oysa siz Allah’ın kitabını okumaktasınız. Yine de akıllanmayacak mısınız?” [3]
    Bu esnada Memun İmam (a.s)’a yönelerek: “Bu şahıs hakkında görüşün nedir?” diye sordu.
    İmam Rıza (a.s) cevaben şöyle buyurdular:
    Allah Teala, Hz. Muhammed (s.a.a)’e şöyle buyurmuştur:
    “Allah Teala’nın kullara verdiği bir hüccet-i baliğası (üstün ve apaçık delili) vardır. Hüccet-i baliğa öyle bir hüccettir ki, cahil bir şahısa yetiştiğinde alim bir şahıs gibi onu anlar, dünya ve ahiret hüccetle ayakta durmuşlardır!”
    İmam Rıza (a.s)’ın sözü buraya vardığında Memun, sofu adamın serbest bırakılmasını emretti.
    Memun bu olaydan sonra, halkın arasına çıkmıyordu, Hz. Rıza (a.s) hakkında düşünceye dalmıştı; nihayet İmam (a.s)’ı zehirleterek şehit etti.[4]
    _________________
    [1] - Enfal/41
    [2] - Haşr/7
    [3] - Bakara/44
    [4] - Bihar’ul-Envar, c. 49, s. 288
    _________________
     
     
    2- Allah Aşkına Her Ne Söylediyse Yapma!

    Celludi isminde bir adam, Harun Reşit hükümeti tarafından Medine’de Ebu Talip evlatlarının evlerine saldırdı. İmam Rıza (a.s)’ın evine vardığında hanımların ziynet eşyalarını almak için içeri girmek istedi. İmam (a.s) bu durumu görünce şöyle buyurdu:
    “Bu zulmü uygulamaya görevli olduğuna göre birazcık sabret; benim kendim ziynet eşyalarını sana getireyim.”
    İmam (a.s) dediği şekilde de yaptı. Bu meselenin üzerinden bir müddet geçti ve siyasetler değişti, İmam Rıza (a.s)’ı veliaht ettiler. Bu sırada Celludi’yi zindana attılar. Muhakeme zamanı gelince İmam (a.s) Memun’a: “Bu ihtiyar kişiyle işin olmasın, onu bana bağışla” dedi. Uzaktan İmam’la Memun’un konuşmasına şahit olan Celludi, İmam’ın Memun’dan onun idamını istediğini zannetti; bundan dolayı Memun’a: “Allah aşkına bu kişi sana benim hakkımda her ne söylediyse yapma.” Memun da cevaben şöyle dedi: “Şimdi kendin yemin verdirdin. O halde kötü kader seni beklemektedir. Memun daha sonra onun idam fermanını imzaladı.

    (Sefinet’ul-Bihar)
    _________________
     
    3- İki Yolcu

    İki yolcu Horasan’a gittiler; namazlarının hükmünü sormak için İmam Rıza (a.s)’ın huzuruna vardılar. İmam (a.s) onlardan birine: “Senin namazın iki rekattır (seferidir)”; diğerine de: “Senin namazın dört rekattır (tamdır)” buyurdular.
    O iki yolcu, İmam (a.s)’ın aralarında koyduğu farka şaşırdılar. İmam (a.s) onların bu hayretini görünce şöyle buyurdular:
    “Senin namazının iki rekat olmasının sebebi şudur ki, sen helal yolculuğa gelmişsin; hedefin de beni görmek ve ziyaret etmektir. Helal yolculukta dört rekatlı namaz iki rekat kılınır. Ama diğerinin hedefi tağutu görmektir ve seferi de haram olduğundan dolayı dört rekatlık namazında bir değişiklik olmaz.”

    (Vesail’uş- Şia, c.5, s.510)
    _________________
     
     
    4- Hurmayı Sevmesi

    Süleyman-i Caferî şöyle diyor:
    Bir gün İmam Rıza (a.s)’ın yanına uğradım, önünde berni hurması vardı, iştahla onu yiyordu. İmam (a.s) bana: “Ey Süleyman! Yaklaş hurma ye” buyurdular. Ben de İmam’la birlikte hurma yedim. Sonra İmam’a: “Canım sana feda olsun, ben sizin bu hurmayı iştahla yediğinizi görüyorum” dedim. İmam (a.s): “Evet ben hurmayı çok severim” buyurdular. Ben: “Neden çok seviyorsunuz?” dediğimde şöyle buyurdular:
    “Resulullah (s.a.a) hurmayı çok severdi, Emir’ul-Muminin Ali (a.s) hurmayı çok severdi, Hasan’üz- Zeki (a.s) hurmayı çok severdi, Ebu Abdullah’il- Hüseyin (a.s) hurmayı çok severdi, Seyyid’ul-Abidin (a.s) hurmayı çok severdi, Ebu Cafer (İmam Bakır -a.s-) hurmayı çok severdi, Ebu Abdullah (İmam Sadık -a.s-) ve babam (İmam Musa Kazım -a.s-) hurmayı çok severdi; ben de hurmayı çok severim, şialarımız da hurmayı çok severler; çünkü onlar bizim tıynetimizden (balçıktan) yaratılmışlardır. Ey Süleyman! Bizim düşmanlarımız ise sarhoş edici şeyleri severler; çünkü onlar ateşin alevinden yaratılmışlardır.”

    (Bihar’ul-Envar, c.49, s.102, H.23)
    _________________
     
    5- Allah’a İtaat Ettiğin Takdirde Benim Kardeşimsin

    Yasir şöyle diyor:
    İmam Rıza (a.s)’ın kardeşi Zeyd, Medine’de kıyam etti; bir grup kimselerin evini yaktı ve bazılarını da öldürdü. İşte bundan dolayı ona “Zeyd’un-Nar” (Ateş Zeyd) diyorlardı. Me’mun bazı kimseleri Medine’ye göndererek onu yakalatıp kendi yanına getirtti.
    Me’mun, (İmam Rıza (a.s)’ın hatırı için onu bağışlayarak kardeşi İmam Rıza (a.s)’ın yanına götürmelerini emretti.
    Yasir şöyle devam ediyor:
    Zeyd’i İmam Rıza (a.s)’ın yanına götürdüklerinde İmam (a.s) şöyle buyurdular: “Ey Zeyd! Kufe cahillerinin: “Fatıma (a.s), iffet ve namusunu koruduğundan dolayı Allah onun zürriyetini (soyunu) cehennem ateşine haram kılmıştır” diye söylemiş oldukları söz mü seni mağrur edip aldatmıştır? Bu söz, sadece İmam Hasan (a.s)’la İmam Hüseyin (a.s) hakkında geçerlidir.
    Sen, Allah’a karşı isyan ettiğin halde, gece gündüz Allah’a itaat ve ibadet eden (baban) Musa b. Cafer (a.s)’la (birlikte) cennete gideceğini mi zannediyorsun? Eğer durum böyle olursa o zaman sen Allah katında İmam Musa b. Cafer (a.s)’dan daha üstünsün! (Çünkübaban zahmet çekerek cennete gitmiştir; oysa sen zahmetsiz cennete gitmişsin.)[1] Allah’a and olsun ki, Allah katındaki sevap, ancak O’na itaat etmekle elde edilir. Sen Allah’a isyan etmekle o sevaba ulaşabileceğini mi zannediyorsun? ne de kötü düşünüyorsun!”
    Zeyd, İmam Rıza (a.s)’ın sözlerine karşı şöyle dedi: “Ben senin kardeşin ve babanın oğluyum.”
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Sen Allah’a itaat ettiğin sürece benim kardeşimsin. Nuh (a.s) şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin vaadin de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.” Rabbi de şöyle buyurdu: “Ey Nuh! Kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş yapmıştır.”[2] Böylece Allah-u Teala onu, Allah’a karşı günah işlediğinden dolayı onun ehlinden (ailesinden) çıkarmıştır.”[3]
    _________________
    [1] - Başka bir rivayette şu sözü de ekliyor: Ali bin Hüseyin (a.s) şöyle diyordu: “Bizim iyilerimize iki kat sevap, kötülerimize de iki kat ceza verilir.” Bihar, c. 43, s. 230
    [2] - Hud / 45
    [3] - Bihar, c. 43, s. 231, H. 6; yine s. 230, H. 2; c. 49, s. 217 -219
    _________________
     
     
    6- Cennet Bahçelerinden Bir Bahçe

    Hasan b. Fazzal babasından, o da İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
    “Horasan’da bir yer vardır. Öyle bir zaman gelecek ki, orası meleklerin gidip geldiği yer olacaktır. Kıyamet gününe dek sürekli olarak bir grup melek inip bir grup melek kalkacaktır.”
    “Ey Resulullah’ın torunu, bu mekan nerededir?” dediklerinde şöyle buyurdular: “Orası Tus (Meşhed)’dur. Allah’a and olsun ki, orası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Kim beni o mekanda ziyaret ederse, Resulullah (s.a.a)’i ziyaret etmiş gibidir. Allah-u Teala, onun bu ziyareti için, kabul olmuş bin hac ve umre sevabını ona bağışlar; kıyamet günü de ben ve babalarım onun şefaatçisi oluruz.”

    (Bihar, c. 102, s. 31)
    _________________
     
     
    7- İmam Rıza (A.S) Açısından Eşitlik

    Abdullah b. Salt diyor ki: Belh halkından olan bir şahıs şöyle dedi:
    İmam Rıza (a.s)’ın Horasan yolculuğunda ben O’nunla beraberdim. Bir gün kendi sofrasının getirilmesini istedi. Sofra açıldığında, Sudan ve diğer memleketlerden olan bütün köle ve hizmetçileri o sofranın başına topladı.
    Ben İmam Rıza (a.s)’a: “Fedan olayım! Keşke bunların sofrasını ayırsaydın” dedim.
    İmam (a.s): “Sus! Bizim hepimizin Rabbi birdir; anne ve babalarımız da birdir; sevap ve ceza da amellere göredir” buyurdular.

    (Bihar, c. 49, s. 101)
     
     
    8- Maslahat İçin Beddua

    Safvan b. Yahya şöyle diyor:
    Medine’de İmam Rıza (a.s)’ın huzurunda idim. Bir grup insanlarla birlikte, oturmuş olan bir şahısın kenarından geçtik. O adam İmam (a.s)’ı işaret ederek: “Bu Rafızi’lerin İmamıdır” dedi.
    İmam (a.s)’a: “Bu adamın sözünü duydunuz mu?” diye sordum.
    İmam (a.s): “Evet, o, imanını kamil etmekte olan bir mümindir” buyurdular.
    Akşam olduğunda İmam (a.s) onun ıslahı için ona beddua etti. Çok geçmeksizin onun dükkanı yandı, hırsızlar da geri kalan eşyasını yağma ettiler. Sabah olduğunda o adamın İmam (a.s)’ın yanında mütevazı ve perişan bir vaziyette oturmuş olduğunu gördüm. İmam (a.s) ona yardım etmelerini emretti.
    Daha sonra bana hitaben şöyle buyurdular:
    “Ey Safvan! O, imanını kamil etmekte olan bir mümindir; gördüğün şeyden başkası onu ıslah edemezdi. (onun ıslah yolu bundan başka bir şey değildi).”

    (Bihar, c. 49, s. 55)
    _________________
     
     
    9- Tartışması

    İmam Rıza (a.s), İbn-i Ramin el-Fakih’e şöyle buyurdu:
    “Ey İbn-i Ramin! Peygamber (s.a.a) Medine’den hicret ettiğinde yerine kimi tayin etti.”
    İbn-i Ramin: “Hz. Ali’yi.”
    İmam (a.s): “Neden Medine halkına: “Kendiniz birini seçin. Çünkü siz dalalet ve sapıklık üzere toplanmazsınız!” diye buyurmadı?”
    İbn-i Ramin: “Halkın arasında ihtilaf ve fitne çıkmasından korktuğu için böyle yapmadı.”
    İmam (a.s): “İhtilaf çıktığı takdirde, Yolculuktan Medine’ye geri döndüğünde onu ıslah edebilirdi.”
    İbn-i Ramin: “Hz. Peygamber’in bizzat kendisi, kendi yerine birini halife tayin etmesi, elbette daha sağlam ve daha uygun olurdu.”
    İmam (a.s): “O halde hayatında, ölümünden sonrası için kesinlikle birini kendi yerine halife tayin etmiştir.”
    İbn-i Ramin: Hayır, kimseyi tayin etmemiştir!”
    İmam (a.s): “Peygamber (s.a.a)’in ölümü, O’nun yolculuğundan daha önemli değil miydi?! Dünya yolculuğu kısadır, ama ölüm yolculuğu daha uzun ve ebedidir. O halde nasıl oldu da ölüm zamanı, ümmetin ihtilaf ve fitneye düşmeyeceğinden emin olarak kendi yerine halife tayin etmedi de dünyanın birkaç günlük yolculuğunda, ümmetin ihtilafa düşeceğinden korkup da yerine halife tayin etti? Oysa Hazretin kendisi hayatta idi ve ihtilafları da ıslah edebilirdi?!”
    İbn-i Ramin, İmam Rıza (a.s)’ın mantıklı sözleri karşısında bir şey söyleyemeyerek susup kaldı.

    (Bihar, c. 23, s. 75)
    _________________
     
     
    10- Kendileri İle Alay Edenler

    İmam Rıza (a.s) alaydan sayılan şeyler hususunda şöyle buyurmuştur:
    “Yedi şey, yedi şey olmaksızın alaydandır:
    1- Kim diliyle mağfiret diler de kalbiyle pişman olmazsa, şüphesiz kendisi ile alay etmiştir.
    2- Kim Allah’tan tevfik diler de çaba sarfetmezse, şüphesiz kendisi ile alay etmiştir.
    3- Kim ihtiyat etmek ister de ihtiyat etmezse, şüphesiz kendisi ile alay etmiştir.
    4- Kim Allah’tan cenneti diler de zorluklara tahammül etmezse, şüphesiz kendisi ile alay etmiştir.
    5- Kim cehennem ateşinden Allah’a sığınır da dünya şehvetlerini terk etmezse, şüphesiz kendisi ile alay etmiştir.
    6- Kim Allah’ı anar da O’nunla mülakat etmeye koşmazsa, şüphesiz kendisi ile alay etmiştir.
    (Yedinci şey, Bihar’da zikrolunmamıştır.)

    (Bihar, c. 78, s. 356)
     
     
    11- İmam Rıza (a.s) Ve Bozuk İtikada Karşı Mücadele

    Bir adam İmam Rıza (a.s)’ın yanına gelerek: “Allah’ın sıfatlarını bize beyan et” dedi.
    İmam (a.s), Allah’ın celal ve cemal sıfatlarından bazılarını beyan etti.
    O adam şöyle dedi: “Annem ve babam size feda olsun! Bizim yanımızda, sizi sevdiğini iddia eden ve bu sıfatların Hz. Ali’de olduğunu ve O’nun alemlerin rabbi olan Allah olduğunu söyleyen bir şahıs vardır.”
    İmam (a.s) bu sözü duyunca titredi ve terledi. Sonra şöyle buyurdu:
    “Allah, bu zalim ve kafirlerin dedikleri sözlerden çok daha yüce ve münezzehtir. Hz. Ali (a.s) da yemek yiyenler gibi yemek yemiyor muydu? Su içenler gibi su içmiyor muydu? Evlenenler gibi evlenmiyor muydu? Konuşanlar arasında konuşmuyor muydu? Bunlarla birlikte namaz kılıyordu, tevazuda bulunuyordu, Allah’ın karşısında zelil idi, O’na yalvarıp yakarıyordu. Acaba bu sıfatlara sahip olan birisi Allah olabilir mi? Eğer bu Allah olursa, sizin hepiniz bu sıfatlarda onunla ortak olup Allah olursunuz!”

    (Bihar, c. 25, s. 275)
    _________________
     
     
    12- Dinlerin En Üstününe Hidayet

    Abdullah b. Muğayre şöyle diyor: Ben Vâkıfî[1] idim, hacca gittim, Mekke’ye vardığımda bir şey kafama takıldı. Kabe ile Hacer’ül-Esved arasında Mültezim denilen yere yapışıp Allah’a sığınarak arzettim ki:
    “Allah’ım! Sen benim murat ve maksadımı biliyorsun. Beni mezhepler ve dinlerden en üstün olanına hidayet et.”
    Bu arada kalbime Hz. Rıza (a.s)’ın hizmetine gitmek fikri ilham oldu. Medine’ye giderek O hazretin kapısını çaldım. Hizmetçiye dedim ki: “Efendine, Irak ehlinden bir kişinin kapıda beklediğini söyle.”
    Bu esnada İmam (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Ey Abdullah b. Muğayre! İçeri gel.”
    İçeri girdiğimde beni görünce buyurdular:
    “Allah-u Teala duanı kabul buyurdu ve seni kendi dinine hidayet etti.”
    Arzettim ki: “Şehadet ediyorum ki, sen Allah’ın yaratıklarına olan hüccet ve eminisin.”[2]
    _________________
    [1] - Vakıfî: Yedi imama inanıp, İmam Musa b. Cafer’de kalan ve imametin O’nda bittiğini ve O’nun Kâim (Mehdi) olduğunu kabul eden fırkaya denir.
    [2] - İsbat’ul-Hudat c. 6, s. 34
    _________________
     
     
    13- Fazl'ın Katledilme Haberi

    Ali b. İbrahim, Yasir’den şöyle naklediyor:
    “Bir gece İmam Rıza (a.s) bize şöyle buyurdu: “Bu gece nazil olacak şeyin şerrinden Allah’a sığınıyoruz, deyin.”
    Biz de sabaha kadar bu sözü tekrar ettik. O hazret sabah namazını kıldıktan sonra buyurdular: “Damın üzerine çık, bak gör bir ses duyuyor musun?”
    Dama çıktığımda ağlama ve feryat sesleri duydum. Bu arada Me’mun, kendi evi ile İmam (a.s)’ın evi arasında bulunan kapıdan İmam (a.s)’ın yanına gelerek şöyle dedi: “Benim serverim! Allah Fazl’ın musibetinde size mükafat versin. O dünyadan göçtü. Hamama girdiği sırada bir grup kılıçlarla üzerine saldırarak onu öldürdüler. Onlardan üç kişi yakalandı; onlardan biri de halasının oğlu Fazl-ı Zü’l-Kalemeyn idi.”
    Ordu, komutanlar ve Fazl’ın akrabaları Me’mun’un kapısında toplanarak; “O (Me’mun) Fazl’ı gafil avlayarak öldürdü ve biz onun kanını talep ediyoruz” diyorlardı.
    Ateş getirip kapıyı yakmak istediklerinde Me’mun İmam’a şöyle dedi: “Serverim! Uygun görüyorsanız, dışarı çıkarak halkı dağıtın.”
    İmam (a.s) ata bindi, bana da aynısını emrettiler. Birlikte dışarı çıktığımızda halkın toplandığını gördük. İmam (a.s) eliyle dağılın, dağılın, diye işaret etti. Allah’a andolsun ki, halk öğle dağıldı ki, birbirlerini çiğniyorlardı. İmam (a.s) kime işaret ediyorduysa, koşa koşa orayı terk ediyordu.

    (Usul-u Kafi, c. 1, s. 490)
    _________________
     
    14- İmam Rıza'yı Ziyaret Etmenin Sevabı

    Hasan b. Ali b. Fezail şöyle diyor:
    Horasan ehlinden bir kişi İmam Rıza (a.s)’a, Peygamber-i Erkem (s.a.a)’i rüyada gördüğünü ve Hazretin şöyle buyurduğunu söyledi:
    “Benim bedenimin bir parçasını sizin toprağınızda defnedip, onu size emanet ettiklerinde ve yıldızım sizin toprağınızda gurup ettiğinde ne halde olacaksınız?”
    İmam Rıza (a.s) buyurdu:
    “Sizin toprağınızda gömülecek, Peygamber’in bedeninin bir parçası ve O’nun emanet ve yıldızı olan benim. Bilin ki, kim beni ziyaret eder ve Allah’ın farz kıldığı üzere benim hak ve itaatimi tanırsa, kıyamet günü ben ve atalarım onun şefaatçisi oluruz.”

    (Men la Yehzuruh’ul-Fakih, c. 2, s. 365, h. 3191)
    _________________
     
     
     
    15- Tus, Cennet Bahçelerinden Bir Bahçedir

    Fezail şöyle diyor:
    Hz. Rıza (a.s) şöyle buyurdular:
    “Horasan’da bir parça yer var. Bir gün gelecek ki, meleklerin gidiş ve geliş yeri olacak. Kıyamete kadar onlardan bir grup gökten inecek, diğer bir grup ise göğe yükselecekler.”
    Arzettiler ki: “Ey Allah Resulünün oğlu! Burası yerin hangi parçasıdır?”
    Buyurdular: “Tus (Meşhed) yeridir. Allah’a andolsun ki, burası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Kim beni bu yerde ziyaret ederse, Peygamber (s.a.a)’i ziyaret eden kimse gibi olur. Allah-u Tebarek ve Teala, ona bin tane kabul görmüş hac ve umre sevabı yazar; ben ve atalarım kıyamet günü onun şefaatçisi oluruz.”

    (Men La Yehzuruh’ul-Fakih, c. 2, s. 366, h. 2193)
    _________________
     
     
    16- Ölenin Dirilmesi, Ağlayanın İse Ölmesi

    Muhammed b. Davud şöyle naklediyor:
    Kardeşimle birlikte İmam Rıza (a.s)’ın hizmetindeydik. Biri gelip Muhammed b. Cafer’in çenesini bağladıklarını (artık ölmek üzere olduğunu) söyledi. Biz İmam (a.s) ile onun yanına gittik. İshak ve diğer oğullarının ve bütün Ebu Talip Oğullarının ağladıklarını gördük. Hazret onun baş ucunda oturarak yüzüne bakıp tebessüm etti. Meclistekiler bu tavrı İmam’a yakıştırmadılar. Bazıları “İmam kendi amcasına alaycasına gülüyordu” dediler.
    Hazret kalkıp namaz için mescide gittiğinde, arzettim ki: “Kurbanın olayım! Siz tebessüm ettiğinizde, meclistekilerden, sizin hakkınızda hoş olmayan sözler duydum.”
    İmam (a.s) buyurdu ki: “Ben İshak’ın ağlamasına şaşırdım; çünkü o, Muhammed’den daha önce ölecek ve o ona ağlayacaktır.”
    Bir müddet geçtikten sonra Muhammed’in iyileştiğini İshak’ın ise öldüğünü gördüm.

    (İsbat’ul-Hudat, c. 6, s. 62)
    _________________
     
     
    17- Reyyan B. Salt

    Muammer b. Hallad diyor:
    Reyyan b. Salt -ki Fazl b. Sehl onu Horasan’ın bazı ilçelerine göndermişti- bana şöyle dedi:
    “İmam Rıza (a.s)’dan, hizmetine varıp selam vermem için bana izin almanızı istiyorum ve elbiselerinden birini bana giydirmesini ve kendi adına bastırılan paralardan da bana bağışta bulunmasını arzu ediyorum.”
    Ben İmam (a.s)’ın yanına vardığımda, ben bir şey söylemeden Hazret şöyle buyurdular: “Reyyan b. Salt, yanımıza gelerek bizden elbise ve para almak istiyor, ona izin ver gelsin.”
    Ben de izin verdim. Reyyan içeri girip selam verdi. İmam (a.s) da iki elbise ile kendi paralarından otuz dirhem ona bağışta bulundular.

    (İsbat’ul-Hudat, c. 6, s. 64)
    _________________
     
    18- Me’mun’un Neticesiz Komplosu

    Hersemet b. A’yan şöyle diyor:
    Me’mun’un evinde, İmam Rıza (a.s)’ın öldüğüne dair gerçek dışı bir şayia çıkarıldı. Ben, Me’mun’un kapısını çalıp, O hazretin hizmetine varmak için izin istedim. -İmam’ın yanına varmak için Me’mun’un evinden geçmek gerekiyordu.- Me’mun’un Subeyh isimli hizmetçisi (aynı zamanda İmam’ın dostlarındandı) dışarı çıkarak dedi ki: “Ey Herseme! Me’mun dün akşam, gecenin ilk yarısında hizmetçilerinden otuz kişiyi topladı. Girdiğimizde mumların çokluğundan ortalık gündüz gibi olmuştu. Zehirle bilenmiş keskin kılıçlar önündeydi ve bizden başka kimse de orada yoktu. Sonra bizleri tek tek çağırıp her birimizden ahit ve söz alarak dedi ki: “Bu ahdinize vefalı kalmalısınız; bu ahit gereği verdiğim emri uygulamalısınız ve onda kusur yapmamalısınız.”
    Biz de onun emrinden çıkmayacağımıza dair yemin ettik. Daha sonra şöyle dedi: “Her biriniz şu kılıçlardan birini alın, İmam Rıza’nın odasına girin, hangi halde olursa olsun (ister ayakta, ister oturmuş, ister yatmış olsun) O’nunla konuşmadan kılıçları üzerine indirin ve onu parça parça edin. Yerdeki sergi ile bedenini sarıp kılıçlarınızı da onunla temizleyin ve gelin. Yaptığınız bu amel ve koruyacağınız bu sır karşılığında, her birinize o bin dirhemlik olan on kese ve verimi iyi olan on tarla vereceğim ve yaşadığım sürece benden yararlanacaksınız.”
    Biz de kılıçları alıp odaya girdik. O hazret uzanmıştı, el ve gözünü hareket ettirerek bir şeyler söylüyordu, ama biz anlayamıyorduk. Köleler kılıçlarla ona hamle ettiler, ben de kılıcı bırakıp O hazrete bakıyordum. Sanki onların hamle edeceğini bildiğinden elbisesinin altından kılıcın işlemeyeceği bir şey giymişti. O Hazretin bedenini bir sergiye bırakıp onu dürdükten sonra Me’mun’un yanına gittiler.
    Me’mun; “Ne yaptınız?” diye sordu.
    Cevabında; “Emrettiğini uyguladık” dediler.
    Me’mun; “Artık (bu olay hakkında) bir şey söylemeyin” dedi.
    Sabah ortalık aydınlanınca Me’mun, güya İmam’ın vefatından haberdar olup üzülmüş bir görüntü içerisinde başı ve yakası açık bir şekilde evden dışarı çıktı. Daha sonra kalkıp, olayın nasıl olduğunu görmek için ayak yalın gitti. Ben de onun önünde gidiyordum. Odasının önüne yetiştiğinde ağır bir ses duydu. Korkarak şöyle dedi: “Odada kim var?”
    “Ey müminlerin emiri, bilmiyoruz” dedik.
    Me’mun: “Zikir sesi geliyor” dedi.
    Ben; “Bir kişi Hz. Rıza’nın mihrabında oturup namaz kılıyor, zikir ediyor” dedim.
    Me’mun titreyerek şöyle dedi: “Beni aldattınız! Allah size lanet etsin.”
    Daha sonra bana dönerek dedi ki: “Subeyh! Sen O’nu tanıyorsun, bak gör namaz kılan kimdir?”
    Ben odaya doğru giderken Me’mun geri döndü. Kapıya vardığımda İmam (a.s) “Subeyh!” diye seslendi. Ben de “Lebbeyk ey mevlam!” dedim ve yere kapandım.
    Buyurdular: “Kalk! Allah sana merhamet etsin. Bu zalimler Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar; ama Allah, kafirler istemese de nurunu tamamlayacaktır.”
    Sonra Me’mun’un yanına döndüğümde, yüzünün simsiyah olduğunu gördüm.
    Me’mun; “Subeyh! Ne haber?” diye sordu.
    Cevabında; “Ey müminlerin emiri! Allah’a andolsun ki, (İmam Rıza) kendi odasında oturmuştu; beni çağırdı ve şöyle böyle dedi” dedim.
    Me’mun elbisesinin düğmelerini bağladı, kapıları kapatmalarını emretti ve şöyle dedi: “Deyin ki, O bayılmıştı, ama şimdi kendine geldi.”
    Herseme diyor: “Allah’a çok şükrettim, sonra İmam (a.s)’ın huzuruna vardım. Beni görünce şöyle buyurdular: “Ey Herseme! Subeyh’in sana söylediklerini, Allah’ın, kalplerini bizim velayetimiz ve dostluğumuzla imtihan ettiği kimseler hariç başkalarına söyleme.”
    Ben de; “Gözüm üstüne” dedim.
    Sonra şöyle buyurdular: “Ey Herseme! Allah’a andolsun ki, bunların hileleri, Allah’ın emrinin zamanı gelmedikçe bize bir zarar vermez.

    (Uyun-u Ahbar’ir-Rıza, c. 2, s. 224)
    _________________
     
     
    19- Kum Şiaları Ve İmam Rıza (a.s)’ın Ziyareti

    Ebu Selt-i Herevî şöyle diyor:
    İmam Rıza (a.s)’ın hizmetinde olduğum bir sırada, Kum ehlinden bir grup gelerek İmama selam verdiler. İmam (a.s) cevap verdikten sonra onları yanında oturttu ve hal hatır sorduktan sonra şöyle buyurdu:
    “Sizler gerçekten bizim şiilerimizsiniz. Bir zaman gelecek ki, Tus (Meşhed) şehrinde benim kabrimi ziyaret edeceksiniz. Kim gusledip de beni ziyaret ederse, annesinden doğduğu gün gibi günahlardan arınmış olur.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 6, s. 98)
    _________________
     
     
    20- Şahadet Haberi

    Ebu Selt-i Herevî şöyle diyor:
    İmam Rıza (a.s)’ın hizmetinde bulunduğum bir sırada şöyle buyurdular: “Ey Eba Salt! Git, Harun’un kabrinin bulunduğu kubbenin dört tarafından toprak getir.”
    Gidip o toprakları getirdiğimde kapı tarafından aldığım toprağı istedi. Onu verdiğimde alıp koklayarak attı ve buyurdu: “Bu toprağı aldığın tarafta benim için bir mezar kazacaklar; kazarken bir taş bulunacak, eğer Horasan’ın bütün kazmalarını getirseler yine de kazılmaz.”
    Daha sonra ayak ve baş tarafının toprağı hakkında da aynı şeyleri söyledi. Sonra buyurdu:
    “Benim kabrimden getirdiğin toprağı ver. Orada benim için mezar kazdıklarında onlara de ki: Kabri yedi karış aşağı doğru kazsınlar ve ortasını çukurlaştırsınlar. Eğer lahd kazmak istiyorlarsa, de ki, Lahdı iki zıra bir karış yapsınlar. Zira Allah istediği kadar genişletir. Böyle yaptıklarında kabrin baş tarafında bir rutubet göreceksin. O zaman sana öğreteceğim sözü söyle. Onu söyleyince su taşıp lahdı dolduracak ve küçücük balıklar göreceksin. Sana verdiğim bu parça ekmeği ufalayıp onlara ver yesinler. Bittiğinde büyük bir balık ortaya çıkıp onları yutacak; öğle ki onlardan bir şey kalmayacak ve sonra o da yok olacak. İşte o zaman elini ona bırak ve sana söyleyeceğim sözü söyle. O sözü söyler söylemez su tamamen çekilecek. Bu işi, Me’mun’dan başkasının yanında yapma.”
    Daha sonra buyurdu:
    “Ey Eba Salt! Yarın bu facirin (Me’mun’un) yanına gideceğim. Eğer başı açık dışarı çıkarsam, istediğin her şeyi sor, cevabını veririm. Ama eğer başım örtülü olarak çıkarsam benimle konuşma…”
    Ebu Salt sözünün devamında şöyle diyor:
    Her şey İmam (a.s)’ın dediği şekilde gerçekleşti. Me’mun kabrin baş tarafındaki rutubeti, balıkları vs. şeyleri görünce şöyle dedi: “İmam Rıza (a.s) hayatı döneminde daima bir takım şeyleri bize gösteriyordu, vefatından sonra da bir takım ilginç şeyleri gösterdi.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 6, s. 93)
    _________________
     
    21- Veşşa’nın Vakıfilik İnancından Dönmesi

    Hasan b. Ali el-Veşşa şöyle diyor:
    İmam Rıza (a.s)’ın imametine inanmadan önce, babalarından ve diğerlerinden rivayet edilen birçok meseleleri yazarak bir kitapta topladım. O kitabı elbisemin içine koyarak O hazretin evine doğru hareket ettim. O hazretin işinde tahkik yapmak ve O’nu denemek istiyordum. Onunla yalnız görüşmek ve kitabı kendisine sunmak niyetindeydim. Bir grup adam O’nun kapısında oturmuşlardı. Ben de “İçeri girmek için nasıl izin alabilirim?” diye düşünüyordum. Bu esnada bir hizmetçi elinde bir kağıt olduğu halde dışarı çıkarak şöyle dedi: “Hanginiz Hasan b. Ali el-Veşşa b. Nebet-i İlyas-i Bağdadi’siniz?”
    Ben kalkarak: “Hasan b. Ali el-Veşşa benim; ne işiniz var?” diye sordum.
    Dedi ki: “Efendim bu kağıdı size vermemi emretti.”
    Kağıdı alıp bir kenara giderek onu okudum. Allah’a andolsun ki, aklımdan geçen bütün soruların cevabını yazmıştı. O zaman O’nun imametine iman edip, Vakıfîlik inancından döndüm.

    (Uyun-u Ahbar’ir-Rıza, c. 2, s. 228)
    _________________
     
     
     
     
    22- Kabrinin Harun’un Kabri Yanında Olmasından Haber Vermesi

    Hamza b. Cafer el-Ercani şöyle diyor:

    Harun, Mescid’ul-Haram’ın bir kapısından, İmam Rıza (a.s) ise diğer kapısından dışarı çıktılar. Bu esnada İmam (a.s) şöyle buyurdu:
    “Vatan ne kadar uzak, mülakat ise ne kadar yakın! Tus! Tus! Tus! Ey Tus! Çok yakında bizim ikimizi bir araya getireceksin.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 6, s. 76)
    _________________
     
     
    23- Ey İbn-i Cehm Aldanma!

    Ali b. Muhammed b. Cehm diyor:
    Me’mun, zahirde peygamberlerin masumiyetiyle çelişkili olan ayetlerle ilgili bir takım sorular sordu. İmam Rıza (a.s) da en iyi şekilde cevap verdi.
    Ali b. Muhammed şöyle diyor:
    Me’mun, namaz için kalktığında, Muhammed b. Cafer’in elinden tutarak: “Kardeşin oğlunu nasıl gördün?” diye sordu.
    O cevabında şöyle dedi: “O bilgin birisidir; herhangi bir kişinin yanına ilim öğrenmek için gidip geldiğini görmedim.”
    Me’mun da şöyle dedi: “Kardeşin oğlu, Peygamber (s.a.a)’in Ehlibeyti’ndendir. Peygamber (s.a.a) onların hakkında şöyle buyurmuştur: “İtretimin iyileri ve neslimin temizleri, çocuklukta halkın en akıllıları, büyüklük çağlarında ise onların en bilginleridirler.”
    Ali b. Muhammed ekliyor:
    Ertesi gün Hazretin yanına vararak Me’mun’la Muhammed b. Cafer’in sözlerini O’na anlattım. İmam (a.s) gülerek buyurdular: “Ey İbn-i Cehm! Me’mun’un bu sözlerine aldanma. Zira o, çok yakında beni hileyle öldürecek ve Allah da benim intikamımı ondan alacaktır.”[29]

    (Uyun-u Ahbar’ir-Rıza, c. 2, s. 195, b. 15)
    _________________
     
     
    24- Di’bil-i Huzai’nin Şiirini Tamamlaması

    Ebu Selt-i Herevi diyor:
    Di’bil-i Huzaî, Merv’de İmam Rıza (a.s)’ın hizmetine yetişerek şöyle dedi: “Ey Allah Resulünün oğlu! Sizin hakkınızda bir kaside yazdım, sizden önce kimseye okumamaya karar aldım.” İmam (a.s) okumasını istedi ve o da okumaya başladı:
    “O evler, Kur’ân ayetlerinin tedris edildiği yerlerdi,
    Ama şimdi) Kur’ân tilaveti ve sesinden bir haber yok.
    İlahi vahyin iniş yerleri idi,
    Ama şimdi ibadet ve hidayetten boş kalıp viraneye dönüşmüşler.”
    Di’bil şiirinin devamında şu mısraı okuyor:
    “(Zehra’nın evladından) Temiz nefisliye ait bir kabir Bağdat’tadır,
    Allah onu, cennetin odalarında sakin kılmayı üstlenmiştir.”
    Di’bil bu mısraı okuyunca İmam (a.s) şöyle buyurdu:
    “Kasideni kamil etmek için iki beyit de ben ekleyeyim mi?”
    Di’bil arzetti: “Evet, ey Resulullah’ın oğlu!”
    İmam (a.s) şöyle buyurdu:
    “Tus’da bir mezar vardır, musibeti ne de büyüktür!
    Kâimimiz kıyam ettiğinde, gam ve kederi bizlerden giderecektir.”
    Di’bil arzetti: “Ey Allah Resulünün oğlu! Tus’daki bu kabir kimindir?”
    İmam (a.s) cevabında şöyle buyurdu:
    “Benim kabrimdir. Çok geçmeden Tus şehri Şiilerimin git gel yeri ve ziyaret mekanı olacaktır. Kim beni Tus’da ziyaret ederse, kıyamet günü bağışlanır ve makamımda benimle birlikte olur.”

    (Kemal’ud-Din, c. 2, s. 373)
    _________________
     
     
    25- Bütün Dilleri Bilmesi, Geçmiş Ve Gelecekten Haberdar Olması

    Kutb-u Ravendi şöyle naklediyor:
    Bir adam İmam Rıza (a.s)’a arzetti ki: Muhammed b. Fazl, sizin, Allah’ın nazil ettiği her şeyi ve her dili bildiğinizi söylüyor?”
    İmam (a.s; “Doğru söylemiştir” buyurdu.
    Arzetti: “O halde emin olmak için sizi diller hususunda imtihan etmek istiyorum.”
    Ravi diyor ki, İmam (a.s) Rumca, Hintçe, Türkçe ve Farsça konuştular ve her birine kendi diliyle cevap verdi. Hepsi İmamın, kendilerinden daha fasih konuştuklarını itiraf ettiler.
    Ravi şöyle diyor: Sonra İmam (a.s), İbn-i Hizab’a bakarak buyurdu: “Eğer sana; şu yakınlarda akrabalarından birinin kanına bulaşacaksın dersem, kabul eder misin?”
    İbn-i Hizab; “Hayır! Zira Allah’tan başka kimse gaybı bilemez” dedi.
    İmam (a.s) buyurdu: “Allah buyurmuyor mu ki: “Gaybı bilir ve kimseye gaybını bildirmez ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu kimseler hariç.”[1] Peygamber Allah’ın razı olduğu kimsedir ve biz de O’nun varisleriyiz. Allah O’nu gaipten istediğine muttali kıldı. Bizler geçmişin ve kıyamete kadar geleceğin ilmine sahibiz. Sana haber verdiğim şey, beş güne kadar gerçekleşecektir. Eğer gerçekleşmezse, ben yalancıyım. Eğer gerçekleşirse, o zaman bil ki, sen Allah ve Resulünü reddetmişsin. Diğer bir nişane de şu ki, sen kör olacaksın; bu da birkaç gün sonra vaki olacaktır. Diğer bir alamet de şu ki, yalan yere yemin ettiğinden dolayı abraş hastalığına yakalanacaksın.”
    Muhammed b. Fazl diyor ki: “Allah’a andolsun ki, bu belaların hepsi o adamın başına geldi.”
    Daha sonra şöyle diyor: “İmam (a.s), Hıristiyan ve Yahudi alimlerinden bir grup toplayıp Tevrat, İncil ve Zebur’dan onlara deliller getirdi. Öğle vakti olduğunda onlara buyurdu: “Şimdi namaz kılacağım, daha sonra da Medine valisi ile -verdiğim söz üzere- mektubun cevabını yazmak için Medine’ye gideceğim. Yarın sabah İnşaallah buradayım.”
    İmam (a.s) namaz kıldıktan sonra gitti ve ertesi gün meclisine döndü. Meclise hizmetçi bir Rum kızı getirdiler. Hazret onunla kendi diliyle konuştu. Hıristiyan alimi ise onları dinliyordu...
    Ravi sonra şöyle diyor: İmam (a.s) sonra bir Sindiyle (Çinliyle) Çince konuştu ve o da İslam dinini kabul etti...
    Ravi daha sonra şöyle diyor: Konuşma sona erdikten sonra, mecliste bulunanlardan biri şöyle dedi: Muhammed b. Fazl, “Sizi Horasan’a götüreceklerdir!” diyor.
    İmam (a.s); “Evet, ihtiram ve tazim ile götürecekler” buyurdu.
    Muhammed b. Fazl diyor: O grup, Hazretin imametine şahadette bulundular. Hazret geceyi bizim yanımızda geçirdi, sabahleyin ise onlarla vedalaştı. Bana bir takım siparişlerden sonra gitti, biz de onunla gittik. Köyün ortalarına yetiştiğinde yolun kenarına çıkıp dört rekat namaz kıldı ve bana buyurdu: “Ey Muhammed! Seni Allah’a ısmarlıyorum artık dön.”
    Sonra gözümü kapatıp açmamı emretti. Gözlerimi açtığımda, Basra’da evimin kapısının önünde olduğumu gördüm.[2]
    _________________
    [1] - Cin: 26-27
    [2] - İsbat’ul-Hudat, c. 6, s. 129
    _________________
     
     
    26- Hz. Peygamber (s.a.a)’in Kılıcı

    Muhammed b. Fazl şöyle diyor:

    İmam Rıza (a.s)’ın yanına vararak bir şeyler sordum. Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in kılıcı hakkında da soru sormak istiyordum, ama unuttum. Daha sonra dışarı çıkıp Hüseyin b. Beşşar’ın evine gittim. O sırada Hazretin hizmetçisi şu içerikte bir mektup getirdi:
    “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Ben babamın mesabesinde ve O’nun varisiyim. Peygamber (s.a.a)’in yanında olan kılıç şimdi benim yanımdadır.”

    (İsbat’ul-Hudat, c. 6, s. 135)
    _________________
     
     
    27- Havariç'ten Bir Kişi

    Muhammed b. Zübeyd-i Razi şöyle diyor:
    İmam Rıza (a.s)’ın veliahtlığından sonra, yanında olduğum bir sırada, Haricilerden biri, gömleğinin kolunda zehirli bir bıçak saklamış olduğu halde içeri girdi. Gelirken dostlarına demiş ki: “Vallahi şimdi, kendisini Peygamber’in oğlu ve varisi diye tanıtan, sonra da şu zalimin (Memun’un) veliahtlığını kabul eden bu adamın (İmam Rıza (a.s)) yanına gidiyorum, eğer ikna edici bir delili olursa hiç, aksi takdirde halkı ondan rahatlatacağım.”
    O adam gelerek izin alıp içeri girdi. Hazret buyurdu: “Bir şartla soruna cevap veririm, acaba bu şarta vefa edecek misin?”
    “Nedir?” diye sordu.
    Buyurdular: “Cevabım ikna edici olursa, gömleğinin kolunda sakladığını kırıp atacaksın.”
    Harici adam, İmam (a.s)’ın bu sözünden şaşkınlığa uğradı ve sonra bıçağı çıkarıp kırdı.

    (İsbat’ul-Hudat, c. 6, s. 136)
    _________________
     
     
    28- İmam Mehdi (a.s)’dan Haber

    Reyyan b. Salt diyor:
    İmam (a.s)’a; “Sahib’ul-Emr (Mehdi) siz misiniz?” sordum.
    Buyurdular ki:
    “Ben, emir (imamet) sahibiyim, ama ahir zamanda gelecek olan ve zulümden sonra cihanı adaletle dolduracak olan Sahib’ul-emr ben değilim; bedenimdeki olan bu zaaf ve güçsüzlükle ben nasıl O (Mehdi) olabilirim? Halbuki Kâim (Mehdi), zuhur ettiğinde, yaş açısından ihtiyar, ama genç yüzlüdür. Öylesine güçlüdür ki, yeryüzündeki en güçlü ağaca el atacak olursa, onu kökünden sökebilir. Eğer iki dağ arasında seslenirse, dağların taşları parçalanır. Musa (a.s)’ın asası, Süleyman (a.s)’ın yüzüğü O’nun yanında olacaktır. O benim dördüncü göbekten oğlumdur. Allah O’nu, istediği zamana kadar gayıp perdesi arkasında saklı tutacak, daha sonra açığa çıkaracak ve yeryüzünü zulüm ve fesatla dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.”[35]

    (Kemal’ud-Din, c. 1, s. 376, h. 7)

     
    نام :
    نام خانوادگی :
    ایمیل :
     
    متن :
    متوسط امتیاز :
    %0
    تعداد آراء :
    0
    امتیاز شما :
     

     
     
     
     
     
     

    آدرس: قم - روبروي شبستان امام خميني(ره) - دفتر آيت الله العظمي شاهرودي (دام ظله)

    تلفن: 7730490 3، 7744327 3- 025 فکس: 7741170 3- 025  

    پست الکترونيک: info@shahroudi.net / esteftaa.shahroudi.com@gmail.com